Ayrıntıları tartışmak, çocuğu şiddete ne itti diye tüm detayları bilmeye gerek var mı? Kötü bir şey kötüdür zaten. Değişmeyen şey yani özünde bize düşen; merhametli ve adaletli bir Allah tasavvuruna sahip, sorumluluk bilincine sahip çocuklar yetiştirmek için çabalamak. Her an gören işiten, yaptıklarının karşılığını verecek olan bir Allah tasavvuruna sahip çocuklar yetiştirmek için çabalamaktır.
Gülbahar Ay Satan
İnsanlar sosyal medyada tartışıyor, çocuklar neden şiddete yöneliyor diye.
İnsanlar empati yapmıyor. Belki de yapamıyor bilgi kapasiteleri yetmiyor.
Örneğin bir anne ve baba akşam yemeğinde bakliyat, çorba, protein ve salatasıyla güzel bir sekilde karnını doyuruyor. Vaktinde uyuyarak uykusunu alıyor. Arkadaşlarıyla dahası eşiyle vakit geçirerek sosyalleşiyor. Yürüyüşünü yapıyor ki zaten hayatın normal koşturmacasında egzersiz yapmış oluyor. Geleceğe dair belirsizlikleri büyük ölçüde halletmiş. Kısaca ruh ve beden sağlığı kendini idare ediyor. Dindar olmasa bile kendince kurallara uyduğu için kendini ahlaklı bir birey olarak görüyor.
Aile diyoruz ama aynı evde yaşayan çocuk, kendisi de dahil hayatı hiç tanımıyor. Kavram kargaşası yaşıyor ki bunu her çocuk az çok yaşar. Geleceği belirsiz. Beslenmesi genellikle katı ve ölü yiyecekler; tost, hamburger, makarna, kızartma, kola, gazlı yapay içecekler, abur cubur, cipsler, gofretler vs. Anne ve baba vaktinde uyurken, çocuk beyin için uykunun en verimli zamanında uyumuyor. Saatlerce bilgisayar veya telefonda oyun oynuyor. Gündüz ise hayaletten farksız içine kapanık asosyal bir insan oluyor.
Ruh sağlığını etkileyen şeyler:
– gerçek canlı gıdalar (bağırsak florası için)
– uyku (beyin sağlığı için)
– hareket (ruh ve beden sağlığı için)
– sosyalleşme (kendini ve hayatı tanımak için)
– anlam-maneviyat (boşluğa ve kötülüğe düşmemek için)
Çoğu aile kendisi mutlu olunca yanı başındaki çocuğu da mutlu sanıyor. Oysa çocuğun kötü beslenmekten dolayı vücudunda toksinler birikmiş. Beyin sisli olarak düşünüyor. Çocuğun hareketsizlikten vücudunun kaslarında asit birikmiş bu yüzden adım atacak hali yok. Uykusuzluktan dolayı sinirli ve gergin. Sanal ortam ile hayattaki gerçeklikler birbirine karışmış. Fıtratına aykırı yaşadığı için stres hormonu, mutluluk hormonu hatta cinsiyetindeki baskın olması gereken hormonlar bile bozulmuş. Hem bedenen hem de ruh olarak zorlanan bir çocuğa (hele ki erkek çocuklar stresi yönetmekte zorlanır) dışlandığı okula gitmesi için bir de baskı uyguluyorsunuz. Zaten ergenlik dönemi sağlıklı çocuklarda bile sancılı bir süreç; çünkü bir kimlik oluşuyor, insan karar veriyor, seçim yapıyor. Adeta bir doğum gibi…
Kahramanmaraş’ta okul saldırısını yapan çocuğun ailesine kızılıyor; neden doktora götürmediniz diye. Oysa baba, emniyetin psikoloğuna götürdüğünü iddia ediyor, okulda rehber danışman var, çocuk ayrıyeten özel bir psikologa da gidiyor. Halen bir psikologa götürseydiniz diyorlar. Gerçekten birkaç ağır psikolojik hastalık dışında zaten psikolojik hastalık yok. Modern psikoloji her içe kapanmayı, korkuyu, vesveseyi, vitamin eksikliğini, yetersizlikleri, benlik arayışını kısaca her duruma bir hastalık adı bulmaya çalışıyor. Doğal yollarla düzelecek hormonları ilaçlarla düzeltmeye çalışarak mevzuyu daha da derinleştiriyor. Dolayısıyla gerçekten ilaç tedavisine ihtiyacı olanlar bile doktora (güveni kalmadığı için) gitmiyor. Çoğu zaman ailelerin yaptığı yanlışlar ve eksikler var. Bu yanlış ve eksikliklere de teşhis koyacak ehil psikologlar ve doktorlar yok denecek kadar az. Bir aile hekimine gidiyorsunuz neyiniz var diyor? Bu soruyu çoğu zaman size teşhis koymak için değil hangi ilacı yazmamı istiyorsunuz diye soruyor. Evet, doktor size soruyor, hangi ilacı istersiniz diye.
Her meslekte öğretmen olsun, doktor olsun elbette işini iyi yapanlar var ama çoğu zaman insanlar işini yüzeysel yapıyor.
Evet çok güzel okullar var ama bazı okullar da var ki spor alanı yok, bir etkinlik alanı yok. Hatta bahçesi yok denecek kadar küçük. Çocuk da yapısı gereği koridorda çığlık atarak koşuyor. Ama rahatsız edici olduğu için o da yasaklanıyor. Çoğu okulda öğretmen saatini dolduruyor, öğrenci saatini dolduruyor. O altın gibi kıymetli saatler, yıllar boşa gidiyor. Çoğu alanda toplum ‘mış’ gibi yapıyor. Doğru yönlendirilmeyi bekleyen o kadar çocuk var ki. Ne meslek sahibi olmuş, ne okulda bir şey öğrenmiş. Oysa her bir çocuk değerlidir. Her çocuk farklıdır. Gözden kaçırılmamalıdır. Bir güzel sözle, bir güzel övgüyle hayatını olumlu yönde değiştirecek çocuklar var. Çocuklar o kadar masum ve savunmasız ki. Bu yazıyı ağlayarak yazıyorum. Çocuklar o görünmeyen iç dünyalarında neler yaşıyorlar bilmiyoruz.
Şimdi Kahramanmaraş’ta saldırıyı gerçekleştiren bu çocuğun gerçekten ihtiyacı olan şey bir hastalık etiketi ve antidepresanlar mıydı? Gerçekten zihinsel ve ruhsal olarak hasta mıydı yoksa en basit hayati ihtiyaçlardan mahrum mu kalmıştı. Bunları bilmiyoruz. Çocuğun vakit geçirdiği, üye olduğu gruplarda agresif davranışlarda bulunan, şiddete meyilli binlerce çocuk var. Bu çocukların gerçekten neye ihtiyacı var? Bunların hepsi hasta mı? Yoksa hayatlarında anlam ve rehber eksikliği mi var?
Okul başarısına odaklı aileler için çocukların iç dünyası ve ahlaki gelişimi hep arka plana atılıyor.
Oysa çocuklar iç dünyalarında çoğu şeyi gözünde büyütüyor. Gücünü, öfkesini, dışlanmayı, nefreti, dış görünüşünü…
Evet konuyu toparlarsak insanlar çoğu zaman küçük şeylere önem vermez oysa küçük ayrıntılar insanı hayattan koparabilir. Sen aynı evin içinde mutlusun ve çocuk da mutlu sanıyorsun.
– Neyi eksik ki çocuk tabi ki mutlu olmalı diyen aileler var. Okumayan, değişen dünyaya kulaklarını tıkayan bireyler var. Tespit yapmak için başvurduğu kaynak kendi geçmiş deneyimleri ve küçük çevresi. Öyle sığ düşünen insanlarımız var ki! Kendi kötülüğe düşmediyse çocuğu da düşmez. Yahu eskiden çoğu mahallede elektrik bile yoktu, erkenden uyuyan çocuklar zihinleri, beyin hücreleri yenilenmiş olarak uyanıyordu. Besinler daha organikti. Çocuklar taşla toprakla enerjisini atıyordu.
– Diğer yandan kendisi çocukken ezildiği için, çocuklarına kıyamayan aileler, onlara en büyük kötülüğü yapıyor. Ben yaşamadım çocuğum rahat etsin diyen aileler var. Maalesef küçükken koymadığımız o kurallar; artık boyunuzu aşmış, gözlerinden ateş çıkan bir bir ergene işlemiyor. Ona sorumluluk vererek hayatı anlaması gereken yaş geçmiş oluyor. Artık çocuğunuz sizi şekillendiriyor. Oysa sınır koymamak çok korkunç, çocuk o an kızsa da küsse de aslında sınırlar koyunca belli bir zaman sonra kendini güvenli ve mutlu hissediyor çünkü sınırları bilmek zihni sakinleştiriyor. Aksi takdirde sınırsız bir dünyada yoldan çıkabiliyor. Sınır olmayan bir dünyada çocuk nasıl bir seçim yapacak? Bebeğin önüne “sınırsız” oyuncak konduğunda oynamak istemez, hemen strese girer. Ama bir tahta kaşıkla saatlerce oynayabilir. Hatta daha yaratıcı olabilir.
– Dünyayı değiştirecek olan şey sevgi!. Her çocuk masumdur ve sevilmeyi hak eder. Ama sevgiyi yanlış anlayan aileler var. Sevmek, merhamet etmek ona hayatı öğretmektir. Yorulmasın, rahatsız olmasın diye bir odaya kapatmak değil. Üzülmesin diye sınırları kaldırmak değil. Mutlu olsun diye her istediği yapmak, almak değil.
– Şu bir gerçek ki çocuğuna hiçbir zaman istediği kıyafeti alamamış aileler var. Maddi anlamda sıkıntı çekmiş, hep başkalarına özenmiş ve topluma, arkadaşlarına karşı kin duyan çocuklar var. O öğle yemeğinde ne yiyeceğini düşünürken arkadaşının telefonu, saati, marka ayakkabısı bir çocuğu yaralayabilir. Bu dünyada bir denklem kurmak o kadar zor ki…
– Din’e karşı aşırı mesafeli olan aileler var. İstanbul’da buna çok tanık olduk. Öyle seküler aileler tanıdık ki evlerinde bilinçli olarak Allah ismi bile geçmiyordu. Onlara göre Allah, sevmediği bir parti ile özdeşleştirilmişti. Günah demek bağnazlık ve gericilik demekti. Düşünün bir küçük çocuğun sığınacağı bir Allah olduğu ona hiç söylenmemiş. Kendisi Allah olmadan idare etmiş, hiçbir suça bulaşmamış, çocuğum da idare eder diye düşünüyor. Her 10 Kasım’da Anıtkabir’e gidiyorlar. Hatta üzülünce de derdini Atasına şikayet edenler var. Seni her an gözetleyen, hatanı da sevabını da gören bir Allah olduğu hiç söylenmeyen çocuklar iç dünyalarında ne yaşıyor? Kime karşı kendini sorumlu görüyor?
– Tabi, Allah deyip adaletsizliğin üstünü örten, Allah deyip yolsuzluk yapan, haksız kazanç elde eden insanlar var. Bu ailelerin çocuklarının zihninde nasıl bir Allah tasavvuru var? Bu çocuklar büyüyünce nasıl bir ahlaka sahip oluyor?
– Sabah akşam başkalarının ideolojisine hakaret ederek kendini var eden dindarlar var. Allah haşa sadece onların Allah’ı! Kimin haddine cennet! Allah’ı arayan bir çocuk bunlara baksa yedi sülalem de cehennemlik diye düşünür! Allah, benim gibi hata yapan bir küçük çoçuğa bakar mı hiç, kâle alıp beni takip eder mi diye düşünebilir. Elinde olmadan doğduğu ideolojinin içindeki o çocuğa “sığınacak bir Allah bıraktınız mı?” Tebliğ diliniz, hepimizi yaratan Allah’a merhamete ve hakikate mi çağırıyor? Yoksa kendinizin ne kadar haklı ve cennete layık olduğunuzu mu haykırıyorsunuz? Haykırıyoruz?
Bu çocuklar İbrahim (a) gibi çıkıp Rabbini mi arayacak? Evet arayanlar ve bulanlar var. Çok kötü ortamda hatta ailesiz büyüse bile hakikati gören çocuklar var. Ama peygamberler gibi onların da sayıları çok az.
Her şey bir bütün bu dünyada. Ettiğiniz bir kelime bile kara delik gibi bir noktada birleşiyor ve ortak paydada iyiye ya da kötüye hizmet etmiş oluyorsunuz. Ayrıntıları tartışmak, çocuğu şiddete ne itti diye tüm detayları bilmeye gerek var mı? Kötü bir şey kötüdür zaten. Milyonlarca çocuğu analiz etmek yerine kötülüğe sevkeden şeylere karşı önlem alınmalıdır.
Nasıl ki evren her an genişliyor, hayat da öyle… İnsanlar hap gibi kullanacağı bir hazır bilgi istiyor. Bu nasıl mümkün olabilir ki. Çocuk bazen kendini yetersiz hisseder o zaman biraz şımartılmaya ihtiyacı vardır. Çocuk çok şımarırsa o zaman uyarılmaya, sert ve kararlı bir konuşmaya ihtiyacı vardır. Adı üstünde çocuk ve sorunlar büyüdükçe değişebilir. Değişmeyen şey yani özünde bize düşen; merhametli ve adaletli bir Allah tasavvuruna sahip, sorumluluk bilincine sahip çocuklar yetiştirmek için çabalamak. Her an gören işiten, yaptıklarının karşılığını verecek olan bir Allah tasavvuruna sahip çocuklar yetiştirmek için çabalamak.
Son olarak hangimiz benim çocuğum asla kötülüğe bulaşmaz diyebilir. Haşa! Hayat akıyor ve ettiğimiz büyük laflar karşımıza imtihan olarak çıkarabilir. Nuh (a)’ın oğlunu hatırlayalım. İnsan her şeyi öngöremez. Bu yüzden yaptıklarımızdan ve yapmadıklarımızdan dolayı Allah’a sığınıyoruz. Çocuklarımız göz aydınlığı olur inşallah.
8 yıl önce “Çocuklarımıza Nasıl Sahip Çıkarız” adlı biz yazı kaleme almıştım. Adeta günümüze ve eğitim sistemine ışık tuttuğu için tavsiye edilebilir bir yazıdır.













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *