Halifeye Biat Farz ya da Mutlak İtaat Şeri’ midir?

Halifeye Biat Farz ya da Mutlak İtaat Şeri’ midir?

Halife, özelde İslami bir siyasal sistemi temsil eden, bileşenleriyle birlikte bir toplumsal düzene gönderme yapan siyasal nitelemedir; geneldeyse bir devlet başkanını, o ölünce yerine geçen veya geçirilen haleflerini ifade eder. Başlığı günlük lisana döndürüp devlet başkanına mutlak itaat şart mıdır diyerek devam edelim..

Hüseyin Alan

“Değil” dedi, “geçmişin raşitleri ve salihleri; ahlak abideleri; hakikate şahitlik eden ileri gelenler”:

Halife seçilince Hz. Ebu Bekir’e biat etmeyen Hz. Ali ve onunla birlikte olanları referans göstererek.

O olayda, ne itaatsizliği nedeniyle halife Ali’yi cezalandırdı, ne de Ali ve beraberindekiler Halifeye ve ümmete ihanet içinde oldular..

Aynı durum, Halife olunca Hz. Ali’nin başına geldi, o da kendine biat etmeyenlere karşı Ebu Bekir’in kendine yaptığını yaptı: Onlara müşfik davrandı, itaat etmeleri için baskı ve şiddete yönelmedi.

Ta ki onlar ümmet içinde siyasi meşruiyet tartışması başlatana, toplumsal düzeni sarsana, tek taraflı savaş ilan edene kadar. Savaşta galip gelen Ali orada durdu, ileri gitmedi. Ayetin hükmünce insaf etti, adil davrandı: İsyan ettiler diye mağlup olanların malını ganimet almadı, kadınlarını cariye yapmadı, katliama gitmedi..

Bu sahih referanslarda ihtilaflar kadar, ihtilafların halline de dikkat etmeli: İnsana has, kabilesel asabiyeye has, siyasete ve iktidara has sorunları büyütüp İslami yönetime bühtan etmemeli..

Şu halde denebilir ki devlet başkanına koşulsuz biat veya mutlak itaat şart değildir. Hatta masiyette itaatsizlik meşrudur: Belli sınırlara ve kurallara riayet etmek şartıyla gereklidir. Çünkü yanlış başka türlü düzeltilemez; dini mülk edinmenin veya iktidarın hizmetine almanın önüne geçilemez!

Hz. Ömer’in “yanlış yaptığımda ne yaparsınız” sorusuna karşılık “seni şu eğri kılıçlarımızla düzeltiriz” cevabı aldığında gocunmayıp “böyle dostları olduğu için Allah’a şükrettiğini” bilmeyen yoktur..

Sahih referanslarda görüldüğü üzere veya meşruiyet sınırları içindeki muhalefet için diyelim biat/itaat etmeyenler, İslam ümmeti aleyhine kitap ehli kafirler dahil küffar ile iş birliği yapmayacak; fitne çıkartıp toplumsal düzeni bozmayacak; kendilerinden görmediklerinin canına malına iffetine nesline dinine saldırmayacak: Cihada katılacak.

Hz. Ali’yi kafir ilan edip başkaldıran, kendilerine katılmayanları tekfir eden, bizden değil diye ahalinin canına malına namusuna dinine saldıran ama kitap ehli kafirlere dostça davranan hariciler, olumsuza referans ve ibrettir burada..

Bu hakikat günümüzde öylesine ters yüz edildi ki ortada ne İslami meşru muhalefet ahlakı kaldı, ne İslam siyaseti, ne de sahih referans:

• Çağın baskın paradigması olan ulusçu/millici devlet kutsallığı içinden düşünen ve hareket edenler, başkanlığı ele geçirdiğinde yönetilenlerden herkesi mutlak itaate zorluyor; farklılıkları homojen kalıba sokup eşit yapmak istiyor; meşru muhalefete iktidara/devlete isyan nazarıyla bakıp zorbalık yapıyor! Siyaseti olduğu gibi dini de tekeline ve hizmetine alıyor!

• Müslüman millet ve diğerleriyle birlikte oluşan ümmet içindeki farklı inanç ve kültür grupları doğal hain kabul ediliyor, şeriatın garanti altına aldığı beş esas ihlal ediliyor, kitap ehli kafirlerle ittifak kurup zorbalıkta iş birliği yapılıyor!

Nasıl bir aldanıştır böyle, bağlamından ve bileşenlerinden kopartıp keyfince ayet yorumlama; hevayı ve meşrebi destekleyen uydurulmuş hadisleri ve rivayetleri bulup tekrarlama; raşit halifeler ne yaptıysa onu anlamayıp keyfince hareket etme!..

İslami siyasette yönetim “işi” emanettir: Yönetilen ve yönetenlerle beraber karşılıklı yetki ve sorumluluk dahilinde ahitleşme/sözleşme işidir. Ehline verilmeli, denetlenmelidir: Ne yönetici sorgulanmaz yargılanmaz bir diktatördür; ne de yönetilenler son kararı veren nihai otoritedir. İki taraf da şeri hukuk sistemi, onun tanıdığı yetki ve sorumluluklarla mukayyettir.

İslami siyasette iktidar gücüyle istiğna edenlere, kişisel ve zümresel menfaatlerini kollektif menfaatlerin önüne geçirenlere, bunu da devletin bekası diye propaganda edip mutlak itaat isteyenlere cevaz yoktur: Olduysa bunun sorumlusu ilk elde onlara o yetkileri verip ahde uymayan Müslüman millettir. Gücü ele geçirenlere güç yetirilemiyorsa meşru sınırlarda muhalefet farzdır: Cihadın en efdaliyse zalim sultana hakkı haykırmaktır.

Hesap gününü düşünüp Allah’tan korkan; Peygambersiz bir hayatta raşit halifeleri referans alıp zannından kaçınan; ümmetten aldığı yetkiyi adil kullanan; yanlış yaptığında kendini düzeltecek denetçilere şükreden yönetici, salim akıl ve insaf ehli Müslüman bir halifedir: Had bilendir, ahde riayet edendir. Kullarının gücü yetmese de Allah’ın kendisini hesaba çekeceğini bilendir..

Bu işlerde Ridde savaşlarını hevasına uydurup referans yapanlar, muhalefette haddi aşıp zorbalaşanlar olumsuz referansa örnektir: O savaşların insanlar dininden döndüğü için değil; Medine İslam devletine olan siyasi bağını çözmek, cahili idari yapısına geri dönmek, ümmetin sosyal düzenini bozmak isteyenlerle yapıldığını bilmeli.

Ridde savaşlarında isyan edenlerin vermek istemediği zekatı bahane edenler, orada dini bir vecibe olan zekatın değil, zekatın temsil ettiği siyasi bağı ve bağlantıyı, zekatı bahane ederek çözmek isteyenlerin savaşa sebep olduğunu anlamıyor..

Zekat; şeriatın garantiye aldığı beş esas, meşveret, toplu namaz, yetim hakkı, hisbe, içki, faiz vs gibi toplumsal ve siyasal bağlılıkla ilgili bir prensiptir; zekatın nereden, kimlerden ve ne kadar alınacağını; nereye ve kimlere nasıl dağıtılacağını Allah belirtmiştir: Bunun için devlet şartı yoktur. Halife, sosyo iktisadi şartlara göre öncelik sıralamasını ve oranı değiştirebilir sadece.

Buradan da bakıldığında Ridde savaşı zekat verip vermemekle ilgili değil, zekatın siyasi bağı nedeniyle Medine İslam devletine isyanla irtibatlıdır: Dinden dönmeyse, siyasi bağı kopartan isyandır..

Ridde savaşlarını keyiflerince yorumlayanlar ve kendileri gibi olmayanlara zorbalık yapanlar, geçmişin cahili sultani idarelerini ihya etmek isteyenlerdir: Bu yorum fetihlerde gayr-ı müslim’lerin Müslüman olarak cizyeden ve daha yüksek başka vergilerden muafiyetini önlemek, sarayların ve malikanelerin şatafatını ve lüksünü finanse etmek için icat edilmiştir.

Sahih referans arayanlara Raşit Halife Ömer bin Abdülaziz’in valilerine yolladığı “peygamber vergi memuru olarak değil hidayet rehberi olarak yollandı” buyruğunu hatırlatalım.

Şu halde Ridde savaşlarını dinden dönme olarak yorumlamak sultani zorbalığı ihya etmektir denmeli!

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *