Hüseyin Alan: Cumhuriyet derken…

Hüseyin Alan: Cumhuriyet derken…

Cumhuriyet devlet yapıları endüstriyel ve laik toplum yapısının, bu toplumun parçaları olan kentli, laik, sivil, özgür bireylerin doğal bileşenidir, siyasal rejimidir.

CUMHURİYET DERKEN

Hüseyin Alan

1: Tarihsel zaman dilimlerinde, gelişen toplumsal şartların sonucu olarak ortaya çıkan, sosyal değişim ve dönüşüm aşamaları içinde Müslüman milletin ortaya çıkarttığı bir ‘yönetim şekli’ olmadığı gibi, muhtevası, şekli ve bileşenleriyle ‘bize’ özel de değildir.

Cumhuriyet, tarihin belli bir zaman diliminde (17-18.yüzyıl); belirli bir coğrafyada (Batı Avrupa); iktisadi gelişmelerin (sanayileşme) zorunlu olarak ortaya çıkarttığı değişim neticesinde oluşan ‘endüstriyel toplumsal yapıya’ has bir siyasal rejimidir; devlet denenin bir anayasaya dayanarak yeniden teşkilatlanmasıdır.

Cumhuriyetin ne olduğunu belirleyen ama aynı zamanda ne olmadığının sınırını da tayin eden üç temel vasfı vardır; ‘egemenlik, laiklik, halk.’

Egemenlik: Hükümranlık, iktidar, otorite manasınadır; egemen olunan ülkede bütün herkesi ilgilendiren karar verme yetkisi ve gücünü ifade eder; egemen olan kişi ya da kurum sorgulanamaz, yargılanamazdır.

Bir önceki tarihsel ve toplumsal aşamada ‘bir aileye, bir soya, bir hanedanlığa’ has kılınan ve ‘irsiyet yoluyla’ geçen egemenlik gücü ve yetkisi, cumhuriyetle birlikte ‘cumhura, millete, ulusa, halka, yurttaşa’ geçecektir.

Halk, bu yetkisini topluca kullanamayacağı için seçim sistemi yoluyla seçtiği temsilcileri eliyle kullanacaktır. Temsilciler, siyasi karar alma ve sorun çözme mekanı da olan toplantı merkezinde (parlamentolar, millet meclisleri) toplanıp egemenlik hakkını kullanacaktır.

Laiklik: Kabaca, siyaset devlet işleriyle din işlerinin birbirinden ayrılması; egemenliğin kaynağının değiştirilmesidir.

Bir önceki tarihsel ve toplumsal aşamada egemenliğin kaynağı tanrısaldı, ilahi dayanaklıydı; cumhuriyetle birlikte bu yetki beşeri oldu, akla ve bilime dayandı, halk iradesini kullanan seçilmiş meclis üyelerinin çoğunluk iradesiyle kullanıldı.

Halk: Hakkında rivayet muhtelif; kelime olarak millet, ulus, vatandaş, yurttaş, cumhur gibi farklı versiyonları olsa da siyasi irtibatı dolayısıyla öz ve şekil itibarıyla ortak anlamı var. Kökeni Fransız devrimine dayanır.

Bir önceki tarihsel ve toplumsal aşamada parlamentoda siyasi karar alma yetkisine sahip olan üyeler ‘kral, aristokrat, ruhban, asker’ sınıfıydı. Kralın meşruiyeti ‘asil kana’ dayanıyorken aristokratın meşruiyeti ‘toprak mülkiyetine’; ruhbanın meşruiyeti ‘tanrıya’; askerin meşruiyeti ‘savaş gücüne’ dayanıyordu.

2: Fransız devrimi bir burjuva sınıfı devrimidir; tüccar, bankacı, sanayici, lonca sınıfını temsil eden burjuva, Fransız parlamentosuna üye olarak girmek ister fakat diğerleri bunları oraya sokmazlar. Eski üyelerin gerekçeleri; ‘biz şunları (üstte sayıldı) temsilen buradayız, bu hak ve yetkiye sahibiz, siz neyi temsil ediyorsunuz ki buraya girebilesinizdir. Burjuva ‘biz halkı temsil ediyoruz’ der ve parlamentoya zorla girer.

Daha önceden köylüye bedavaya toprak dağıtarak (iflas ettirdiği tarım ekonomisi nedeniyle aristokratların elinden kelepir fiyata kapatmıştı, işine de yaramıyordu) onları yanına almış Paris’e yığmış, Paris polisini rüşvetle satın alıp kendisini destekletmişti (kralın ordusu cephelerde olduğu için yetişemeyecektir). Muhafız alayının gücüyse yetmez.

Parlamentonun yeni üyeleri eskileri oraya almayacak, ordu gelinceye kadar kral ve sülalesini katledecek, diğerlerini sıraya sokacaktır. Artık yeni bir durum söz konusudur. Terörüyle meşhur jakoben (radikal) devrimcilerin reisi Robespierre öncülüğünde kıyım başlayacak, iki yıl sonra da ılımlı devrimciler dönemi gelecektir. Bu arada, cumhuriyete muhalif ne kadar kişi, sınıf, zümre, aile varsa, şiddete başvurarak tasfiye edilecektir.

Burjuvanın halk dediği sosyal ve siyasal yeni unsurun hikayesi orada başladı, nitelik olarak yeni bir kimliğe bürünerek devam etti, şeklen gelişti ve günümüze kadar geldi.

3: Halk denen yeni toplumsal birlik ve bütünlük, mezhebi, dini, ırki, kültürel, cinsiyet ayırımı olmaksızın herkesin eşit yurttaşlar statüsüne sahip olduğu bir bütündür. Halk topluluğu üyelerinin sosyal ve siyasal yeni kimliğini tayin eden esas unsurlar şunlardı:

Tarım ekonomisinden sanayi ekonomisine geçiş nedeniyle göçmen kentli olması; kendine yeter iktisadi imkanlardan kopup fabrikaya emeğini satarak geçinmek zorunda kalan işçi olması; toprağa bağlılıktan kopup serbest piyasa şartlarında seyahat ve mülkiyet özgürlüğüne sahip olması; kentte kendi çalışıp kazanan harcayan ve kimseye hesap vermeyen bireye dönüşmesi; geniş aile yapısından kopup çekirdek aileye dönüşmesi; dini bağlılık, kiliseye itaat, cemaate mensubiyet ve ilahi dayanaklı bir hayattan kopup laik hukuka bağlılığa, devlete itaate, modern kültür ve hayata geçmesi..

Bu hikaye, devrim sonrası Avrupa’yı, Asya ve Afrika’yı istilaya çıkan Napolyan’lar döneminde dünyaya yayılacak, cumhuriyet devriminin ‘eşitlik, özgürlük ve kardeşlik’ ilkeleri her yanı saracak, Osmanlı bürokrasisi, askeriyesi ve uleması da bu gelişmelerden payını alacaktır.

4: Burjuva sınıfı, önceki tarihsel ve toplumsal devrenin mülk ve egemenlik sahibi sınıfının yerine geçtiğinde yani egemenliği devraldığında, dünkü köylüye bu günkü halka karşı kendini korumayı, sağlam teminatlarla egemenliğini muhafaza etmeyi bilecektir; anayasalar bu işin esaslı garantisi olarak yapılmıştır. Seçme hakkının önce kent soylularına, sonra mülk sahiplerine, sonra okumuş yazmış erkelere, en sonunda da kadınlara verilmesi rast gele değildir.

Ondan sonradır ki cumhuriyetin yıkılması, başka bir devlet yapılanması söz konusu olmayacak (devrimler bitmiştir) ama, cumhuriyet rejimi içinde ‘cinsiyet-etnik-dini-kültürel-dil grubu’ gibi farklılaşan sosyal zümrelerin ya da azınlıkların, siyasal katılımla iktidardan aldığı payı artırma, sahip olduğu pozisyonunu genişletme yarışı sürecektir.

Cumhuriyet devlet yapıları endüstriyel ve laik toplum yapısının, bu toplumun parçaları olan kentli, laik, sivil, özgür bireylerin doğal bileşenidir, siyasal rejimidir.

Cumhuriyetlerin kurulması tanımlı ulus ve o ulusa has vatan yaratma süreciyle devam ederken iç çatışmaları, komşularıyla bağımsızlık savaşlarını da yaşatacaktır.

Meşhur emperyalist düşman hikayesinin kökeni, ilkin ulusal bağımsızlığını kazanmak isteyenlerin savaştığı sınır komşularına, sonra da, ileri sanayileşme aşamasında iktisadi ve siyasi emperyalist politika sürdüren kapitalist Batılı devletlere dayanır.

Trajik olan şudur ki, sonradan kurulan cumhuriyetler Batılı kapitalist devletlerin bilimini ve tekniğini; siyasi hukuki ve iktisadi sistemlerini ithal edecek; kılık kıyafetinden aile yaşantısına ve günlük hayatına kadar Batılıyı taklit edecek, ardından emperyalizme düşmanlık etmeyi sürdürecektir..

5: Bahsi kapatırken iki hususa değinmeden olmazdı; ilki, cumhuriyetin cumhuru, dinin tanımladığı bir toplumsal bütünlük değildir; iradesiyle seçtikleri de dine dayalı yasalarla ülke yönetmezler. Modern çağda böyle bir şey yoktur.

İkincisi; Dindar yöneticiler siyasi, iktisadi, mali, hukuki, eğitim meselelerinde modernisttir, laiktir, Batıcıdır. Ulusal iktidarlar bu sebeple uluslararası sisteme, siyaset ve hukuka bağlıdır. Buna karşılık yerel çapta öznel tarihe, milli kimliğe, örfe, kültüre, dile, dine, aileye dayalı hususlarda yerel iktidar alanı bulabilirler. Bu alandaki iktidarını küresel rekabet karşısında ne kadar muhafaza eder, bu da ayrı bir bahistir..

Bu gün 29 Ekim, Türkiye’de cumhuriyetin kuruluşunun değil ilan edilişinin 96. Yıl dönümü.

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal

1 Yorum

  • İrfan Yalçınkaya
    29 Ekim 2019, 18:29

    Tarihi ve güncel bir değerlendirme, teşekkürler

    Yanıtla