Yaşar Kaplan’ın vefatı üzerine

Yaşar Kaplan’ın vefatı üzerine

Allah merhametiyle yarlıgasın bunları, emekleri pek çoktur. Öğrencileriyse “uydular zamana, sistemik imkanlar içinde karıştılar kalabalığa!” Yaşar Kaplan gibiler varken “bir şeyin İslami olup olmadığıydı” önemli olan. Ölçü buydu. Şimdilerde “her şeyin İslamisi icat edilir oldu.”

Hüseyin Alan

Kur’an “salihleri anın” dedi Müminlere: 1500 yıl önce.

Salihleri anmak, tarihi akışta, kendi tarihsel zaman ve şartlarında peygamberlerin ve onların yolundan giden salihlerin hattında yer almak içindir: Şahitlik içindir.

Yaşar Kaplan gibi salih insanları anmak, dönemlerini, uğrunda var oldukları ve adandıkları davalarını, tuttukları yolu, tüm olumsuzluklara rağmen sosyo politik ve kültürel şartlar altında sürdürdükleri mücadelelerini anlamak ve sürdürmek için gerektir.

Bilenlerin bildiğini bu bağlamda anlatması gerek zira artık Yaşar Kaplanlar yok. Sosyo politik ve kültürel şartlar Yaşar Kaplanları üretmiyor, Yaşar Kaplanlar da mevcut sosyo politik ve kültürel şartlara rağmen artık çıkmıyor…

Kayseri İmam Hatip okulunda 2. sınıftaydım o 6. sınıftayken. 6 ve 7. sınıfı birlikte verip mezun olmuş, lise son sınıf okuyarak istediği üniversiteye girmişti.

O yıllarda İmam Hatip okulu mezunlarına ciddiye alınır üniversitelerin kapıları kapalıydı: İslam Enstitüsü’ne gitmek, “cenaze yıkayacak, namazları kıldıracak hoca” boşluğunu doldurmak zorunluydu!

Niğdeliydi. O vakitte adı sanat edebiyat yanıyla da okulda bilinir biriydi…

Kemalist seçkinciliğin, cumhuriyetçi elitçiliğin siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel resmi atmosfer basıncı altında öfkeli ve intikamcı yetişen, yoksul ve köylü ailelerin ve çocuklarının temsil ettiği dini zümre içinden salim akılla, normal davranış kalıplarıyla çıkabilmek herkesin harcı değildi.

Resmi tarih, kültür ve ideolojik/dini çerçevede, içine kapalı toplumsal yapı içinde dışarısını, dış dünyayı ve gelişmeleri izleyip anlamak kadar sahici İslam’ı kavrayıp salih yaşamı takip etmek de mümkün değildi. Zorluk, İslam’ı yalnızca Kemalizm karşıtlığına sıkıştırmış, kamusal hayattan dışlanmışlığın birikmiş öfkesi ve intikamcı duyguları altında yetişmiş dindar zümre ve nesil içinden salim akılla çıkabilmekteydi.

Bu çerçeveyi kırıp dışarı çıkabilen, dinini komplekslerine heder etmeyen Yaşar Kaplanlar gibi ender insanlar bu sebeplerle de önemliydi, bu sebeple de anılmalıydı…

Ankara’nın bürokratik ve ideolojik kültürel zifiri karanlığında “kutup yıldızı” olabilmek,

Yalnızca resmi ideolojik kültüre rağmen değil, resmi dini söylemin içinde sufi meşrep, mezhepçi ve millici dini baskıya da rağmen mümkün bir şeydi.

Edebiyat dergisi Nuri Pakdil mektebi mezunuydu. “Yedi güzel adam” diye şöhret yapılan tasavvufçu, mezhepçi ve millici edebiyatçılar içinden dahi salimen çıkabilen sayılı “İslamcı”lardandı. Atasoy Müftüoğlu da aynı özellikleriyle farklılaşacaklardandı…

Nesilleri tükendi nerdeyse Yaşar Kaplanların. Şöyle ki:

Bir kitabevinde, bir dergi bürosunda ve alabildiğine manevi yoksulluk şartları altında sahici İslam’ı yaymak ve “fikri militan” yetiştirmek hilafsız kahramanlıktı. Bu yanıyla İktibas Dergisi’nin yanında “Aylık Dergi” de Anadolu’dan gelmiş gariban kasabalı öğrencilere İslam aşılanan merkezlerdendi.

Bu cüssesi minik ama fikri dünyaları kuşatan bürolar varken MalcolmX’i, Şeriati’yi, Kutub’u tanıdı Anadolu’nun Müslümanı.

Bu büroların karşısında sufi meşrep edebiyatçılar, manevi aşk sarhoşu şairler, Mttb gibileri vardı.

Şimdilerde sonuncuların yetiştirdikleri ve hatta fikirleri her bakımdan iktidarda. Hem zenginliğe kavuştular, hem de rütbe mevkii zenginliği içindeler.

Bunlar Yaşar Kaplanların karşısında olanlardı. Resmi ideolojinin ve kültürün içinde İslamcılık yapanlardı…

Garip geldi garip gitti Kaplan’ın nesli: Yoksulluk kaderleriydi. Bi yandan geleneğin sufi meşrep ve mezhepçi müthiş muhalefeti, öte yandan Kemalizmin diktası altındaydılar. Fakat bu şartlar çeliklemişti onları.

Ümmetin kara vebası sağcı mezhepçi millici nesillere kıyasla bunların şahsi kaprisleri, kişisel zaafları bal kaymaktı…

Son görüştüğümüzde cezaevinden çıkmış, İstanbul’a yerleşmiş, Üsküdar’da dergi çıkartıp yeni bir başlangıç yapmıştı.

İzmir’de misafirimizdi, ilginç kıyafetiyle Milli Görüş gençliği içinden kültürleme planlıyordu…

Allah merhametiyle yarlıgasın bunları, emekleri pek çoktur. Öğrencileriyse “uydular zamana, sistemik imkanlar içinde karıştılar kalabalığa!”

Yaşar Kaplan gibiler varken “bir şeyin İslami olup olmadığıydı” önemli olan. Ölçü buydu. Şimdilerde “her şeyin İslamisi icat edilir oldu.”

“Yaşar Kaplan’ı tanımayanlara müzik sanatçısı Ahmet Kaya’yı örneklemek lazım. Ahmet Kaya “resmi söylemin ve müzik kültürünün dışına çıkabildiği ve özgün müzik yapabildiği için ülkesine sığdırılmadı.”

Bu ülkede “Kürtçe müzik yapmak, Kürt ulusal haklarını savunmak, Kürt sermayesine sahip olmak” suç değildir. Nitekim resmi ideoloji ve kültür içinde kalmak, bu şartlarda tanınan imkanlardan istifade etmek “serbesttir.”

Yasak olan, Ahmet Kaya’nın bu çerçeveyi kırıp dışarıya çıkmasıydı ve Ahmet Kaya bu sebeple kaçtı ülkesinden.

Yaşar Kaplan’ı anlamak için Ahmet Kaya örneği iyi bir örnektir.

Unutulan şey şudur: Resmi ideoloji ve kültür/din içinde kalanlar ve bu çerçeve içinde resmi olanı yeniden üretenler, aktüel şöhretin lezzetinde kaybolup gidecekler, birkaç on yıl sonra tarih çöplüğünde yerlerini alacaklar.

Bunlara karşı Yaşar Kaplanlar hayırla anılmaya devam edecekler:

Her devrin resmi kültürü içinde şöhret ve şehvet tutkunlarıyla nihai hesap gününün mükâfatını önemseyeler bu dünyada, böylece ayrışacaklar.

İktibas Dergisi kurucusu Ercümend Özkan’ı tanıma fırsatı bulanlar için Yaşar Kaplanları tanımak ve anlamak hem kolay ve hem de bu gibileri hayırla anıp miraslarını muhafaza ve müdafaa yükümlülüğü borcu üstlenmişlerdir.

Allah O’na rahmet etsin. Rabbim rahmetiyle yarlıgasın.

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *