Levent Dalar’ın “Çinli Kardeşi” şiiri

Levent Dalar’ın “Çinli Kardeşi” şiiri

Yaşadıklarıyla birlikte, gözlemlerini, hatta hayal veya düşlerini de katıyor anlatımına. İmal ettiği bebeklerle ilgili kanaatlerde bulunuyor. Onlar hakkında kanaat bildiren/bildirecek olan bebeklerin düşüncelerini yansıtıyor. Kendisini onlarla karşılaştırıyor…

Cevat Akkanat

AYIN ŞİİRİ

Bugün postabaşı beni fena haşladı,
öksürmüşüm kan bulaşmış saçına bebeğin.
Oysa tüm parçaları eksiksiz monte ettim.
Diğer bebeğe geçmiştim.
Bu oyuncak çok çirkin
Çok tatlı! diyor
kucağında babasının neşeyle çınlayan çocuk
Ben kucağındayım yaranın
Ciğerim pörsük, bedenim bebek
Bebekler banttan hızla geçiyor!
Siz çocuğu duydunuz da,
bakmayın sızlandığına
Öksürecek, çok kan tükürecek daha
O bilmiyor ben biliyorum çocuk darağacında,
ekmek yağlı urgan boynunda,
yeni yıl geceleri kimi Noel babaya inanır
Ben kibritçi kıza inanırım
Kibritçi kız güneşin gövdesinde ışıltılı bir gemide
Zaman geniş onun için, zamanın dışında masal evreninde
Fabrikada zaman dar, daha üretilecek 7200 bebek var
Ayaklarımı zeminden kopartamıyorum
yapış yapış yer kan içinde.
Siz görmezsiniz siz sevmezsiniz bilirim
İşçi çocukları sadece kibritçi kız sever,
Güneşin gemileri sonunda yeryüzüne iner.
Babasının bazısı
yaranın kucağında bazı çocuklar,
yokluk tutuyor ellerini.
Hiç kimse anlamıyor
Ben işte yazıyorum defterime cinayetleri

Levent Dalar (Zonguldak, 1971) hekim şairlerden. Ağaç, Kedi ve Tırnak (2001), Temsil-i Hayat (2003), Bir Fakir Adem (2003) ve Ademin Duaları (2020) adlı şiir kitaplarına imza attı. Şiirlerini Dergâh, Sombahar, Ludingirra, Yedi İklim, Düşlem, Şiir Oku, Kırklar, İtibar, Muhit gibi dergilerde yayımladı. 

“Çinli çocuk oyuncak işçilerine” ithafını taşıyan üstteki “Çinli Kardeşi” şiiri Dergâh’ın Haziran 2021 (S. 376, s. 24) sayısında yer alıyor. 

İlk kitabı yayımlandığında kendisiyle yapılan bir söyleşide, “gerçek” ve “hayat” ilişkisinin şiirsel içerikteki önemine temas eden şair, bunun kendi şiirinde masalsı bir dil ile terennüm edildiğini de vurguluyordu. Bu vurguyu, son kitabının takdiminde yapılan “Dalar, yıpranmamış bir metafizik dille konuşuyor.” hükmüyle bir şekilde örtüştürebiliriz. Evet, bir şartla, dilindeki “yıpranmamış”lık kanaatimce bahsettiğimiz şiirsel içerikteki unsurları diri bir şekilde kullanmasından kaynaklanıyor. Gerçi Ademin Duaları kitabı bağlamında Zeynep Arkan şairi “mistik yönelimini bir kaynağa bağlayan” mistik şairler kategorisine dahil edip başarısını “içe dönük”lüğe, “mistik bir dil kulla”nmaya, dahası “yeni bir mistik dil üretme gayesi içinde ol”maya bağlasa da, bunların genel nitelikler olduğunu söyleyeceğiz biz. Bunlar Arkan’ın “bireysel bir ses” diye biten hükmüyle de çelişiyor üstelik. Öyleyse Levent Dalar’ın bir başarısı varsa, bunu daha sağlam muharrik unsurlara bağlamalıyız. Ben bunları öncelikle şairin kendi ifadelerinden seçeceğim. Sözgelimi son kitabının merkezde olduğu ve Salih Ağbalık’a verdiği söyleşiye müracaat edeceğim: 

“Şiir benim için kafes olmaktan ziyade kanat niteliğinde aslına bakarsanız. Ben şiir kanatlarını taktığımda dünyayı ve acılarını, en ince ayrıntılarına kadar görüp anlatabileceğim bir yüksekliğe ulaşıyorum. Fazlalıklar siliniyor o zaman benim için. Bu sayede daha iyi anlamaya çalışıyorum yaşadıklarımı, yaşananları.” 

“… benim şiirlerimde isyan, ilk kitabımdan Ademin Duaları’na kadar önemli bir payanda. İlk kitaplarımda öfke de belki biraz eşlik ediyor buna. Ama artık telaş ve öfkenin insanı zalim yaptığını iyice öğrendim. Sabretmeyi, sakince yere oturup beklemeyi bilmenin insanı olgunlaştıracağını anladım. O yüzden isyan, bu dualara yol açıyor. Ruhumdaki yarayı bu dualar ile iyileştirmek istiyorum. İyileşen ruhumla doğru ve emin hareket etmek, eylemek. Benim isyanım ve öfkem Gandi ve Tolstoy’un isyanları ile kardeş.”

“Aslına bakarsanız ne kadar alışılagelmiş bir mistik söyleyişe kimi zaman yaslansa da gündelik sıradan hayata ve bu hayatın içinde karşımıza çıkanlara dair benim şiirlerim.” 

Şimdi, birkaç iktibas ile bizzat şairin kendisini tanık kıldıktan sonra, işbu yazımız bağlamında bize bir şeyler söyleme fırsatı veren “Çinli Kardeşi” şiirinin, en başta söylediğimiz “gerçek” ve “hayat”a ilişkin dil ve duyuş atmosferine denk düşen unsurlar taşıdığını kolaylıkla belirtebiliriz. En iyisi şiire odaklanmak…

İlginç bir kurgusu var şiirin. Öncelikle öyküleyici bir dil. Onunla iç içe, fakat kendisini gizlemiş sinematografik geçişler. 

Şiirin öznesi kahraman anlatıcı. Öncelikle bir çocuk. Oyuncak bebek imalatçısı çocuk. İmalatını yaptığı bebeğin saçına bulaşınca öksürüğünden çıkan kan, ustabaşının azarına maruz kalıyor. Oysa başarılı bir işçi. 

Yaşadıklarıyla birlikte, gözlemlerini, hatta hayal veya düşlerini de katıyor anlatımına. İmal ettiği bebeklerle ilgili kanaatlerde bulunuyor. Onlar hakkında kanaat bildiren/bildirecek olan bebeklerin düşüncelerini yansıtıyor. Kendisini onlarla karşılaştırıyor: 

“Bu oyuncak çok çirkin
Çok tatlı! diyor
kucağında babasının neşeyle çınlayan çocuk
Ben kucağındayım yaranın
Ciğerim pörsük, bedenim bebek”

Anlatıcı, şiirin şu bölümünde adeta muğlaklaşıyor. Hayır, yine kahraman anlatıcı anlatıyor. Fakat yoksa üst bir anlatıcı mı giriyor devreye, sözü oyuncak imalatçısı çocuk anlatıcımızdan alıp. Dikkat edelim: 

“Bebekler banttan hızla geçiyor!
Siz çocuğu duydunuz da,
Bakmayın sızlandığına
Öksürecek, çok kan tükürecek daha
O bilmiyor ben biliyorum çocuk darağacında,
Ekmek yağlı urgan boynunda
…”

Burada çocuğun hali “darağacında” olanın haliyle benzerlik ilişkisine sokulurken, “ekmek” de boyundaki yağlı urgana benzetilmiş. Böylece, çocuğun içinde bulunduğu psikolojik, sosyal ve ekonomik şartlar, harici bir anlatıcı tarafından somutlaştırılıyor. Somutlaşmanın devamında efsane ve masal kahramanları olarak “Noel baba” ve “Kibritçi kız”a atıflar yapılır. Onların şiire dâhil edilmesinin elbette gerekçeleri olmalı. İlkinin gelecekle ilgili pembe vaat ve umutlar anlamına geldiğini; ikincisinin ise pür güzelliklere, saf iyiliklere rağmen yoksulluk ve adaletsizlikler elinde umutların ve hatta hayatın bitip tükenmesi anlamı taşıdığını söyleyebiliriz. Bu iki unsurun, okuduğumuz şiire masalsı bir hava kattığını da belirtebiliriz. Şunları da ekleyelim: Zorlu şartlara sahip kahramanımızla bu muhayyel kahramanların içinde yaşadıkları mekânlar, zamanlar ve şartlar arası bir karşılaştırma, böylece arada var olan geniş açıklıktan yüksek bir trajedi doğurmak. Bu doğuyor: 

“Kibritçi kız güneşin gövdesinde ışıltılı bir gemide
Zaman geniş onun için, zamanın dışında masal evreninde
Fabrikada zaman dar, daha üretilecek 7200 bebek var
Ayaklarımı zeminden kopartamıyorum
yapış yapış yer kan içinde.”

Şiirin bir yerinde (“Ciğerlerim pörsük, bedenim bebek”) kendisini değilse de bedenini “bebek” olarak nitelendiren anlatıcı kahramanla birlikte, şiir adeta bir bebekler (çocuklar) trajedisine dönüşüyor. Diğerlerine de dikkat kesilelim: Babasının kucağındaki bebek, fabrikada üretim bandındaki bebekler… 

“Çinli Kardeşi” şiiri, evet, adeta bebekler trajedisi. Fakat şiirde yer alamayan başka bebekler de yok değil mi? Çin’den Maçin’e, İran’dan Turan’a… Dünyanın farklı noktalarındaki nice mazlum bebek/çocuk bu şiirde nerede? Cansız bedenleri sahile vuran Aylan’lar, soğuktan donan Muhammed Raad’lar, 8 aylık iken şehit edilen Leyla Enver Gandur’lar, 18 aylıkken yakılan Ali Devabişe’ler, ölüp gidişlerine seyirci kalınan Ahmet Burhan’lar, olmayacak ortamlarda yaşamaya mahkûm nice bebekler… Kanaatimce onlar da bu şiirde! Zira “Çinli Kardeşi” adlandırması bile bu şiirin dünyadaki diğer mazlum bebeklere kardeşlik linki atması için yeterli. Bu bağlamda, şu sonuç dizeleri de benim için önemli: “Hiç kimse anlamıyor/Ben işte yazıyorum defterime cinayetleri”.

Bitirirken, bütün karamsar havasını bir tarafa koyup şiirin şu dizesine yaslanmak istiyorum:  “Güneşin gemileri sonunda yeryüzüne iner.” 

Kaynakça:

-https://www.dunyabizim.com/soylesi/levent-dalar-siir-gozu-ile-hastaya-bakinca-hekimligin-ozunde-yer-alan-hikmet-ilaclarin-onune-geciyor-h42181.html

-https://www.indyturk.com/node/27266/haber/t%C3%BCrkiyenin-hapisteki-%C3%A7ocuklar%C4%B1-700-%C3%A7ocuk-neden-cezaevinde-nas%C4%B1l-bir-hayatlar%C4%B1-var

-https://www.yenisafak.com/arsiv/2002/mayis/01/kultur.html 

-Levent Dalar, “Çinli Kardeşi”, Dergâh Dergisi, S. 376 (Haziran 2021), s. 24. 

-Zeynep Arkan, “İlk İnsandan Bu Yana Ademin Duaları”, Dergâh Dergisi, S. 374 (Nisan 2021), s. 11.

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *