Kahramanmaraş’taki saldırı sonrası, herkes “bu nasıl olur?” diye soruyor. Ama artık şu gerçeği konuşmak zorundayız: Biz neyi eksik yapıyoruz? Şiddet bu kadar nasıl sıradanlaştı?
Zafer Çam
Kahramanmaraş’ta bir okulda yaşanan saldırının ardından kılınan cenaze namazında yürekleri parçalayan manzaralar vardı.
Sadece tabutlar taşınmıyordu o gün…
Bir milletin vicdanı omuzlardaydı.
Ayakta durmakta zorlanan anneler…
Gözleri boşluğa dalmış babalar…
Evladının tabutuna sarılıp “uyan” diye fısıldayan bir annenin sesi hâlâ kulaklarda…
Sabah öpüp koklayarak okula gönderdiğin çocuğunu, akşam bir morg kapısında aramak…
Son bir kez yüzünü görmek için izin istemek…
Ertesi gün onu toprağa vermek…
Bunun adı acıdır, evet.
Ama bu acının bir tarifi yoktur.
Hiçbir söz anlatamaz bunu.
Hiçbir cümle, bir annenin yüreğinde kopan fırtınayı tarif edemez.
Hiçbir kelime, bir babanın içine çöken o sessiz çöküşü ifade edemez.
Biz hep “ateş düştüğü yeri yakar” deriz…
Ama bu kez o ateş sadece düştüğü yeri yakmadı.
Bu kez o ateş, memleketin dört bir yanına düştü.
Hepimizin içine düştü.
Çünkü söz konusu olan bir çocuksa…
Söz konusu olan masumiyetse…
Söz konusu olan yarım kalan hayatlarsa…
Hiç kimse “uzakta” değildir bu acıya.
O çocuklar sadece birer isim değildi.
Onlar birer hayaldi…
Doktor olacaktı, öğretmen olacaktı, belki bir gün bu ülkeye yön verecekti.
Ama şimdi hepsi yarım kaldı.
Bir çocuğun defteri açık kaldı.
Sırası boş kaldı.
Oyuncakları yetim kaldı.
Ve en acısı…
Onları bekleyen annelerin kolları boş kaldı.
Şimdi herkes üzgün…
Herkes tepkili…
Herkes “bu nasıl olur?” diye soruyor.
Ama artık şu gerçeği konuşmak zorundayız:
Biz neyi eksik yapıyoruz?
Şiddet bu kadar nasıl sıradanlaştı?
Bir insanın canına kıymak nasıl bu kadar kolay hale geldi?
Biz ne zaman bu kadar duyarsız, bu kadar alışmış bir toplum olduk?
Televizyonlarda şiddet…
Sokaklarda öfke…
Dilde nefret…
Ve sonuç: Toprağa verdiğimiz çocuklar…
Her acının ardından aynı cümleleri kuruyoruz:
“Başımız sağ olsun…”
“Allah sabır versin…”
Ama sonra hiçbir şey değişmiyor.
Oysa artık sadece yas tutmak yetmez.
Artık sadece üzülmek yetmez.
Artık sadece konuşmak yetmez.
Bu ülke çocuklarını korumak zorunda.
İmanlı gençlik istemeyen toplumların hali vahşet.
İmansızlık tohumlarının sonu bu.
Bu toplum, şiddeti normalleştiren her şeyi sorgulamak zorunda.
Aksi halde bugün dökülen gözyaşları yarın yine dökülecek.
Ve biz yine aynı cümleyi kuracağız:
“Acının tarifi yok…”
Evet…
Acının adı var.
Ama gerçekten…
Tarifi yok.













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *