Hüseyin Alan: Din nedir?

Hüseyin Alan: Din nedir?

“Bir toplum kurma, politik olan dahil düzen tesis etme ve yaşamın sınırlarını belirleme iddiası ve pratiği olmayan din, din değildir. Din olma vasfını yitirip kişiye özel olarak konumlanandır..”

Din nedir?

Aydınlanmanın din tanımı çok yaygındır;
Bir inançtır; kişinin özelidir; politik/siyasal olmayandır. Çok çok bireysel ahlak ve ibadettir. Bir nevi vicdan..

Liberal teori/kuram zaten bunu savunur. Pratiğini elan tüm dünya yaşıyor.

Marksist teori/kuram tarih konusunda olduğu gibi din konusunda da aydınlamanın görüşünü benimsedi; bi adım daha atıp ‘egemen sınıfın yönetmek için ürettiği afyon’ kabul etti.

Faşizm ve muhafazakarlık, bu ikisi gibi aynı rahmin çocukları olaraktan ‘ulusal’ olanın kimlik unsurlarından bir unsur olarak kabul etti.

B.Enderson’un dediğinden hareketle dört ideoloji de politik olanı ulusal olanla eşitledi, aynileştirdi. Yani iktidar ulusa aittir.

Ulus malumdur: aynı dili konuşan, ortak soya ve geçmişe sahip, aynı kültürü benimseyen, aynı vatanda yaşayan, ortak geleceği paylaşan, aynı dine mensup olanların oluşturduğu toplum biçimi..

Son üç yüz yıldır dinin kendisi; kendi başına bir amaç/kategori/belirleyici/tanımlayıcı olmaktan uzak tutulduğu için din

‘sosyolojik bir kategori; felsefik bir fikir; dinler tarihinde bir araştırma nesnesi; tanrının varlığını sıfatlarını/isimlerini, ahireti ve kaderi izah eden bir ilahiyat bilimi oldu.’..

Dinin kendisi kendini nasıl tanımlar dediğimizde böylesi bir bilgi ve dindarlığın modern çağda rağbet görmediğini, endüstri toplumunda sosyal reel gerçeklikte yer bulamadığını söylemeli..

Bu bağlamda Katolik Hıristiyanlık kaynaklı fundemantalizmin, Yahudilik kaynaklı radikalizmin, İslam kaynaklı şeriatizmin izahını yapmak zor;

Politik/iktidar/devlet olanın yalnızca tanımlanmış ulus olana has kılındığı çağda, sosyal hayatta kendilerine yer açılmayan dolayısıyla özelde kalmak zorunda bırakılan dindarların refleksif tepkisi mi, sınıfsal dayanışması mı, mensubiyet ihtiyacı mı, tartışılabilir..

Denirse ki ‘toplum kurmanın, siyasal düzen tesis etmenin, uyulacak yasakları tayin etmenin’ kendisi bir dindir; itirazımız olmaz. Aslında da din budur.

Bu durumda din, kendisi ‘amaç’ olan, ‘kendi başına bir kategori olandır’; her şeyi tanımlar ve kategorilendirir; ‘doğru-yanlışı; iyi-kötüyü; güzel-çirkini’ söyler. Toplum kurucu olması da bu nedenledir..

Bu durumda,
Aydınlanmanın kendisi bir dindir çünkü dini kendisi kendince tanımlıyor, yerini tayin ediyor. Amaç benim, otonom kategori benim diyor. Dolayısıyla aydınlanma ürünü ideolojilerde birer dindir..

Şu halde din; toplum kurmak, siyasal düzen tesis etmek, uyulacak sınırları belirlemektir.

Bu durumda, bir toplum kurma, politik olan dahil düzen tesis etme ve yaşamın sınırlarını belirleme iddiası ve pratiği olmayan din, din değildir. Din olma vasfını yitirip kişiye özel olarak konumlanandır..

‘Özel’ deyince, malumdur ki kavramın karşıtı ‘kamusal’dır. Bu ikisi ayrışmıştır. Ayrı konumlandırılmıştır. Kamusal olansa toplumsal ve siyasal olandır. Hukuk alanıdır.. Aydınlanma dini böyle buyurmuştur!

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal