Hayra ve şerre sadece bu dünyaya aitmiş gibi bakmaktır bizi yanıltan. Bu dünyada katlanmamız gereken acıların Rabbimizden gelen bir imtihan olduğuna, mükafaatının da ahirete kaldığına inanmamak bilinçli bir Müslüman için düşünülemez. Bir Gazze var karşımızda, gönlümüzde…
Bu insanımsılar geldikleri gibi gitmezler! Almadan/çalmadan vermezler! Verdikleriyle de ondurmazlar! ‘Öldürmek’ onlar için vakayı adiyeden! Bakmayın güldüklerine, gülümsemelerine; götürdüklerine odaklanın!
Anlatırken zaman zaman sesi titredi ve gözleri doldu. “Peki sebebi neydi onun kitaplarına bu kadar düşmanlık?” diyemedim. Daha neler neler demek istedim ama diyemedim. Sadece, “Onun kızı olmam yasağı bittirdi mi yani?” diyebildim.
Said Paşa, Müslümanların içine düştüğü gerileme döneminin faturasını Müslümanlara değil de İslam’a kesen aydınları körlükle itham eder. Müslümanların kurtuluşunun, köhneleştiği iddia edilen 13 asırlık ilkelerin özündeki evrensel adalet ve şefkati modern çağın diliyle yeniden yorumlamaktan geçtiğini savunur.
Medyanın belirleyiciliği ile ilgili klasik düşünce “medya ne düşüneceğimizi söylemede başarılı olmayabilir ancak ne hakkında düşüneceğimizi söylemede son derece başarılıdır” görüşünden ortaya çıkmıştır. Bu görüş sosyal mecra için de geçerlidir…
İslamî duruşun temelinde netlik vardır. Netlik, öfke değildir, kabalık değildir, insanları kırmak veya dışlamak hiç değildir. Netlik, ölçüyü kaybetmemek, hakkı hak olarak tanımlamak, bâtılı da bâtıl olarak teşhis etmektir.
Kusur, karşı tarafa yakıştırıldıkça makbul olur. Kimse kendine yakıştırarak kusura bir elbise giydirmeye kalkışmaz. Kusursuz dünyamızın etrafı kusurluların haddiyle çevrilidir. Başka türlü kendimizi korumaya alamayız çünkü. Dünya yansa, kusursuz dilimizle cengaverliğimiz cevahir, kurtuluş aynamızda zevahir. Dünya yanar kül olur, küllerinden kusursuz elbisemiz yontulur. Kusurlu yollarda yürümeye alıştırmalıyım kendimi. Pürüzsüz yolların ayaklarıma kandırdığı kusursuzluğun beni nasıl
Atasoy Müftüoğlu: “İçerisinde bulunduğumuz dönemde, İslami gündemi olan düşünce/kültür/edebiyat hayatının, toplumlarımızda her geçen gün çok daha derinleşen genel niteliksizleşme üzerinde eleştirel çözümlemeler yapmaları gerekir. Toplumlarımızda popülist medya kültürü, niteliksel entelektüel kültüre hayat hakkı tanımıyor.”
Ramazan ayı
Sultandır on bir aya
Hoş sefa geldi
Şair Cevat Akkanat’ın, Mayıs ayı boyunca tuttuğu günlüklerinden bir demet…
Hayatta her şey olabilir. İyi ya da kötü, güzel ya da çirkin, haklı ya da haksız, her şey. Mesele buradaki hikmeti kavrayabilmek ve bunun altında yatan derin mevzuyu/mantığı kavrayabilmektir.
Rabbimiz Allah kendisi hakkında ne kadar bilgi veriyorsa, o bilgiler ile yetinmek Allah’a inanan bir insan için yeterlidir… Yazımızın konusu olan “Rabbca Allah’ın lisanı mıdır?” sorusuna vereceğimiz tek cevap vardır.
Yıllardır söylenen bir cümle vardır “evvel refik, ba’del tariyg” yani önce yol arkadaşı sonra yol gelir mealinde bir cümledir. Bu cümle neye istinaden kuruldu bilmiyorum. Ama yıllardır bu cümle bende bir yere oturmaz. Asıl olan yol mudur yoksa yol arkadaşı mıdır?
Tarih, kimi zaman zaferleri yazar; kimi zaman da insanlığın vicdanına kazınan büyük imtihanları… Kerbelâ ise yalnızca bir tarih sayfası değil, çağları aşan bir hakikat ve ahlak manifestosudur.
İslam sadece belirli bir kavme ve ülkeye gönderilmiş bir din değildir. İslam hiçbir sınır tanımaz. Duvarları, engelleri aşar gelir. Allah nasıl âlemlerin Rabbi ise, mülk O’na aitse, Allah’ın dini de alemlere şamildir ve din Allah’ındır.
Biz iki Ömer’den hangisi olmayı tercih ediyoruz? Hz Ömer gibi kendi akrabamızdan, kabilemizden, mezhebimizden olmadığı halde her zaman doğrulun ve adaletin yanında mı? Yoksa Ebu Cehil gibi, sadece bizden olana, sadece çıkarlarımıza göre adaletli olmayı mı tercih ediyoruz?
İtalyan düşünür Niccolo Machiavelli’nin (1469-1527) Prens” isimli kitabından mülhem geliştiği varsayılan bir düşünüş, bir inanış biçimidir ve daha çok devlet…
Yaşadığımız zaman bizler için çok daha fazla bedeller ödemeyi gerektiriyor. Çok daha fazla çabalar, gayretler istiyor. Unutulan davet çalışmalarımıza tekrardan daha bir gayretle yeniden başlamalıyız. Bu konuda ısrarcı olmalıyız…