Günümüzde en çok konuşulan tartışılan meselelerin başında kadın ve aile meselesinin geldiği hepimizce malumdur. Modernleşme ile birlikte yükselişe geçen kadın meselesi, özellikle II. Meşrutiyet sonrasında basın ve yayının serbestleşmesi ile birlikte, İslamcıların savunma mekanizmalarını harekete geçirmiştir.
Yakup Döğer
Bu dönemde feminizmin de etkisi ile birlikte, kadın üzerinden karşı saldırılara maruz kalan İslamcıların, savunma refleksiyle hareket ettikleri görülmektedir.
Dönemin müktesebatında çok geniş yer alan kadın ve aile konusu, bir mesele olarak ele alınmıştır. Özellikle toplumu kadın üzerinden dönüştürmeyi amaçlayan iktidara ve Batılılaşma hareketlerine karşı, İslamcıların bir cephe oluşturmak için azami çaba sarf ettikleri görülmektedir.
Modernleşme sürecinin önemli düşünürlerinden olan Mısırlı Muhammed Ferid Vecdi, kadın konusu üzerinde en çok duran ve uzun makaleler ve kitap yazan bir müelliftir. Kadın konusu üzerine yazdığı kitap ve makaleler, Mehmed Akif Ersoy tarafından tercüme edilerek, İslamcı basının amiral gemisi olan Sırat-ı Müstakim gazetesinde neşredilmiştir.
Ferid Vecdi kimdir?
Muhammed Ferid Vecdi, 1878 yılında İskenderiye’de dünyaya geldi. On altı yaşında iken babasının memur olarak tayin edildiği Dimyat’a gitti. Burada yörenin seçkin alimlerinin dini sohbetlerine katıldı ve dini konulara ilgi duymaya başladı. Üç yıl sonra Süveyş’e geçti; kısa sürede Fransızca öğrendi. Çeşitli gazetelerde yazılar yazdı. Kısa zamanda Mısır’ın önemli bir ilim ve fikir adamı haline gelen Ferid Vecdi, Cemaleddin Efgani ve Muhammed Abduh’un etkisinde kalarak yazdığı yazılarla ününü İslam âlemine yaydı. 1933’te önceden Nûrü’l-İslâm adıyla çıkarılan Mecelletü’l-Ezher dergisinin yöneticiliğine getirildi. 1952 yılına kadar bu görevi yürüttü. Bu devrede 500’e yakın makale yazdı. Yazılarında din ve bilimi uzlaştırmaya, İslâm düşüncesini yeniden canlandırmaya çalıştı. Hayatının son iki yılını münzevi bir şekilde geçiren Ferid Vecdi 1954 yılında Kahire’de vefat etti.(1)
Ferid Vecdi, İslam Ümmetinin bir ferdi olduğundan dolayı, kendisinin de kadın meselesi hakkında fikirlerini açıklamayı kendisine bir hak olarak görür. Kadın meselesi ile ilgili yazdığı kitabında, kadının mahiyetini, vazifesini, fıtri özelliklerini, kendi cinsi için taktir edilmiş olgunluğa varabilmesinin yolunun neden ibaret olduğunu bildirmeye çalıştığını ifade eder.(2)

Kadın nedir?
Ferid Vecdi, kadının ne olduğunu tartışmaya açar. Vecdi’ye göre, “Kadın şerefli bir yaratıktır ki, onu yaratan kudret insan soyunun çoğalmasına tahsis etmiştir. Bu bakımdan vazifesi gayet ulvidir. Erkeğin bu hususta onunla yarışmaya kudreti yetmez.”(3)
Ferid Vecdi, erkekle kadını kıyaslamak gibi bir yorum yapmakta ve kadını erkeğin üzerinde bir yere konumlandırmaya çalışmaktadır. Oysa her iki cinsin de kendi fıtratlarınca yaratan tarafından tayin edilmiş vazifeleri vardır. Vecdi’yi bu yoruma götüren sebep, kanaatimizce modernleşme döneminde, Avrupa’nın kadına bakışının değişmesi yatmaktadır.
Ferid Vecdi, Muhitü’l-Ulûm adlı ansiklopediden de kadın kelimesinin nasıl izah edildiğine dair kısa bir iktibas yapar:
“Ondokuzuncu asrın ansiklopedisinde (Muhitü’l-Ulûm) “kadın” kelimesi altında şu sözler görülüyor: Kadının erkekten farkı yalnız tenasül azasındaki farklılığından ibaret değildir. Evet, vakıa bu iki cins arasındaki ihtilâfın en büyüğü cihâz-ı tenâsülde görülürse de, diğer uzuvların kâffesinde, hatta birbirine en ziyade benzeyenlerinde bile bir hususiyet aşikârdır.” (a.g.e.)
Ferid Vecdi, kadının tabii vazifesini de izaha çalışır:
“Kadın için insan hayatında gayet büyük bir vazife vardır ki, beşer cinsinin muhafazasından ve devamını temin etmekten ibarettir. Erkeğin bu konuda kadına ortak olmasına imkân yoktur. Zira bu vazifenin ifası, vücudun kendine mahsus olmasındandır. Bu ise zorla veya taklitle elde edilemez.”
Kadının vazifeleri
Ferid Vecdi’nin tasavvurunda, kadın insan soyunun devamını sağlayan varlıktır. Erkeğin ise bu hususta kadın ile aynı konumda olmasının imkânı yoktur. Vecdi, kadının tabii farklılığını sürekli öne çıkarmaktadır. Müellif kadına dört vazife tayin eder. Bu vazifeler, kadının hamileliği, çocuğunu doğurması, çocuğunu emzirmesi ve evladını terbiye etmesidir.
Kadın Batılılaşma, modernleşme ve sanayileşme ile birlikte, piyasaya sürülmek istenmektedir. Vecdi buna da itiraz eder. Kadının, karnındaki çocuğu ile beraber bir sürü amele, işçi arasında, nazik bedeniyle mahşeri dalgalanmalara maruz kalacağını, bunun sonucunda hem kendi hayatını hem de karnındaki masum evladının hayatını ciddi bir tehlikeye atmış olacağını ifade eder. Terbiye etmekle mükellef olduğu evladı, yetişkinlik çağına geldiğinde, asi bir insan olup çıkacaktır. Kadınların erkek işleriyle uğraşmaları suretiyle medeniyet inşasında açtıkları zararlardan, bütün medeni toplumların acı acı şikâyetleri gelecekte görülecektir. (a.g.e.)
Vecdi, kadına tayin ettiği dört vazife döneminde, her birinin kendine göre sorunları sıkıntıları olduğunu, bu dört dönemde de kadının türlü çile ve meşakkate maruz kaldığını anlatır. Kadın açısından hamilelik dönemi ayrı bir sorunlar yumağını, doğumunun ayrı, çocuğu emzirmesinin ve evladını terbiye etmesinin de ayrı meşakkatler getirdiğini izaha çalışır. Vecdi’ye göre, kadını erkeklerin yaptığı işleri yapmaya, erkeklerle yarıştırmaya çalışılmasının, içtimai açıdan büyük sıkıntılar ortaya çıkaracağı kesindir.
Ferid Vecdi, kadının asli vazifelerini uzunca izah ettikten sonra, bu hususta toplumun üzerine düşeni yapması gerektiğine değinir:
“İşte kadının vazifesi, cinsine has olan kemâli budur. Öyle ise bize lâzım olan, kadınların bu nokta-i kemâle yaklaşmaları, vazifelerinin hudutlarında durmalarını sağlamak için mümkün olanı yapmaktır. Bu vazifeden uzaklaşmalarını gerektirecek sebepler varsa, bunları büsbütün ortadan kaldırmak yahut yayılıp çoğalmasına meydan vermeksizin olduğu yerde kalmasına çalışmak lazımdır.” (a.g.e.)
Kadın Bedenen ve Ruhen Erkekle Bir Olabilir mi?
Ferid Vecdi, Batı dünyasında kadınların erkeklerin nüfuzunu ortadan kaldırarak, kadın egemen bir toplum oluşturulmaya çalışıldığını ve değişimin Müslüman toplumlara da sirayet etmeye başladığına dikkat çeker. Vecdi bunun üzerine bu kez de, erkeğin kadından farklı taraflarına işaret etmek ihtiyacı duyar:(4)
“Biz Garb’da kadınlar tarafından artık erkeklerin nüfuzunu tamamen kaldırarak, kendilerine mutlak bir istiklal temin eylemek maksadıyla ortaya çıkarılan bazı eserleri şu kitabımızda göstereceğiz. Bütün bu ifratın yegâne sebebi olan gayreti bildiğimizden, bu fenalığın bir takım zararlı telkinatların eseri olarak sirayet yoluyla şarka da intikal ettiğini görmekteyiz. Bu fasılda, delillerle ispat edeceğiz ki, zan olunan bu istiklal, tabii ilişkilerdendir. Bu emelin gerçekleşmesi için uğraşmak, tartışılmaz olan ahkâmı değiştirmeye çalışmaktır. Bundan dolayı böyle bir maksat uğrunda harcanan mesai ile istenilenin gerçekleşmesi mümkün değildir.
Erkeğin kadından pek çok cihetlerde, hem de layıkıyla his olunur bir derecede farklı olduğunu ilmi araştırmalar da ispat ediyor.” (a.g.e.)
Vecdi, Batılı toplumların kadın üzerinden değiştirilmeye çalışıldığını, kadın erkek ilişkileriyle yeni bir toplum modeline geçilmeye çalışıldığını fark etmiştir. Bu değişim ve dönüşümün olumsuz sonuçları, ileriki süreçte sadece Batı toplumları için değil, bütün insanlık için büyük sıkıntılara sebep olacaktır.
Erkeklerin işini erkekler yapmalıdır
Ferid Vecdi, kadın merkezli bir toplumun önüne geçmek için, erkeğin kadından farklı yönlerini uzun uzun izaha çalışır. Erkeklerin işini erkekler yapmalıdır, kadınlar erkeklerin işlerinde çalışmamalıdır. Erkeklerin kadınlardan üstün taraflarını sıralar.
Erkekler beden ağırlıkları bakımından, kalplerinin büyüklüğü küçüklüğü bakımından, duyu organları bakımından, güç kuvvet bakımından kadınlardan üstündür. Duygusal bakımdan kadınlar erkeklerden daha fazla duygusaldır ve olaylardan daha çabuk etkilenmektedirler. Erkeklerin bu hususlardaki farklılıkları Batılı bilim adamları tarafından da ispatlanmıştır. Müellif, bu hususta gelebilecek itirazlara da gerekli cevapların verilebileceğini ifade eder.
Ferid Vecdi, önemli bir tespit de yapar:
“Medeniyet arttıkça iki cins arasındaki tabii farklar daha fazlasıyla ortaya çıkıyor. Bugün beyaz ırka mensup bir erkek ile kadın arasındaki fark, siyah ırka mensup iki muhtelif cins arasındaki farktan çok daha fazla olarak tecelli etmektedir.” (a.g.e.)
Fıtri olan değiştirilemez
Vecdi, erkek ile kadını fıtri konumlarından ve yapılarından koparmak ve değiştirmek isteyenlere de bir uyarıda bulunur:
“Bununla beraber değerli okuyucular medeniyetin şu anki tarzında erkek ile kadın arasındaki tabii farkların artmakta olmasına şaşırmamalı. Zira fıtri kanunlar o medeniyet ile medeni memleketlerdeki erkek ve kadına lisan-ı hal ile diyor ki:
İlahi hikmetin vaaz eylediği kanunlara karşı tecavüzden, onun değiştirilmesi mümkün olmayan ahkâm ve kanunları aleyhine isyandan çekinin, korkun. Zira siz kendinizi, insanları aldatmaya ne kadar çalışmış olsanız da, yine o ahkâm için değişim tasavvur edilemez. Sizden evvelki ümmetlerin hepsi o kanunlara karşı isyan ettikleri için çöküntü dalgaları içinde kaynadılar gittiler. Güvendikleri güç ve kuvvet kendilerine zerre kadar fayda etmedi.” (a.g.e.)
Meydan kadınların değil erkeklerindir
Ferid Vecdi, Müslüman kadınlara da seslenir. Kadın ile erkek arasındaki tabii farkın artmakta olması, kadınların Cenab-ı Halık tarafından kendilerine tayin olunan daire dahilinde olmadıklarına hissi bir delilidir. Artık kadınlar bu uykudan uyanmalıdır. Müslüman kadınlar da bu korkunç uçuruma yaklaşmaktan sakınmalıdır. Sakınmazlarsa Müslüman kadınlar da, Batıdaki kadınlar gibi tabii farkın artmasına sebep olur ki, sonra hürriyete bedel, ebedi bir mahrumiyete mahkûm kalırlar. Dışarıdaki mücadelede meydan kadınların değil erkeklerindir.
Ferid Vecdi, kadını erkeklerle yarıştıracak olan Batı yaşam tarzına, kapitalist ekonomi sistemine ciddi reddiyeler getirir. Bu reddiyeler karşısında eleştiriler de alır. Vecdi’nin kadın tasavvurunda, kadının ne yapacağı, ne yapması gerektiği bellidir. Kadın nasıl ana olunacağını, annelik vazifesinin kurallarını nasıl öğreneceğini, evladını terbiye etmenin usullerini en ince ayrıntısına kadar öğrenmelidir. Bunların dışında gereksiz boş işlerle uğraşmayı bırakmalıdır. Vazifesi dışındaki işlere karşı göstereceği ilgi alaka, onu yavaş yavaş asli vazifesinden uzaklaştıracaktır.
Kadın erkeklerle yarışamaz
Ferid Vecdi, yaptığı açıklamalarla bir kadının ne maddi ne de manevi olarak erkekle asla yarışamayacağını ilmi olarak ispat ettiğini ifade eder. Ne yaparsa yapsın, kadın erkeğe yetişemez. Tabii bundan Allah’ın kadını fıtri bir zillete mahkûm ettiği de anlaşılmamalıdır. Bundan dolayı kadın için yalnız kendi faydası ve rahatı namına olarak, doğrudan doğruya erkeğin himayesi altında bulunması vaciptir. Zaten bu himayeyi kendi rızası ile kabul etmeyecek olsa da, daha sonra mecburen edecektir. Zira kadın kendi hayatının dışındaki işlerden hangisi olursa olsun erkeklerle yarışmaya güç yetiremez.(5)
“Buna en büyük delil ise kadınların yaratılışından bu zamana kadar erkeğin boyunduruğuna katlanıp durmalarıdır. Artık felsefe hayali olarak ileri sürmüş olduğu muhteşem ifadelerle, tabii kanunun şevketini kıracağım diye uğraşsın dursun.” (a.g.e.)
İlahi nizama karşı gelinemez
Ferid Vecdi, izah etmeye çalıştığı meselenin köklerini, Allah’ın kurduğu mükemmel nizama bağlar:
“Mevcudatı yaratan, hikmetli yola ve itidale sevk eden Cenab-ı Hak, bu kâinatı gayet mükemmel bir nizam altına almıştır. Onun için yaratılmışların boyun eğdiği o nizamın ahkâmına karşı tahakküme kalkışmak, bir takım safsatalarla, hayallerle onun etkisini kırmaya çalışmak katiyen caiz olamaz. Çünkü bu olumsuz çabalar, sonunda heder olup gideceğinden başka, ilahi fıtratın kutsi ahkâmına karşı azgınlıktır. O semavi nizamın sahibi aleyhine bir nevi isyandır.” (a.g.e.)
Vecdi, medeni memleketlerdeki kadınların, şark kadınlarından daha çok zillet ve esarete mahkûm olduklarını hissi delillerle ispat ettiğini söyler. Bu iddiasının doğruluğuna, çağın en önemli sosyologlarını şahit getirmiştir. Bu izahların Müslüman kadınlar için ders verici güzel bir ibret olmasını temenni eder. Müslüman kadınlar artık bulundukları durumun kıymetini bilmeli, daha beter durumlara düşmemek için Batı toplumlarındaki kadınların özgürlük taleplerine kulak asmamalıdır. Müslüman kadınlar kızlar bütün dikkatlerini inayet-i ilahi tarafından kendilerine tayin olunan fıtri kanunlara çevirmeli, ebedi hayatlarını kazanmak için ahlaklarını güzelleştirmeye çalışmalıdır. (a.g.e.)
Şeriatın mukaddes talimatları
Ferid Vecdi, kapitalist üretimin ve modern hayatın kadınları piyasa malı yapma çabalarına şiddetle eleştiri getirirken, uyarmaya da çalışır. Ona göre, ilmin, hissin, aklın, bütün ilim adamlarının, İslam Şeriatının gayet kısa ve öz bir nas ile izah eylediği hikmetin anlamını onaylamakta olduklarını görmek Müslümanlara yetmelidir. Artık genelde bütün insanlar, özelde Müslümanlar gözlerini açmalı ve uyanmalıdır. Uyanmalı ki o temiz şeriatın mukaddes talimatlarına tâbi olarak Allah’ın ve insanların katında kötü olmaktan kendini kurtarmalıdır. (a.g.e.)
Ferid Vecdi, Mısırlı kadın hakları savunucusu olan Kasım Emin’in (1863-1908) eseri Tahrîr’ül-Mer’e de kadın üzerine ileri sürdüğü fikirlere eleştiri getirir. Kasım Emin’e göre, aile toplumun temeli olup toplumun ıslahında kadının çok önemli bir yeri vardır. Ancak Doğu toplumlarında kadın bu görevi yerine getirecek eğitimden yoksundur. Kadının içinde bulunduğu durumdan İslâm sorumlu değildir. İslâm dini kadının durumunu iyileştiren hükümler getirmiş, ancak Müslümanlar bu hükümlere uymamış, güçlüler zayıflara, erkekler kadınlara tahakküm etmiştir.(6)
Kasım Emin’e sert eleştiri
Ferid Vecdi’nin aktardığına göre Kasım Emin eserinde, “Umumiyetle kadınlar Müslümanlar nazarında tam bir insan değildirler. Bunların erkekleri kendilerinin kadınlar üzerinde bir hakk-ı hâkimiyetleri olduğunu zihinlerine yerleştirdikleri için kadınlara karşı olan muamelelerinde hep ona göre hareket ederler.”(7) der.
Vecdi, bu iddialara sert eleştiriler getirir:
“Biz deriz ki, milletler arasında azıcık ehemmiyeti olan hiçbir Müslüman yoktur ki, böyle bir düşüncede bulunsun. Daha doğrusu hiçbir Müslüman yoktur ki, kadın erkeğe nispetle çocuk derecesindedir. Aralarında -fizyoloji alimlerinin dediği gibi- hayvanat cinsi arasındaki farklılıklara denk büyük bir fark vardır.” (a.g.e.)
Ferid Vecdi, Kasım Emin’e ciddi eleştiriler getirir. Kadınlara mutlak özgürlük vermek isteyenler, onların evlerinin dışına çıkıp harici işlerde çalışmalarını isteyenler, birçok meseleyi enine boyuna düşünmemiştir. İşinin başında bulunan bir kadının, ağrıları tuttuğu zaman, ona aylarca izin verilmesi düşünülebilir mi? İki saatte bir çocuğunu emzirmek zorunda kalan bir ana, bunu yapabilecek midir? Yoksa biricik evladını cahil bir sütanneye mi teslim etmek zorunda kalacaktır? (a.g.e.)
Evlat terbiyesinin önemi
Vecdi’ye göre, halkın genel olarak evlat terbiyesinin ehemmiyetinden haberi yoktur. Lakin çocuk terbiyesinin ehemmiyetine hakkıyla vakıf olanlar bilirler ki, ne kadar büyük ne kadar mühim olursa olsun dünya işlerinden hiçbiri, evlat terbiyesinden daha mühim değildir. Terbiye usulü, çocuğun doğumuyla ergenlik çağı arasındaki devirde, ciddi bir gayret ve sabır gerektirir. Çocuk büyütmenin itina ile riayet edilmesi gereken birçok kuralının olduğu bilindiği halde, ileride çocuğun edebe aykırı bir hal almasının vebali de anasının boynuna yüklenmektedir. Bir de bu kadının harici işlerde çalışması sonucunda evlat terbiyesini nasıl yapacağı düşünülmelidir.
“Zaten Cenab-ı Hak bizi geçmiş ümmetlerin tarihine iyice bakmak ve onlardan ibret alarak düşmüş oldukları izmihlal çukurundan kendimizi korumak için, yok oluş sebeplerini araştırmaya sevk ediyor. İşte biz bu ibret yolunu azıcık takip edince gördük ki, kadınların mutlak özgürlüğü, hem kendilerinin hem de erkeklerin mahrumiyetini, zararını icap ettirmektedir. Bundan dolayı bize lazım olan böyle bir helak girdabına atılmaktan sakınarak, kadınların halini değiştirmek için hiçbir şekilde hikmet-i ilahiyenin, fıtrat-ı beşeriyenin sınırları haricine çıkmamak şartıyla başka bir uygun yol aramalıyız.” (a.g.e.)
Kadın erkeklerle aynı ortamda çalışabilir mi?
Ferid Vecdi, kadınların evinin dışında harici işlerde erkeklerle aynı ortamda, ortak işlerde çalışıp çalışamayacağını tartışır:
“Kadınların, ümmetin fertleri arasındaki esaretinin en çirkin şekli, biçarelerin iradi sorumluluklarını boyunlarına dolayarak, o narin vücutlarıyla o nazik, o merhametle dolup taşan şefkatle dolu kalpleriyle, ruhlarıyla bu maişet kavgasına salıvermek. Bir lokma ekmek bularak açlıktan ölmemek için zavallıları erkeklerle omuz ölçmeye mecbur bırakmak, uzun günlerin hatta gecelerin de bir kısmını fabrikaların alevleri, dumanları içinde geçirmeye yahut sokak ortasında kalmaya, birçok sefalet içinde yaşamaya sevk etmektir.”(8)
Ferid Vecdi, Müslüman memleketlerde de kadınların evinin dışında harici işlerde çalışmalarını isteyen ve bunu savunanları eleştirir. Müslüman memleketlerde kadına mutlak özgürlük vermek isteyen adamlar, meseleye aklı başında bilim adamlarının baktığı yerden bakmamaktadır. Avrupa ve Amerika’da aklı başında bilim adamları, kadının harici işlerde çalışmasını, içtimai bir maraz olarak görmektedir. Bizdekilerin de, olanca gayretlerini kadını harici işlerden uzaklaştırmak yönüne gayret sarf etmeleri gerekirken, sanki Avrupa medeniyetini adım adım takip ediyormuşuz zannında bulunarak, Müslüman memleketlerde bu korkunç kapıyı milletin üzerine açmaya çalışmaktalar. (a.g.e.)
Dinimiz derdimizin acil dermanıdır
Vecdi, Müslümanlarla Avrupalıların yaşam tarzlarını, toplumsal yapılarını, insani ilişkilerini de değerlendirir. İki toplum arasında kıyas bile götürmeyecek büyük farklar vardır. Müslüman toplumlarında, insanları birbirine bağlayan ve ilişkileri düzenleyen İslam bağı mevcuttur. Avrupa’da ise böyle bir mevcudiyetin varlığından bahsedilemez:
“Şimdi her iki tarafın da içtimai yapısına doğru atfedilen şu basit nazar bizi ikna etmeye kâfidir ki, biz artık aramızdaki dini bağların kalkarak onun yerine vatan bağı yahut cinsiyet bağı konulmadıkça Avrupalılar gibi olamayız. Bunun gibi ‘dinin hürmeti zihinlerimizden silinerek, İslam dinini terk etmediğimiz sürece saadete erişemeyiz’ vesvesesi yerleşmedikçe, hayatın işleyişinde, içtimai yapımızda Avrupalıları taklit etmeye, onlarla bir seviyede bulunmaya imkân yoktur. Böyle bir değişimin meydana gelmesi nasıl tasavvur olunabilir ki, dinimizin derdimize acil derman olduğunu ameli tecrübelerimiz her gün bize göstermektedir. Hatta bizimle beraber Batının meşhur bilginlerinden birçoğu bu hakikati idrak etmişlerdir. Hulasa bizim en belli başlı bağımız, mevcudiyetimizin sebebi, diğer ümmetlerin bağları şeklinde değildir. Artık nazarımızda yüce ve değerli olan medeniyetimizin talimatına uygun olmayacak, kavmiyetimizin varlığının tabiatını sarsacak olan işlerin hiçbirinde diğer milletlerden birini taklit etmek bizim için katiyen doğru değildir. Bunların hepsinden başka garp kadınları hakkında takip edilmekte olan yolun ciddi tehlikelerle, korkunç girdaplarla dolu olduğu, yine onların en büyük sosyologlarının tespitleriyle sabittir.” (a.g.e.)
Kimsesiz kadınların durumu
Ferid Vecdi, “Kimsesiz kadınlar ne yapacak, çalışmayıp açlıktan ölsünler mi?” diye soruların gelebileceğini ifade eder ve bunlara cevap verir. Bir kadının kocası ölse de bütün akrabalarının içinde onun geçimin sağlayacak kimse bulunmasa, o zaman kadının geçimini sağlamak devletin görevidir. Bu hüküm, İslam Medeniyetinin verdiği hükümdür. Vecdi’nin aktardığına göre, Auguste Comte da kendisi gibi düşünmektedir ve onun fikirlerine yer verir. Comte’a göre, kocası ve akrabası bulunmayan kadınların hem maddi geçimleri hem de manevi vazifelerine mukabil maişetlerini karşılamak, toplumun görevidir. Kadının hayatı, imkân müsait olduğu kadar evi olmalı, harici işlerden uzak tutulmalıdır. (a.g.e.)
Ferid Vecdi, kadının harice çıkarılmaması gerektiğine dair fikirlerine destek olarak, Avrupalı sosyolog ve siyasetçilerden sürekli alıntılar yapar. Onlara göre, kadın kadın olarak kalmalıdır, kadın olarak kalması lazımdır. Kadınların halini ıslah etmeli, lakin onları değiştirmekten, erkeğe benzetmekten kaçınılmalıdır. Zira kadın erkekleşirse birçok menfaatini kaybeder. Toplum ise her şeyini kaybetmiş olur. (a.g.e.)
Üçüncü bir cins
Vecdi, Batılı düşünürlerden Giyom Ferrer’den de fikrini destekleyici alıntılar yapar. Giyom Ferrer’in tespitleriyle, Avrupa’da erkek işleriyle iştigal eden birçok kadınlar bulunmakta ve bu kadınlar erkek işleriyle uğraşmaktan dolayı izdivaca katiyen yanaşmamaktadır. İşte bu gibi kadınlara üçüncü bir cins demek daha doğrudur. Yani bunlar kadın da değildir, erkek de değildir. Çünkü tabiat ve beden yapısı itibarıyla kadınlara, yaptıkları iş itibarıyla da erkeklere benzemektedir. (a.g.e.)
Ferid Vecdi, kitabının ilerleyen bölümlerinde kadının fıtratıyla, erkek işinin uyumlu olup olamayacağını tartışır:
“Tarih okuyanlar şunu görürler ki, kadınların erkek işleriyle uğraşmaları, adeta kendi tabii hukuklarına karşı tecavüzde bulunmaları, fıtrat tarafından kendilerine çizilen dairenin dışına çıkmaları demektir. Bundan dolayı kadınları bu zulüm yoluna zorlamak, şu katı yürekli erkekler tarafından o narin, o kibar hayat arkadaşına reva görülen esaretin en aşikâr numunesidir. Hayatın harici meydanlarında o biçareye karşı hiçbir şefkat eseri ve merhamet gösterilmeksizin yapılan hücumların en büyük nişanesidir.
Fıtraten kadında bulunan her şey onun, erkeğin bulunduğu âlemden başka bir âlemde yaşaması lâzım geleceğini gösteriyor. Yoksa üstat Giyom Ferrer’in dediği gibi, o zaman erkek ile kadın arasında üçüncü bir cins olur.”(9)
Müslümanlara uyarılar
Ferid Vecdi, Müslüman kadınların, maddi medeniyetin göz kamaştıran ihtişamından uzak durmaları ve erkeklerin de kadınları muhafaza etmeleri gerektiğini ifade eder. Bu hususta erkeklere çok iş düşmektedir. Zira yaşanan çağın göz kamaştıran medeniyeti çökmeye yüz tutmuştur.
Müellif, kadının evinin dışında harici işlerde çalıştırılarak erkeklerle yarıştırılmasını, Talak Suresi 1. ayetini delil getirerek Allah’ın hudutlarına tecavüz olarak değerlendirir. Eğer insan Allah’ın tayin ettiği hudutları aşar, bozmaya kalkışacak olursa kendisi için sıkıntılı dönemler başlayacaktır. Müslümanlar Batının toplumsal yapısına, kadın erkek ilişkilerine itibar etmemelidir. Zira Müslümanların içtimai yapıları her bakımdan Batının içtimai yapısına aykırıdır. Hatta dikkatli bir bakışla bakılırsa görülür ki, bu iki alem arasında birlikte olmak mümkün değildir. Bu iki alemin birlikte olabilmesi için, birinin diğerinin varlığı içinde eriyip yok olması gerekmektedir. (a.g.e.)
Şark ve garb: İki ayrı dünya
Ferid Vecdi’nin en çok vurgu yaptığı husus, Müslüman toplumun Batı toplumu gibi olamayacağıdır:
“Biz, içtimai yapımız ve ilişkilerimiz yönüyle, İslami hayat tarzımız ve yaşantımız gereğince Batılılar gibi olamayız. Meğerki onların şekline benzeyelim de o bütünden bir parça olalım. Bu sonucun da imkânsız olduğunu görüyorum. Zira İslamiyet’in o sağlam, o güçlü ve güvenilir olan ruhu bize öyle metanet vermiştir ki, bizi ezse ezse ancak o ezer, yoksa başkası ezemez.”(10)
Vecdi, tahsil için Avrupa’ya giden ve kendi memleketini, dinini, örfünü âdetini küçümseyenlere de eleştiri getirir. Tahsil için Avrupa’ya gidenlerin bir kısmı da orada okumuşlar, o maddi medeniyetin aldatıcı görüntüsü onları aldatmıştır. Onlar bu medeniyetten öyle etkilenmişler ki, artık meskende, giyim kuşamda, konuşmada, selamda, velhasıl her şeyde hep o medeniyeti taklit eder olmuşlar. Hatta güçleri yetse suretlerini bile değiştirecekler. Bunlar kendini hangi kavme nispet etmektedir?
Ne garblı ne de şarklı olabilenler
Ferid Vecdi sorar: “Bunlar şarklı mıdır?”
Soruya kendisi cevap verir: “Asla.”
Çünkü bunlar şarka da şarklılara da sövmektedir. Şarklıların bütün adetlerini, gelenek göreneklerini, yaşam tarzlarını kötülemektedir. Kendi memleketlerinin hangi tarafına baksalar uzun uzun ah çekiyorlar.
Vecdi bu izahlardan sonra soruyu değiştirir: “Acaba bunlar garblı mıdır?”
Soruya yine kendisi cevap verir: “Asla.”
Zira görünüşleri garblı olmadıklarını şehadet etmektedir. Fakat böyle olmasına rağmen söze gelince kendilerini garblı zannetmektedirler.
Müellif tekrar: “Acaba bu neden böyledir?” diye sorar ve ilginç bir cevap verir:
“Şundan böyledir ki, bu adamlar garblıları taklit etmek istediler, fakat gördüler ki arzularının gerçekleşmesine en büyük engel tabii yapılarıdır. Sonra eski hallerine dönmek istediler, fakat bu kez de garbı taklit etmeleri sonuçta kendilerinde bir alışkanlık şeklini aldığı için, geri dönmeye de muvaffak olamadılar.” (a.g.e.)
Ferid Vecdi’de özetle kadın tasavvuru
Mehmed Akif Ersoy, Muhammed Ferid Vecdi’nin kitabını, Sıratı Müstakim’in ilerleyen sayılarında neşretmeye devam eder.(11) Biz Ferid Vecdi’nin konu hakkındaki düşüncelerini buraya kadar ki neşriyatta anlamış bulunmakta ve yazının hacminin daha fazla olmaması için buraya kadarki bölümle nihayet vermekteyiz.
Özetle söyleyecek olursak, Mısırlı Muhammed Ferid Vecdi’nin tasavvurunda kadın, kendi evinin dışında harici işlerle uğraşmamalı, çalışmamalıdır. Kadının görevleri bellidir. Kadın esasında yaratılış gereği anne olmak için yaratılmıştır. Kadın evlenir, hamile kalır, çocuğunu doğurur, emzirir ve güzel bir terbiye ile terbiye eder. Kadının geçimi, ihtiyaçlarının karşılanması kocasının görevidir.
Kadın evinin dışında harici işlerde çalıştırılarak erkeklerle yarıştırıldığı zaman, içtimai bir bozulma meydana gelecektir. Kadın ne çocuğu ile layıkıyla ilgilenebilecek, terbiye edebilecek ne de evinin işleriyle meşgul olabilecektir. Kadının Avrupa’da dışarıda çalışmasının sonucunda ortaya çıkan içtimai bozulma, herkesin malumudur. Müslüman toplumlar Batı toplumlarına özenmemeli, kendi inancına, örf adet gelenek ve göreneklerine göre yaşamalıdır.
Batıya gidip eğitim gören, fakat ne garblı ne de şarklı olamayan şarklıların propagandalarına aldanmamalıdır. Garb medeniyeti maddi bir medeniyettir ve artık erimeye, çürümeye yüz tutmuştur. Batı medeniyetinin kadına verdiği değeri görmek isteyenler, Batı toplumlarının nasıl da ifsada uğradığına bakmalıdır. Zira Batı medeniyeti kadını evinden almış ve harici işlerde erkeklerle yarıştırır duruma sokmuştur. Bunun sonucunda garbda aile mevhumu kaybolmuş, içtimai yapı bozulmuştur.
Osmanlı İslamcılarında kadın tasavvuru
Osmanlı İslamcılarında da kadın tasavvuru, Mısırlı alim Muhammed Ferid Vecdi ile aynılık gösterir. İslamcı neşriyatta kadın üzerine yazılmış onlarca makale neşredilmiştir. Modernleşme, Avrupalılaşma ve bunların yanında feminizm akımı, Osmanlı coğrafyasında da kadın üzerinde olumsuz etkiler bırakmıştır. Bunun yanında İttihatçı basın da kadının Avrupai bir tarza bürünmesini, toplumsal yapının kadın erkek ilişkileri üzerinden yeniden inşasına sürekli çalışmıştır.
Birçok açıdan şark ve garb kadınları sürekli kıyaslanmış, Avrupa medeniyetinin yükselmesiyle kadınların piyasaya çıkmasının olumsuz yönleri tartışılmıştır.(12) Değişen yaşam tarzında, Avrupai bir içtimai yapı kurulmaya çalışılırken İslam kadınlarının hali ne olacak? Bu güne kadar nasıl bir ömür geçirdilerse bundan sonra da aynı halde kalacaklar mı? Yoksa haricin tesiriyle erkeklerle kadınlar arasındaki duvarlar yıkılıp, alemin gürültüsünden bunlara da bir hisse çıkarılarak erkeklere arkadaş olmaktan ziyade, bir rakip olarak meydana çıkacaklar mı? Yahut kadınlar eski hallerini muhafaza ederek kendi alemlerinde ciddi bir tahsil görerek erkeklerine faydalı bir yoldaş mı olacaklar?(13) Bu sorular sürekli sorularak, cevapları tartışılmıştır.
İslamcıların gayretiyle iktidara gelen İttihat Terakki, toplumdaki İslami yapıyı bozmak için, öncelikle kadın erkek ilişiklilerini bozmaya çalışmıştır. Feminizme karşı ciddi eleştiriler getiren Filibeli Ahmed Hilmi, kadın ve erkek ilişkilerinin dinin koyduğu sınırlar haricine çıkarak bozulmasının, büyük sorunları ortaya çıkaracağını uzun uzun izah eder.(14)
Musa Kazım Efendi de bu hususta fikir beyan edenlerdendir. Musa Kazım’a göre kadınların yaratılışındaki hikmet, vakti geldiğinde onların bir erkekle evlenerek dünyaya çocuk getirmesi ve sonra o çocukları terbiye etmesi, ev işleriyle ilgilenmesinden ibarettir. Kadınların bu vazifelerini hakkıyla yerine getirebilmeleri için, öyle senelerce yüksek mekteplerde okumalarını gerekli kılmaz. Bir erkek hem kendi nafakasını, hem zevcesinin ve çocuklarının nafakasını ve bütün muhtaç oldukları şeyi tedarike mecburdur. Hâlbuki kadın bunlardan hiçbirisini tedarike mecbur değildir. Nafaka, ev ve saire gibi şeyleri tedarik münhasıran erkeklerin görevidir. Bir kadının evlenirken bütün masrafı babasına aittir. Babası yok ise kardeşine aittir. O da yok ise, babasından da kendisine bir mal intikal etmemiş ise devlete aittir.(15)
Kadınların görevi, kahraman ve faziletli nesiller yetiştirerek vatanı ihya ve imar etmektir. Onlar birer mürebbiye, muallim ve evin ziynetidir. Birinci vazifeleri kocalarına muhabbet ve sadakat, annelik ve evlat terbiyesidir. Kocalarının vazifesi de zevcelerinin geçimini sağlamak ve himaye etmek, onlara güzel davranmak, evlilik hukukuna riayet etmektir.(16)
Osmanlı İslamcıları, Avrupa ve Amerika’da kadının evinin dışına çıkıp harici işlerde çalışması sonucunda bozulan toplumsal yapıyı da çokça örnek olarak verirler. Avrupa’daki sosyologlar da itiraf etmektedir ki, kadınlar ve erkekler kendi içtimai ve insani görevlerini unutarak hareket etmekte, bunun neticesinde toplumda ahlaksızlık yayılmaktadır. Erkek ve kadının kendi görevlerini unutması sonucunda ortaya çıkan ahlaksızlığın önüne geçilmesi ise mümkün olmamaktadır. Çünkü iki cinsin birbirlerinin hudutlarına tecavüz etmesi, tabii olana muhalefet olduğundan, ortaya da böyle bir sonuç çıkmaktadır. Tabii vazifelerine muhalefet ise en çok kadınlarda görülmekte, bu da onların asli görevlerini unutmalarına sebep olmaktadır.(17)













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *