Hayra ve şerre sadece bu dünyaya aitmiş gibi bakmaktır bizi yanıltan. Bu dünyada katlanmamız gereken acıların Rabbimizden gelen bir imtihan olduğuna, mükafaatının da ahirete kaldığına inanmamak bilinçli bir Müslüman için düşünülemez. Bir Gazze var karşımızda, gönlümüzde…
Bizde yarışmanın tüm katılımcıları, bir eksiltme olmadan ödülün tamamına ulaşabilirler (doğal olarak tecziyenin de!), öne geçmek, geri kalmak olası olsa da Nisa 95. ayet mucibince Rabbimiz ‘… hepsine iyilikler vaat etmiştir.’ ve her hâl-ü kârda bizim için ‘iki güzellikten biri vardır’ (Tevbe 52).
Anlatırken zaman zaman sesi titredi ve gözleri doldu. “Peki sebebi neydi onun kitaplarına bu kadar düşmanlık?” diyemedim. Daha neler neler demek istedim ama diyemedim. Sadece, “Onun kızı olmam yasağı bittirdi mi yani?” diyebildim.
Batıcı-laik cephenin önemli figürlerinden biri olan ve “her şeyimizle Avrupalı olalım” diyen Kılıçzade Hakkı Bey, 1913’te kaleme aldığı iki yazısında, medreselerin kapatılmasını, kızların evlenene kadar tesettüre sokulmamasını, genel eğitim işlerinde hizmet edecek Şeyhlere maaş bağlanmasını salık veriyordu.
Medyanın belirleyiciliği ile ilgili klasik düşünce “medya ne düşüneceğimizi söylemede başarılı olmayabilir ancak ne hakkında düşüneceğimizi söylemede son derece başarılıdır” görüşünden ortaya çıkmıştır. Bu görüş sosyal mecra için de geçerlidir…
Bugün bazı muhafazakâr çevrelerde din, bir kültürel kimlik, bir “elit muhafazakârlık” göstergesi hâline getirilmiştir. Bu anlayışta iman; mücadele, bedel ve teslimiyet değil statüyü koruma aracıdır. Halkın dini “fazla sert”, “fazla politik”, “fazla ilkel” bulunur. Kendilerinin dini ise daha “sofistike”, daha “akılcı”, daha “uyumlu”dur!..
taşlar bir başına başkaldırabilir boğazda harb var
bu harbin boğazında alem habersiz harbinden
onlar hangi yutakta harbiden bilmiyorlar
Atasoy Müftüoğlu: “İçerisinde bulunduğumuz dönemde, İslami gündemi olan düşünce/kültür/edebiyat hayatının, toplumlarımızda her geçen gün çok daha derinleşen genel niteliksizleşme üzerinde eleştirel çözümlemeler yapmaları gerekir. Toplumlarımızda popülist medya kültürü, niteliksel entelektüel kültüre hayat hakkı tanımıyor.”
Bedenin oruç tutuşu kalbe beyaz bir nokta vuruşu / Algılanır ruhun benlik karşısında muhteşem duruşu…
Şair Cevat Akkanat’ın, Mayıs ayı boyunca tuttuğu günlüklerinden bir demet…
Hayatta her şey olabilir. İyi ya da kötü, güzel ya da çirkin, haklı ya da haksız, her şey. Mesele buradaki hikmeti kavrayabilmek ve bunun altında yatan derin mevzuyu/mantığı kavrayabilmektir.
Rabbimiz Allah kendisi hakkında ne kadar bilgi veriyorsa, o bilgiler ile yetinmek Allah’a inanan bir insan için yeterlidir… Yazımızın konusu olan “Rabbca Allah’ın lisanı mıdır?” sorusuna vereceğimiz tek cevap vardır.
Yaşarken oldu olanlar. Tarih bir ileri bir geri devam etti yoluna. Sessiz şarkıların çaldığı zamanlar da oldu zihnimde, gürültüyle geçilen sokaklar da oldu. Neyi nereye koyacağımı karıştırdığım onca delilikler sökün etti hayatımda. Eski ve yeni sürekli geldi gitti.
Bazı aylar vardır… Takvimden değil, kalpten geçer. Bir Ramazan daha ömrümüzden geçti. Belki sondu, belki de yeniden kavuşacağımız bir başlangıç… Dualarımız aynı gökyüzünde birleşiyor: Allah tutulan oruçları kabul etsin… Bizleri daha nice Ramazanlara ulaştırsın… Ve her vedayı, bir bayram sevinciyle taçlandırsın…
Musa’nın Firavun’a yaptığı tebliğin aynısına bugünkü toplumlar muhtaçtır. Allah’ın koyduğu hadlere bağlı kalmak, Allah’ı hüküm/yasa koyucu olarak kabul etmek ve bu hakkı başka hiç kimseye tanımamak mümin ve müslim olmanın gereğidir…
Zihinlerinde her türlü pislik ve çöp barındıranlar (kin, haset, ırkçılık, mezhepçilik) kokuşmuş yorumlar yapıyor.
İtalyan düşünür Niccolo Machiavelli’nin (1469-1527) Prens” isimli kitabından mülhem geliştiği varsayılan bir düşünüş, bir inanış biçimidir ve daha çok devlet…
Yaşadığımız zaman bizler için çok daha fazla bedeller ödemeyi gerektiriyor. Çok daha fazla çabalar, gayretler istiyor. Unutulan davet çalışmalarımıza tekrardan daha bir gayretle yeniden başlamalıyız. Bu konuda ısrarcı olmalıyız…