Sebilleri Zebil Eylemişler

Sebilleri Zebil Eylemişler

İnsan, feth’in bilincinden uzaksa işgale temayül eder. İşgal, insanı dönüştürür. Dönüşürken farkına bile varmaz. Ne kadar işgal altındayız aceba. Aygıtların, teknolojinin, düşüncelerin, ideolojilerin, insanların, sevdiğimiz insanların, değer verdiklerimizin ne kadar işgali altındayız?

Mehmet Akif Coşkun
Kendimizi Aramaklar Yolculuğu-43

dağın vahşi yüzünü bekliyor secde
tükendi kurşun atımlıktı tek vah vah
yazılmıyorsun işte transparan duvarlar
kemirgen odalardan imtiyazlı raporlara kadar
çürüklendim müjdemi isterim

Görerek bir görüşe sahip oluruz. Bir görüşe sahip olmakla dile geliriz. Dile gelerek sözümüzü iletiriz. Görecek şey yoksa  görüş de yoktur. Görüş yoksa söz de yoktur. Boş konuşmanın açımlanmış tarifi budur. Tüm bunlar için yine de bir göze ihtiyacımız var. Göz sürekli yeni şeyleri temaşa etmeye meyyaldir. Göze bu dürtüyü kazandıran aslında insanın arayış arzusudur. Bu arzu sayesinde göz insana görüş sunarak sözünü iletir ve dinletir hale getirir. Kendini bundan mahrum bırakan insan gözünü körelterek görüşlerini sığlaştırır.  Sığlaşmış görüşten boş sözler saçılır etrafa.

Göz aslında kendine bir merhamet durağı aramaktadır. Her gördüğü şey ona merhametin zerresini ikram eder. Böyle böyle heybesinde tamamlanmak üzere biriktirerek yoluna devam eder. Gözlerin yorulmasıyla heybesindeki parçaların tamamlanması bir olur. Eteğine döktüğü parçaları güç bela bir araya getirmeye çalışır. Yapamaz bozar, sonra tekrar tamamlamaya başlar. Elinde eksiksiz topladığı merhamet zerrelerini doğru bir şekilde yerleştirmeye çalışarak zahmetine zahmet ekler. Ne bitmez tükenmez bir eziyettir bu. Parçalar doğru bir şekilde tamamlandığında aradığı merhameti bularak kendine bir durak eyleyecek ve yeni merhametlerin arayışına çıkmak için kendini hazırlayacak. Boş laf bunlar. Ben her yolculukta gördüklerimin altını üstünü  süslü kelimelerle doldurmaya çalışan biriyim.

İnişlerle çıkışların birbirine karıştığı yollardan geçiyorum. Üzerimde sürekli ağırlığını hissettiğim yorgunluk haliyle gözlerim dalıyor, uyku ve ayıklık arasında sürüklenirken birdenbire çıkış haline geçerek kendime geliyorum. Çıkış halinde yine bedenimin ve zihnimin dayatmasına karşı koyamayarak kendimi bırakmaya yeltenirken bir iniş haliyle sarsılıyorum yine. Bilmem hangi zamanın ehli kuburu selama duruyor bana. Her bir mezar taşı ayrı bir hikaye. Üzerindeki yazılar okunmaz haldeyken ben bu medfun ahalinin hangi hikayesine ulaşayım. Bir zamanlar burada yaşayan bu insanlarla aramdaki zaman çizelgesi ne kadardır. Zaman mefhumu kaypaklanıyor yine üzerime. Geldi geçti bir göz açıp kapama mesabesi. Alıp verdiğimiz nefes boyunca falan filan. Sıradan insanlarız işte. Yaşadığımız yaşayacağımız ne akılda yeri olur ne mezarda yeri olur ne taşında izi kalır. Sular altında kalan bu ehli kubur, zaman zaman suların çekilmesiyle fırsat bulur da selama durur. Bize de ikramını almak yakışır. Heybemize bir merhamet tortusu daha düşer.

Her defasında dağınık bir zihinle çıkıyorum yola. Düşünüyorum da, zihin dağınıklaştığı zaman kendini yola revan ederek mi toparlıyor kendini. Kendini toparlayabilmenin tek yolu, yola revan olmak mıdır? Bilmiyorum. Ben en azından bu şekilde toparlayabiliyorum zihnimi. Dağınık zihnimin bedenime vurduğu çöküntü hali yola çıkma arzumu engelliyor. İllaki bir çekip çıkaran yoldaş gereklidir böylesi zamanlarda. Kendimi şanslı hissetmiyorum, tersine şükürlüyüm. Mahcup olmama duasıyla bakışlarımı taharetleyerek çıkıyorum yolculuğa. Kolumdan tutulup çekildim ve dağınık bir zihin ile toparlayacağıma emin olmadan bu inişli çıkışlı yollarda sarsılıyorum durmadan. İnişlerden iniş mi beğeneyim. Hangi inişlerde gözüm varsa oradan bir görüş mü devşireyim. Buraya karanlık vadi ismini koymuş yörenin sakinleri. Vadiyi aydınlık alabildiğince çepeçevre sarmış olmasına karşın ismi karanlık vadi. Belki de bu vadi, kendisini uğrak eden her yolcunun karanlık taraflarını aydınlığı ile söküp aldığı içindir isminin karanlık olması. Ayaklarımı tekmeleyen her taşta bir karanlık sezerken inişlerin en dibinden çıkışların en yükseğine mıhlarken bakışlarımı, kendimin karanlık taraflarının da sökülüp alındığını hissediyor gibiyim.

Taşlar karanlıklarla ağırlaşırken taşların arasından yatağını genişletme arzusunda olan dere aktıkça gökyüzünün aydınlığını inişlerin bu dibine yansıtıyor. Karanlık vadiyi yeterince aydınlattık, hava kararmadan yolumuza devam etmeliyiz, diyor mihmandarımız. Yolumuzun çıkışlarını henüz tamam eylemedik. Çıkışalım çıkışların yolunda dizlerimizi ağartalım. Çıkışların en tepesinde biraz da sert havasıyla yüzleşelim. Tepeden bakıldığımızda hangi kum tanesiyiz seçebilecek miyiz? Seçebilene aşk olsun, seçemeyene ne olursa olsun.

Kentleşmiş suretlerimizden kopup buralara her geldiğimde yeni bir sorunun izini sürüyorum. Her yeni soru bu vadilere başka bir gözle bakmama vesile oluyor.  Bu bir fetih midir yoksa işgal mi? Her geldiğimde beni kendinden gören bu vadiler bu dağlar boşuna mı yaratıldı. Sırf güzellik olsunlar diye midir? Başka bir sunağı yok mudur insana? Buraları fetheden ben miyim yoksa buraların fethedileni miyim? Her iki sorunun cevabı beni rahatsız etmiyor. Feth eden de olsam edilen de olsam  bu beni rahatsız etmiyor. Kaba bir tarifle, devletler başka toprakları kendi himayesine katmak için iki yol izlemiştir. İşgal ve fetih. İşgal edilen topraklar, işgal edenin boyunduruğuna girmiştir.  Var olan tüm değerlerini ve zenginliklerini işgal edenin menfaatine amade kılmak zorunda kalmıştır.  İşgal edilen topraklar tabiatı gereği istemeyerek de olsa işgal edenin hükmü altına girer. Oysa fetihde, feth eden feth edilen yerin değerlerini korur, gözetir, muhafaza eder ve dahi müdafaa eder. Burada güçlü güçsüz ayırımdan ziyade birbirinin hakkını gözetme durumu söz konusudur.

Çıkışların en zirvesinde ciğerlerimizi temiz hava fethederken inişlerin en dibinde hiçbir insanoğlunu seçemiyorum. Tablo alabildiğince genişliyor Gökyüzünün bulutlu mavisi ve dipte akan derenin mavisi vadinin bu kompozisyonunu tamamlıyor. Zebil vadisi koymuşlar buranın adını. Kelimenin aslı sebil (yol) iken zamanla zebile (çarçur etmek, israf etmek) dönüşmüş. Ne tuhaf bu insanoğlu. Kendi sebilini bile zebil etmekten bir an olsun vazgeçmiyor. Şimdi vadinin bu tepesinde soruyorum kendime. Ben işgal eden miyim yoksa işgal edilen mi? Bu soruya verebileceğim her iki ihtimal de beni rahatsız ediyor. Rahatsız oluyorsam, rahatsızlığımın temellerine inmedikçe bu rahatsızlığımı giderecek yolları bulamayacağım biliyorum. Allah’ın yarattığı her ne varsa, gözüme ilişen gönlüme ilişen, idrakime ilişen ne varsa bir fethe davet eder bizi. Kim kimi fethederse, hiç önemi yok bunun. İnsandır sadece işgal etmeye muhteris. İnsan, feth’in bilincinden uzaksa işgale temayül eder. İşgal, insanı dönüştürür. Dönüşürken farkına bile varmaz. Ne kadar işgal altındayız aceba. Aygıtların, teknolojinin, düşüncelerin, ideolojilerin, insanların, sevdiğimiz insanların, değer verdiklerimizin ne kadar işgali altındayız? Bunun ayrımına varmak o kadar zorki. Tüm bu saydıklarım tarafından işgal mi edildim, fetih mi edildim? Farkına varamadığımız için işgal ve fetih birbirine kaynayarak birbirinden farksızmış gibi görünmeye başlıyor.

Neyse ne işte. Çok da bir önemi yok bunların. Sıradan bir insanın sıradan söylenceleri bunlar. Zebil vadisinden tekrar evimize sebil eylerken zihnimde cevapsız kalan soruları da avucuma doldurup salıyorum akan derenin berraklığına. Akan dere kendi yatağında bunları merhametin nüvesine dönüştürecektir ve kendine davet çıkarmanın vesilesi kılacaktır illaki. Kim bilir, belki benim nasibime düşer de heybeme sefa olur. Yolculuk böyledir. Yollar sürekli çatallanıp başka yollara evrildiği gibi her yolculukta dile gelenler de evrilir laf lafı açar başka söze kapılanır. Önemli olan, yolculuğun sonunda heybemizde neyi biriktirdiğimizdir vesselam.

müjdemi isterim kim aldıysa versin müjde benim
yaşım geldi ihtiyat dayandı baharlarına
kara kışa, fırtına sonbaharına yakışmıyorum
ne sancılandım karın ağrımla kime
boşuna mı dedi aksim, olmaz dedi zahirim
bak böyle hıfzolunuyormuş her vadiye üflediklerim

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *