Napolyon Bonapart-Marks ve Din

Napolyon Bonapart-Marks ve Din

Kitap ehli, Kur’an’ın daha ilk suresinde doğru yoldan/haktan ”sapanlar” ve akıbette “gazaba uğrayanlar” olarak tanıtıldı: Müslüman olacaklara bunlar gibi olmayın uyarısı yapıldı. (Burada Firavun karakteri ile onu Firavunlaştıranları ayırmak lazımdır.)

Hüseyin Alan

Napolyon, Fransız siyasi devrimi sonrası kurulan cumhuriyette “halk sınıfından” çıkan ilk general: Daha önce subaylık “aristokrat sınıfın” mesleği ve tekelindeydi.

İskender, Atilla, Cengiz gibi dünyayı bir uçtan diğer uca fethe çıkmış meşhur komutanlardandı…

Napolyon’u meşhur eden bir yanı daha var: Tarihsel ve toplumsal ezeli gerçekliği itiraf eden şu sözü. Mealen:

“Her toplumda ulusal gelirlerde servetin büyük bölümünü alan azınlık bir sınıf vardır, lüks içinde yaşarlar. Buna karşılık aç köpek gibi dili dışında bir çoğunluk vardır, bunlar sefalet içinde yaşarlar.

(Tercümesi, bu türlü zenginlik ancak çoğunluğun yoksullaştırılmasıyla mümkündür. Sistemik ve yasal bir iştir.)

İki sınıf arasında kavga kaçınılmazdır. Ulusal barışı ve istikrarı sağlamak için araya birinin girmesi ve kavgayı engellemesi lazımdır:

Bu dindir, din adamıdır: “Kardeşim, bu hal tanrının adaletidir, sana bu dünyada değil ahirette verecektir, sabret.” diyen Kilise ve papazdır.

Ben cumhuriyetçiyim ve ateistim, dine de inanmam, ama din olmazsa olmaz.”…

Marks, vahşi kapitalizm şartlarında “dinin afyon olduğunu” söylerken Napolyon ile benzer gerekçeye dayanıyor.

Egemen sınıfın, geniş halk yığınlarını yönetirken bir “totem” icat ettiğini, bu toteme dayandırdıkları “tabuları” da uyulması gereken kutsallar olarak üretip yaşattıklarını, bunun da din olduğunu ifade ediyordu.

Böylece yönetenler yönettiklerinin kolayca itaatini sağlıyordu.

(Bu batılı iki adama söylenmeli ki, sizin din dediğiniz şey sizden sonra ‘bilim-sanat-teknoloji-ilahiyat’ ve ‘inanç’ oldu.)…

Kitap ehli, Kur’an’ın daha ilk suresinde doğru yoldan/haktan ”sapanlar” ve akıbette “gazaba uğrayanlar” olarak tanıtıldı:

Müslüman olacaklara bunlar gibi olmayın uyarısı yapıldı. (Burada Firavun karakteri ile onu Firavunlaştıranları ayırmak lazımdır.)

Sapmayı, “hak-adalet-merhamet-ehliyet-emanet” ilkelerinden sapan yönetimleri ve yöneticileri,

Dolayısıyla zalim ve zorba, müstağni ve haddi aşan günahkarları meşrulaştırmak, bu uğurda halkı onlara ‘itaate ikna etmek’ olarak nitelersek,

Bu, meşrulaştırıyor olanların gazaba uğraması kadar doğal ve adil bir hüküm olmaz…

Kur’an’ın “ruhbanlığı-peygamber hariç dinde otoriterliği” aşağılaması boşuna değildir:

Tevhid dini İslam’ın başından beri değişmeyen en temel kuralı,

“Ulûhiyetin Allah’a, ubudiyetin insana has” olduğudur.

Bu “huku-l ibad’ın hukukullah” ile ayrışması değil birleşmesi ve bütünleşmesidir.

Ben Müslümanım diyen birisinin “Arapça-Rusça-İngilizce-Türkçe” Kur’an okuması ve ezberlemesi, yahut şu mezhepten bu zümreden olması sadece teferruattır:

Çünkü aslolan, “ruh ile bedenin, kalp ile dilin, ahlak ile hukukun, emanet ile ehliyetin, adalet ile siyasetin, inanç unsurlarıyla toplumsal hayatın”,

Yahut “enfusi” hal ile “afaki” işler ve ilişkilerin bu kural üzere düzenlenmesidir…

Napolyon ve Marks kitap ehli topluluğun adamları olarak yaşadılar.

Dinin o toplumda ne işe yaradığını açıkça dillendirdiler.

Acaba kitap ehli olmak yalnızca Musa’nın dinini Yahudileştiren, İseviliği Hıristiyanlaştıran milletlere mi hastır?

Yoksa onları kitap ehli yapan vasıflar, aynı vasıfları üstün tutan ve yaşatan diğer milletleri de kapsar mı?

Kimi milletlerin elinde kitap olmayan “ummi”, kimi milletlerin de elinde kitap olan “kitap ehli” olması bir ölçü müdür?

Yoksa Kur’an’ın nitelediği vasıflara haiz olmak mı?…

Napolyon’a da Marks’a da teşekkür borçluyuz: Rasyonaliteyi ve reel toplumsal gerçekliği gözümüze soktuğu için!

Tevhid Dini İslam Ayrıştırır mı Birleştirir mi!

Evvela Birleştirir:

“Kalp ile dili, iç ile dışı, enfüs ile afakı, ahlak ile hukuku, adalet ile siyaseti, ehliyet ile emaneti, inanç unsurlarıyla toplumsal işlerin bütünlüğünü…”

Sonra Ayrıştırır:

“İman ile küfrü, dürüst ile yalancıyı, adil ile zalimi, ahlaklı ile ahlaksızı, haramzade ile hakseveri, teslim olanla müstağni olanı, dini Allah’a has kılanla dini parçalayanı…”

Kim demiş İslam,

“Ötekileştirmez, ayrıştırmaz, parçalamaz..” diye:

Bunu söyleyenleri Napolyon’a ve Marks’a havale etmeli!

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *