İngiliz basını Müslüman mağduru görmezden geldi

İngiliz basını Müslüman mağduru görmezden geldi

29 Nisan’da Londra’nın kuzeyinde iki yahudi erkeğe yönelik bıçaklı saldırı, AA’nın haberine göre, İngiliz basınında geniş yer bulurken aynı saldırganın ilk önce Müslüman bir kişi olan İsmail Hüseyin’i hedef aldığı bilgisi ise haberlerde çok kısıtlı yer aldı.

Britanya Müslüman Konseyi (MCB), saldırının hem antisemitik hem de İslamofobik boyutlarının bulunduğuna işaret ederek, Müslüman mağdurun kamuoyuna yeterince yansıtılmadığını belirtti. MCB, bu durumun medya söyleminde “ciddi bir eşitsizlik” oluşturduğunu vurguladı.

Haberlerde Müslüman mağdur geri planda kaldı 

Birmingham Milletvekili Ayoub Khan da, x platformunda yaptığı paylaşımda, “Üç adet cinayete teşebbüs suçlaması var ve bunun hem Yahudi karşıtı hem de İslamofobik bir saldırı olduğu anlaşılıyor. Peki medya neden Müslüman kurbana yapılan saldırıyı görmezden geliyor? Bu eşitsizlik en hafif tabirle rahatsız edici.” ifadelerini kullandı.

Ayrı bir açıklamada , Britanya Müslüman Birliği (MAB), saldırının “Müslüman topluluklara, Filistin dayanışmasına ve muhalefet hakkına karşı önceden hazırlanmış bir davayı yürütmek için kullanıldığını” belirtti. MCB ve MAB, bu yaklaşımın “yanlış ve ters etki yaratan” bir anlatı oluşturduğunu savundu.

Antisemitizm manşetlere taşındı

Bu tartışmalar sürerken, İngiliz basınında antisemitizm temalı haber ve yorumların kısa sürede yoğunlaşması dikkati çekti.

3 Mayıs’ta The Telegraph, “Çokkültürlü İngiltere, Yahudi karşıtlığının yuvası haline geldi.” başlığını kullandı.

2 Mayıs’ta aynı gazete “İngiltere’nin antisemitizmin eline geçmesine nasıl izin verildi?” sorusunu gündeme taşıdı.

TIME dergisi 3 Mayıs’ta, “İngiltere’de antisemitizmin yükselişi” başlığıyla hükümetin tepkisini inceledi.

The Economist yine 3 Mayıs’ta “İngiltere’de yükselen antisemitizmle ilgili ne yapmalı?” sorusunu sordu.

BBC, 1 Mayıs tarihli haberinde hükümetin terörle mücadele danışmanının antisemitizmi “ulusal güvenlik acil durumu” olarak nitelendirdiğini aktardı.

The Guardian 30 Nisan’da “Bir salgın: İngiltere’de antisemitizm kontrolden mi çıktı?” başlığını kullandı.

Aynı gazetenin 1 Mayıs tarihli “cuma brifingi” ise antisemitizmin İngiliz Yahudilerin günlük yaşamında yarattığı korkuya odaklandı.

NPR da 30 Nisan’da İngiltere’nin kundaklama ve bıçaklama saldırılarının ardından antisemitizmi “acil durum” olarak değerlendirdiğini yazdı.

“İsrail’e destek” şartı sonrası “antisemitizm” başlıkları

Söz konusu haber akışı, medya söyleminin yönü ve kapsamına ilişkin tartışmaları da beraberinde getirdi.

İngiltere’nin köklü gazetelerinden The Telegraph’ın Axel Springer SE tarafından satın alınmasının ardından, İngiliz basınında “antisemitizmde artış” temalı haberlerin kısa sürede yoğunlaşması dikkati çekti.

Satın alma sonrası CEO Mathias Döpfner’in çalışanlara gönderdiği ve kamuoyuna sızan mektup, bu zamanlamayı tartışmanın merkezine taşıdı. Mektupta, “Esaslar” başlığı altında İsrail’in var olma hakkına destek ve antisemitizme karşı duruş, kurumun temel ilkeleri arasında üst sıralarda yer aldı.

Döpfner’in “tarafsız gazetecilik diye bir şey yoktur” ifadeleri, yayın politikasının belirli bir siyasi çerçeveye oturacağı yönündeki değerlendirmeleri güçlendirirken, gazeteciler arasında editoryal bağımsızlık endişelerini de beraberinde getirdi.

Axel Springer’in İsrail ile ekonomik bağları ve Döpfner’in İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog tarafından “kararlı destekçi” olarak ödüllendirilmiş olması, bu editoryal yönelimin arka planına işaret eden unsurlar arasında gösteriliyor.

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *