İran Devrim Muhafızları’nın ABD-İran ateşkesinin, Lübnan’da ateşkese bağlı olduğunu bildirmesi üzerine, Lübnan Başbakanı, “Güneyimizi rahat bırakın, bölgeyi ve halkını müzakerelerde şartlarınızı iyileştirmek için kullanılan bir koz olarak görmekten vazgeçin” dedi, Amerikan anlayışı sayesinde kendilerinin ateşkes yaptıklarını söyledi. Lübnan’da bir milletvekili ise, Hizbullah’ın silahları olmasaydı Lübnan’ın İsrail işgali altına girmiş olacağını belirtti.
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam Cuma günü İran’ı Güney Lübnan ve sakinlerini ABD ile müzakerelerde “koz” olarak kullanmayı bırakmaya çağırdı ve sivillerin “onların savaşı olmayan” bir savaşın bedelini ödediğini söyledi.
Salam, İsrail’in Lübnan’a yönelik savaşından etkilenenler için ikinci bir acil insani yardım çağrısı başlatmak amacıyla Beyrut’taki Büyük Saray’da büyükelçilerin ve uluslararası ve BM örgütlerinin temsilcilerinin katıldığı bir basın toplantısında açıklama yaptı.
Bu açıklamalar, ABD, Lübnan ve İsrail’in Washington’da yapılan dördüncü tur müzakerelerin ardından, tarafların nihai onayına bağlı olarak ateşkes uygulama niyetini açıklayan ortak bir bildiri yayınlamasından bir gün sonra geldi.
Perşembe günü İran Devrim Muhafızları, İran’ın ateşkesi kabul etmesinin “Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerde ateşkes sağlanmasına bağlı” olduğunu söyledi.
Bu görüşe karşılık veren Lübnan Başbakanı, Lübnan’ın “Lübnan devletinin çabaları, Arap kardeşlerinin desteği ve Amerikan anlayışı sayesinde” ateşkes anlaşmasına vardığını savundu. “İslam Devrim Muhafızları Ordusu, herkesten önce bunu reddeden ilk taraf oldu” dedi.
ABD arabuluculuğunda 3 Haziran’da duyurulan ve başarısızlıkla sonuçlanan şartlı ateşkes anlaşmasına dair Selam, şu ifadeleri kullandı:
“Lübnan’da ateşkes konusunda bir mutabakata varmayı başardık. Ancak Lübnanlılar, dün İran Devrim Muhafızlarının bu mutabakata ilk karşı çıkan taraf olduğunu şaşkınlıkla gördü. Bu durum, söz konusu savaşın bizim savaşımız olmadığını ve bizim için değil topraklarımız üzerinde ve halkımızın pahasına yürütüldüğünü bir kez daha gösterdi.”
Selam, Lübnan’ın güneyindeki halkın kendi iradesiyle almadığı bir kararın ve kendisine ait olmayan bir savaşın bedelini ödediğini savundu. Lübnan Başbakanı, sözlerine şöyle devam etti:
“İran’a söyleyecek bir sözüm varsa o da şudur: Güneyimizi rahat bırakın, bölgeyi ve halkını müzakerelerde şartlarınızı iyileştirmek için kullanılan bir koz olarak görmekten vazgeçin. Biz, başka aktörlerin mesajlarının iletildiği bir posta kutusuna ya da savaşlarının yürütüldüğü açık bir alana dönüşmeyi reddeden bir vatanın sahibiyiz. Lübnan hiç kimsenin masasında bir pazarlık kartı değildir. Güney de hiç kimsenin yedek cephesi değildir.”
Güney sakinlerinin İran ile ABD arasındaki savaşın tarafı olmadığını söyleyen Selam, “Lübnan’ın başkalarının savaşlarının sahası olarak kalması ve güney halkının kendi iradesi dışında yapılan hesapların bedelini ödemesi kabul edilemez” değerlendirmesinde bulundu.
Müzakerelerin sürdüğünü kaydeden Selam, “Ateşkesin reddedilmesi, açık ve net şekilde savaşın sürmesi anlamına gelmektedir. Buna bağlı olarak insani kriz de devam etmekte hatta her geçen gün daha da derinleşmektedir” ifadelerini kullandı.
Lübnan’da ateşkes ve İsrail saldırıları
Lübnan’da 17 Nisan’dan beri kırılgan bir ateşkes yürürlükte bulunuyor ve Washington, ateşkesi korumak ve çökmesini önlemek için devam eden diplomatik çabalar arasında ateşkesi Temmuz başlarına kadar uzattı.
İsrail, Lübnan’ın güneyinde bazı bölgeleri işgal altında tutuyor; bu bölgelerin bazıları on yıllardır İsrail’in elinde bulunurken, diğerleri 2023-2024 çatışması sırasında ele geçirildi. Mevcut saldırı sırasında İsrail güçleri, Lübnan topraklarına 10 kilometreden (6,2 mil) fazla ilerleyerek 2000 yılından bu yana en derin işgalini gerçekleştirdi.
Lübnanlı yetkililere göre, 2 Mart’tan bu yana İsrail’in Lübnan genelinde düzenlediği saldırılarda 3.500’den fazla Lübnanlı katledildi ve 10.000’den fazla kişi yaralandı.
Lübnan Parlamentosu Milletvekili: “Hizbullah’ın Silahı Olmasaydı Lübnan Şu An İsrail’in Bir Parçasıydı”
Tesnim Haber Ajansı’nın Lübnan Parlamentosu Milletvekili Rami Ebu Hamdan ile gerçekleştirdiği özel röportajın öne çıkan başlıkları şu şekildedir:
İsrail’i ülkeden çıkaran Lübnan ordusu değildi” Eğer direnişin silahı olmasaydı, siyonist düşman 1982-1983 yıllarında Lübnan, Beyrut ve Batı Bekaa’dan çekilmezdi.
Hizbullah’ın silahı, işgalci rejim var olduğu sürece direnişin elinde kalmaya devam edecektir. ABD’nin Lübnan ordusuna yaptığı 230 milyon dolarlık yardımlar yalnızca araç lastiği ve nakliye kamyonlarından ibarettir; bunların siyonist işgalcilere karşı yürütülen savaş denklemleri üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Direnişin silahı, Lübnan’ın İsrail karşısındaki yegane güç unsurudur.
“Lübnan’da siyonistlerle normalleşmek isteyen her yetkili gidip şahsen İsrail vatandaşı olsun” Lübnan’ın İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesi imkansızdır; sadece Şiiler değil, Hristiyanlar, Dürziler ve diğer unsurlar da normalleşmeye asla izin vermeyecektir.
Tüm mezheplerden, özellikle de İslami kollardan Lübnanlıların büyük çoğunluğu, direnişin silahsızlandırılması fikrine kesin bir şekilde karşı çıkmaktadır.
Lübnan’daki taifeler ve mezhepler, Hizbullah’ın silahsızlandırılması durumunda hem kendilerini hem de tüm Lübnan’ı büyük bir felaketin beklediğinin farkına varmıştır.
Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını savunanların, Lübnan’ı savunmak için ortaya koyabilecekleri esaslı bir alternatifleri dahi yoktur. Eğer Hizbullah’ın silahı olmasaydı, İsrail Lübnan hükümetiyle müzakere masasına bile oturmazdı!
“Yusuf el-Reci’nin Lübnan Dışişleri Bakanı olmasından ve İran aleyhine pozisyon almasından utanç duyuyorum” O, Lübnan’ın değil; Lübnan Kuvvetleri (El-Kuvvat el-Lubnaniyye) Partisi’nin ve Samir Caca’nın dışişleri bakanıdır. İranlılar, Dışişleri Bakanı El-Reci’ye karşı oldukça bilgece ve basiretli bir tutum sergilediler. Hiç kimsenin İran ile olan ilişkilerimizi koparmasına izin vermeyeceğiz.













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *