Hayra ve şerre sadece bu dünyaya aitmiş gibi bakmaktır bizi yanıltan. Bu dünyada katlanmamız gereken acıların Rabbimizden gelen bir imtihan olduğuna, mükafaatının da ahirete kaldığına inanmamak bilinçli bir Müslüman için düşünülemez. Bir Gazze var karşımızda, gönlümüzde…
Değerlerimize dönüp izzet ve şerefi, değer ve itibarı yalnız ve ancak dinimizden, Allah’ın yanında bilmekten, aramaktan başka çaremiz de yok, yolumuz da! Zuhruf 36-37’de beyan edildiği üzere ondan/Kur’an’dan yüz çevirmek şeytanın dostluğu ile neticelenmektedir
Anlatırken zaman zaman sesi titredi ve gözleri doldu. “Peki sebebi neydi onun kitaplarına bu kadar düşmanlık?” diyemedim. Daha neler neler demek istedim ama diyemedim. Sadece, “Onun kızı olmam yasağı bittirdi mi yani?” diyebildim.
Bedri Efendi’nin yüz küsur yıl önce kaleme aldığı “Mütegallibe ve Tahrib-i İnsaniyet”, yaşadığımız dönem göz önüne alındığında yüz küsur yıl öncesinin tozlu sayfaları arasında kalmayacak kadar diri ve güncel bir metindir.
Medyanın belirleyiciliği ile ilgili klasik düşünce “medya ne düşüneceğimizi söylemede başarılı olmayabilir ancak ne hakkında düşüneceğimizi söylemede son derece başarılıdır” görüşünden ortaya çıkmıştır. Bu görüş sosyal mecra için de geçerlidir…
Ramazan, Kur’an’ı yeniden keşfetme ve onu hayata indirme ayıdır. Çünkü Kur’an, yeryüzünde Allah’ın egemenliğini idrak etmek, tevhidi yaşamak ve insanı kula kulluktan kurtarmak için indirildi.
taşlar bir başına başkaldırabilir boğazda harb var
bu harbin boğazında alem habersiz harbinden
onlar hangi yutakta harbiden bilmiyorlar
Atasoy Müftüoğlu: “İçerisinde bulunduğumuz dönemde, İslami gündemi olan düşünce/kültür/edebiyat hayatının, toplumlarımızda her geçen gün çok daha derinleşen genel niteliksizleşme üzerinde eleştirel çözümlemeler yapmaları gerekir. Toplumlarımızda popülist medya kültürü, niteliksel entelektüel kültüre hayat hakkı tanımıyor.”
Ramazan ayı
Sultandır on bir aya
Hoş sefa geldi
Şair Cevat Akkanat’ın, Mayıs ayı boyunca tuttuğu günlüklerinden bir demet…
Hayatta her şey olabilir. İyi ya da kötü, güzel ya da çirkin, haklı ya da haksız, her şey. Mesele buradaki hikmeti kavrayabilmek ve bunun altında yatan derin mevzuyu/mantığı kavrayabilmektir.
Rabbimiz Allah kendisi hakkında ne kadar bilgi veriyorsa, o bilgiler ile yetinmek Allah’a inanan bir insan için yeterlidir… Yazımızın konusu olan “Rabbca Allah’ın lisanı mıdır?” sorusuna vereceğimiz tek cevap vardır.
Terbiye edilmiş bir ruhla huzura gitmek gerek. Çiğ kalmış, çağla olmuş ama yetkin bir meyve olamadan dalından düşmüş biri olarak değil de olgun bir başak gibi göçüp gitmek isterim bu hayattan. Yaşayacağız tüm hüzünleri ve acıları bilgeliğimize katık yaparak…
Kahramanmaraş’taki saldırı sonrası, herkes “bu nasıl olur?” diye soruyor. Ama artık şu gerçeği konuşmak zorundayız: Biz neyi eksik yapıyoruz? Şiddet bu kadar nasıl sıradanlaştı?
Biz bölgeyi yeni tanımıyoruz. Bugün ‘İslam ülkesi’ olarak adlandırılan beldelerimizde münâfık çeteler İslam’a ve Müslümanlara tuzaklar kurmaktadırlar. İran’ın cihadını mezhepçilik nifakıyla gölgelemek isteyenler Allah’tan korkmalı, Amerika-İsrail’in safında yer almak zilletinden vazgeçmelidirler.
Ayrıntıları tartışmak, çocuğu şiddete ne itti diye tüm detayları bilmeye gerek var mı? Kötü bir şey kötüdür zaten. Değişmeyen şey yani özünde bize düşen; merhametli ve adaletli bir Allah tasavvuruna sahip, sorumluluk bilincine sahip çocuklar yetiştirmek için çabalamak. Her an gören işiten, yaptıklarının karşılığını verecek olan bir Allah tasavvuruna sahip çocuklar yetiştirmek için çabalamaktır.
İtalyan düşünür Niccolo Machiavelli’nin (1469-1527) Prens” isimli kitabından mülhem geliştiği varsayılan bir düşünüş, bir inanış biçimidir ve daha çok devlet…
Yaşadığımız zaman bizler için çok daha fazla bedeller ödemeyi gerektiriyor. Çok daha fazla çabalar, gayretler istiyor. Unutulan davet çalışmalarımıza tekrardan daha bir gayretle yeniden başlamalıyız. Bu konuda ısrarcı olmalıyız…