Analık Hisleri

Analık Hisleri

Ana olmanın dünyevileşmeye feda edildiği merhametsiz çağın ana adaylarına, bir ananın evlat sahibi olunca nasıl bir duygu yoğunluğu içinde bulunduğun göstermesi açısından önemli olduğunu düşünüyoruz.

Yakup Döğer

Daha önceki birkaç yazımızda kadının yaratılış itibarıyla, ana olmak için dünyaya geldiğini, analık hislerinin ve sorumluluğunun erkek havsalasına sığmayacağını hatta bazı kadınların bile bu duyguyu anlayamayacağını ifade etmiştik. Aşağıdaki yazı, analık hislerinin, bir ananın kaleminden duygu dolu ve samimice satırlara dökülmüş halidir. Ana olmanın dünyevileşmeye feda edildiği merhametsiz çağın ana adaylarına, “ana olsam mı olmasam mı” diye ikilemde kalan genç kızlarımıza, bir ananın evlat sahibi olunca nasıl bir duygu yoğunluğu içinde bulunduğun göstermesi açısından önemli olduğunu düşünüyoruz. Bir kadın niçin dünyaya gelir, okuyan genç kızların, “kesinlikle ana olmak için” diyeceğini ümit ediyoruz.

Bir Hanımın Hatıra Defterinden

Zaten korkutmuşlardır. Çocuk bakmak denilince bana acayip bir mahlûkun hayatını idare edebilmek korkusu gelirdi. Oğlum dünyaya gelmezden iki üç ay evvel kalbimi titreten şefkat ve sevinç hisleri içinde atlatacağım maddi acının zerre kadar kaygısını çekmiyordum. Fakat bakmak, büyütmek… Aman Ya Rabbi! O çarpık bacaklı, koca kafalı, hazin bakışlı insanın gözlerinden, mecalsiz gözleriyle sanki merhamet, insaf denilen küçücük yavrular; o, gece gündüz çınlayarak bağıran, aralıklar içinde titreyen, sarsılan bi-hoş yavrucaklar…

Ben kendimi ne kadar teselli etmeye çalışsam hep onları düşünüyordum. Gece rüyama giriyordu. Onlardan birine anne olmak! Bazen olmasın da varsın böyle olsun diyordum. Fakat ne azap Ya Rabbi! Aklıma geldikçe kendimi didikleyecek kadar hiddetleniyordum. Neden böyle, neden bende onlar gibi büyütmeye mahkûmum, neden nasıl bakacağımı bilmiyordum. Neden öğretmediler, neden öğretecek vasıtalar yol Ya Rabbi! Zan ediyorum da, her çocuk böyle olacak. İyi çocuk, sıhhatli çocuk Allah’ın pek seyrek kimselere bir lütfudur.

Çare yoktu, bekleyecektim. Herkesten bir şeyler öğrenmeye çalışıyordum. Kitaplardakiyle annelerden öğrendiklerim birbirinin zıddı gibiydi. Ne yapayım, Allah’ıma dayanmıştım. Elden gelen dikkati edecektim de, Allah nasıl isterse öyle yapacaktı.

***********

Oğlum doğar doğmaz, ilk sesini işittiğim zaman bilseniz ne oldum! Bu hissimi hiç tahlil edemiyorum. Bu ses sanki senelerden beri tanıdığım bir sesti. Onu işitirken bütün dünya genişledi, genişledi, aydınlandı, nur içinde kaldı. İçimdeki bütün zehirler aktı. Bütün dünya duygularından sıyrıldım. Onun sesiyle melekler alemine karıştım zannettim. Başım sarhoş gibi olmuştu. O, semadan inmişti, benim kollarım üzerine düşüvermişti. Sanki çoktan beri kayıp ettiğim hayatımın bir parçasını buldum zan ediyordum. Sanki tatlı sesiyle bana, “ben senden idim, cennette idim geldim ama bu dünyada ıstırap varmış, beni koru, senden başka kimsem yok, Allah beni sana emanet ediyor” diyordu. İçimden fışkıran bir kuvvetle baygın gözlerimi açtım. Onu cennetin nurlarından dünyanın kızgın ateşlerine, ıstıraplarına ben alıştıracaktım. Bütün kalbimle Allah’ıma sığındım ve bağırdım: Beni bırakınız, bir şeyim yok, çocuğuma bakınız, giydiriniz, aksırıyor, üşütmeyiniz.

******************

Oğlum doğduğunda baygındım. Kıçına bir tokat vurdular. Ben onun ilk sesini o zaman duydum. Göbeğini kestiler, giydirdiler. Tabii ben bunları göremiyordum. İçimdeki zapt edemediğim bir iştiyak ile onu kollarımın arasında görmek için titriyordum. Fakat garip bir mahcubiyetle getiriniz göreyim diyemiyordum. Her taraftan tıpkı babası gibiydi. “Aman Ya Rabbi tıpkı babası” diyorlardı. Onun bu kadar babasına benzediğini işittiğim zaman bilmem nasıl bir hisle dumanlandım. Bu bir sevinç mi, eserini tam yaratan sanatkârlara nasip olan bir gurur mu, yoksa Allah’a bir şükran mı idi bilemem.

Bana hayatımın bütün kuvvetini veren bir güneşin sanki küçücük bir huzmesini avucumun içine yakalamış idim. Bu benzeyişle Allah’ın bana bir mükâfat ve merhametle gülen çehresini, arkamı sıvalayan mübarek ellerini duydum. Bu benzeyiş vücudumu kızgın ateşlerine atabildiğim azaplı bir hissin kudretini taktir ile yaratılmış bir mükafattı. Bu benzeyiş bende annelik ve zevcelik gururunu bilmem nasıl iki misli yükseltti. Aşkı anlamayan insanlardan büsbütün nefret ettim. Onun içinde yanan bir kalbe Allah’ın nasıl merhamet ve şefkatle yoğrulmuş bir hediye yarattığını herkese bağırmak istiyordum.

Oğlumu tarttılar, tam üç kilo geldi. İkimizi de bir yatağa yatırdılar. Ne kadar mesut idim. Ağlayacaktım. O mini minnacık vücudunu kollarımın arasına alıp, bana nasıl ve nereden geldiğini sorarak ağlayacaktım. Gözümün ucuyla baktım, yumruklarını yanaklarına koymuş, gözleri kapalı sakin duruyordu. Uyuyor muydu bilmem… Bana çok yabancı gelen dünyaya, hayata o kadar ısınmıştım ki… O dakikada gözüme görünen her şeyin manası değişmişti. Odadaki eşyaya bile ruh gelmişte, benimle beraber seviniyor zan ediyordum. Ben ne idim? Ne olmuştum?  Yanımda bütün hayatımı saadete dönüştürecek bir hazine yatıyordu. Bütün hayatımı uğruna feda etmeye değer bir melekcik kazanmıştım. Bana bunu, o semanın şimşeklerine benzeyen, gelip geçiveren ıstırabım getirdi. O ne tatlı bir ıstıraptı Ya Rabbi! Vücudum kemiklerim ezilir, sızlarken, ruhum uçuyor, uçtukça uçuyor zan ediyordum.

Artık ruhum fırtınalı, mehtaplı bir gecenin fecrine bir sahne idi. Bu minicik yavru benim göğsüme bir güneş gibi doğmuştu. Artık yavrusuz geçen karanlık günlerime lanet ediyordum.

Onu kayıp edivermek korkusuyla birden titredim. Küçücük yumruklarını tuttum. O da gözlerini açmıştı… Ya Rabbi… Ben onun gözlerini ilk defa görüyordum. Belki bana bakmıyordu. Sabit durağan bir bakıştı. Fakat ne oldum bilseniz… Sanki dünyada aradığım şeyi bulmuştum. Onlara baktıkça ta içimden bir şey açıldı, açıldı ve onlar oraya girdiler, girdiler… Bu girişin derinliğini artık duyamaz oldum. Sanki o bana karıştı karıştı. Artık bulamıyordum, ben nerede idim, o nerede idi?

Gece o mütemadiyen uyudu veya baygındı. Büyük bir ıstırap ve yorgunluk geçirdiği belli idi. Ben onun bu halini gördükçe doğurandan ziyade doğanın ıstırap çektiğine inandım. Sanki her kemiği ayrı ayrı hırpalanıp didiklendikten sonra istirahate varan büyük bir insan gibi iki yumruklarını yanaklarına koymuş uyuyordu.

Ben hiç uyumadım. İçimde hem bir kurtuluş, hem de bir kazanmış sevinç vardı. Kalbimden sevinçler taştığını duyuyordum. İçtiğim hapın tesiriyle bir gevezeliğe tutulmuştum. Sabaha kadar konuştum.

Oğluma yirmi dört saat meme verilmeyecekmiş. Bir defa kucağıma alsaydım. Ah, bir defacık emzirebilseydim. Sanki kalbim yerinden fırlamak istiyordu. O küçücük vücudu kucağıma sokmak, kalbimi onunla bastırmak istiyordum. Onun kalbinin atışlarını kalbim üzerinde duyabilmek; bu ne saadet Ya Rabbim! Ya bir sene sonra boynuma sarılabileceğini de düşünüyordum. Artık dünya bana cennetti. Bunu his ettikçe bütün ruhumla yerlere, Allah’ıma secdeye uçuyordum.

*********************

Ertesi günü herkes uyandı. Bende büsbütün gözlerimi açmıştım. Oğlumda açmıştı. Fakat gece ne olmuş ya Rabbi! Üzüntümden ölecektim. Tam sivrisinek mevsimi idi. Üzerime acele kurdukları cibinliğin tepesi delik kalmış, tabii ben görmedim, kimse de farkına varmamış. Yavrumun yüzünü bütün gece yemişler. Küçücük yüzü kayıp, görünmez olmuş. Hırçınlığımdan üstümü başımı kopardım, ne gafletti ya Rabbi, bari uyusaydım… Sanki bütün beynime sıcak su döktüler. Sanki bütün ümitlerim mahvolmuştu. Bakamayacağım diyordum. Zaten biliyordum, zaten böyle olacağını ben tahmin etmiştim. Yüzüne baktıkça ağladım. Onun yüzüne kapanıp ne talihsiz bir yavrucak imişsin ki benim elime düştün diyordum. Deli gibi olmuştum. Herkes bana gülüyordu. Bu ne sevda Ya Rabbi, diyorlardı. Ben karmakarışık gülüyor, ağlıyor kendimi didikliyordum. Hele etrafımdakilerden birisi : “Ah yavrucuğum acep bu kör olasılar seni yiyip bitirirken acılarını duymadı mı?” dedi. Bir diğeri de: “Nasıl duymaz, duyar ama yavrucağın eli ermez, gücü yetmez” der demez sanki eriyip bitecektim… Ama bu sivrisinekler gayret, dikkat, cesaret için bende ilk gayreti uyandırdılar.

***********************

Küçük vücudunu koynuma soktular… İlk defa meme verecektim. Onun ağzını kucağımda açılmış benden gıda bekler görünce ruhumda kemiklerimi, iliklerimi bile eritip süt yapabileceğim bir kudret kaynadı. Bu nasıl bir histir ya Rabbi! Bütün vücudumun titreyip eriyip ona akmak istediğini duydum. Memeyi ilk defa ağzına koymakta ben acemilik çektim. Fakat o hiç çekmedi. Günlerden beri emermiş gibi iştiyakla çekmeye başladı. Bu ilk emziriş dünyada kendimi en fazla duyduğum bir dakika idi. Bütün damarlarımdan, bütün kanımın tatlı bir aşkla kaynadığını his ediyordum. O gözlerini kapamış baygın bir halde muttasıl sütü çekiyordu. O demek bana bu kadar muhtaçtı! Ya onu şimdi itiverseydim, ya kollarımdan atıverseydim ne olacaktı ya Rabbi! Onu seyir ettikçe, bunları düşündükçe ruhumda katmer katmer bir şeyler açıldı açıldı. Açıldıkça taştı taştı, beni ona onu bana sardı, sardı. Bu his taştı, bütün etrafımızı kuşattı, her şeyi unuttum. Gözlerim etrafımda hiç bir kimseyi, hiç bir şeyi görmez oldu, kulaklarım duymaz oldu. Sanki içimde gürleyen bir membaa vardı. Hayatım, canım, saadetim kucağımdaki küçücük ruha dalga dalga iniyor, iniyordu.

Allah’ın en şefkatli bir kanadı altında yavrumun muhabbeti bana, benim muhabbetim ona akarken, uçtuk, uçtuk zan ettim. Meleklerin kanatları üstünde nurlara gark olduk. Bu alem başka bir alemdi. Bu alem oğlumun alemiydi. Orada ısındım, orada ruhum açıldıkça açıldı, yıkandı… İçimde gürleyen membaa büsbütün temizlendi, berrak oldu. Ben artık dünyada bir şey olmuştum, Bir şey yapacaktım:

**********

İlk defa gülüyordu. Göğsümü parçalayacak gibi oldum. Sanki birden bütün kâinat titremişti. Ne olmuştu? Sanki her şey değişmişti. Bu küçücük çehrenin bir saniyelik tebessümü her şeyi eritti, yeniden yarattı. Şaşkındım, ne yapacağımı şaşırmıştım… Onun gülen gözlerinden ruhuma, her tarafa bir nur akıyordu. Ne olduğumu, ne yapacağımı bilemedim. Onun bu tebessümü içimdeki ateşe düşmüş su damlacığı oldu. Kavrulan ciğerlerim, yanan beynim birden serinledi, sanki hayatım beklediği biricik cevabını bulmuştu. Sanki ben bu gülüşü görmek için yaratılmıştım. Bu gülüş, kendimin ruhuma bir eser yarattığını haber veren ilk müjde idi. Artık yalnız değildim, kimsesiz değildim. Bu benim gözlerimi güler görüp de gülen gözler, yarın gözlerimi ağlar görünce de beraber ağlayacak. Bu küçücük kalp benim kalbimin çırpınışlarına da iştirak edecekti. Ne mesuttum, ne mesut! Artık bütün hayatım zehir de olsa, bu küçücük ellere sarılacak, gözyaşlarımı onunla karıştıracak, kalbimi onun kalbine bastıracak, her şeyi unutacaktım.

Bir Hanımın Hatıra Defterinden, Analık Hisleri I / Tomris Kapan, Milli Mecmua cilt: I, sayı: 9, sayfa, 133-135, 21 Şubat 1340 – 21 Şubat 1924

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal