Hayra ve şerre sadece bu dünyaya aitmiş gibi bakmaktır bizi yanıltan. Bu dünyada katlanmamız gereken acıların Rabbimizden gelen bir imtihan olduğuna, mükafaatının da ahirete kaldığına inanmamak bilinçli bir Müslüman için düşünülemez. Bir Gazze var karşımızda, gönlümüzde…
Yaşadığımız son olaylar, tâbi tutulduğumuz son sınanmalar gösterdi ki, Müslümanım diyenlerin sözü ile özü, teorisiyle pratiği, imanıyla ameli, asla tabiiyeti ile usule riayeti, istekleri ile bu isteklere dair tutumları, olması gerekenle olan asla ve kat’a bir uyum göstermiyor, aynı renk ve dokudan değil, bir senkronizasyon içermiyor…
Anlatırken zaman zaman sesi titredi ve gözleri doldu. “Peki sebebi neydi onun kitaplarına bu kadar düşmanlık?” diyemedim. Daha neler neler demek istedim ama diyemedim. Sadece, “Onun kızı olmam yasağı bittirdi mi yani?” diyebildim.
Modern siyaset düşüncesinin ve toplumsal algının en köklü açmazlarından biri, “Devlet” ile “Hükümet” kavramları arasında kurulan hatalı eşdeğerlik ilişkisidir.
Medyanın belirleyiciliği ile ilgili klasik düşünce “medya ne düşüneceğimizi söylemede başarılı olmayabilir ancak ne hakkında düşüneceğimizi söylemede son derece başarılıdır” görüşünden ortaya çıkmıştır. Bu görüş sosyal mecra için de geçerlidir…
Yirminci yüzyılın başından bu yana dünya sahnesinde değişen tek şey aktörlerin isimleridir, oyunun kuralları ve sömürgeci iştah hep aynı kalmıştır.
İnsan, feth’in bilincinden uzaksa işgale temayül eder. İşgal, insanı dönüştürür. Dönüşürken farkına bile varmaz. Ne kadar işgal altındayız aceba. Aygıtların, teknolojinin, düşüncelerin, ideolojilerin, insanların, sevdiğimiz insanların, değer verdiklerimizin ne kadar işgali altındayız?
Atasoy Müftüoğlu: “İçerisinde bulunduğumuz dönemde, İslami gündemi olan düşünce/kültür/edebiyat hayatının, toplumlarımızda her geçen gün çok daha derinleşen genel niteliksizleşme üzerinde eleştirel çözümlemeler yapmaları gerekir. Toplumlarımızda popülist medya kültürü, niteliksel entelektüel kültüre hayat hakkı tanımıyor.”
Ramazan ayı
Sultandır on bir aya
Hoş sefa geldi
Şair Cevat Akkanat’ın, Mayıs ayı boyunca tuttuğu günlüklerinden bir demet…
Hayatta her şey olabilir. İyi ya da kötü, güzel ya da çirkin, haklı ya da haksız, her şey. Mesele buradaki hikmeti kavrayabilmek ve bunun altında yatan derin mevzuyu/mantığı kavrayabilmektir.
Rabbimiz Allah kendisi hakkında ne kadar bilgi veriyorsa, o bilgiler ile yetinmek Allah’a inanan bir insan için yeterlidir… Yazımızın konusu olan “Rabbca Allah’ın lisanı mıdır?” sorusuna vereceğimiz tek cevap vardır.
Evet, şehir ucubeleşmişti, mimari öylesine, caddeler, sokaklar ve küf ve rutubet kokan güneş görmeyen daireler ucubeleşmişti. Her şeyden önemlisi de insan sadece beşer yanıyla varolmakta idi. Gökler bile artık eski gökler değildi. İklimlerinden yenilecek gıdalara kadar her şey ucubeleştirilmekteydi…
Dünya top peşinde, Gazze, Filistin, Beyrut, Kudüs bombalar altında. Dünya ise, devasa bir panayırın, milyarlarca dolarlık bir endüstrinin ve kitleleri peşinden sürükleyen o büyülü dinin heyecanıyla çalkalanıyor. Bugün küresel vicdan, yeşil sahaların yapay heyecanına feda edilmiş durumda…
“On yıllardır” demek az gelir, yüz yıllardır kâfir karşısında Müslüman izzetini koruyan, enbiyadan nefes taşıyan duruşlara hasret kaldık.
Ayrıntıları tartışmak, çocuğu şiddete ne itti diye tüm detayları bilmeye gerek var mı? Kötü bir şey kötüdür zaten. Değişmeyen şey yani özünde bize düşen; merhametli ve adaletli bir Allah tasavvuruna sahip, sorumluluk bilincine sahip çocuklar yetiştirmek için çabalamak. Her an gören işiten, yaptıklarının karşılığını verecek olan bir Allah tasavvuruna sahip çocuklar yetiştirmek için çabalamaktır.
İtalyan düşünür Niccolo Machiavelli’nin (1469-1527) Prens” isimli kitabından mülhem geliştiği varsayılan bir düşünüş, bir inanış biçimidir ve daha çok devlet…
Yaşadığımız zaman bizler için çok daha fazla bedeller ödemeyi gerektiriyor. Çok daha fazla çabalar, gayretler istiyor. Unutulan davet çalışmalarımıza tekrardan daha bir gayretle yeniden başlamalıyız. Bu konuda ısrarcı olmalıyız…