İlyas Yorulmaz: Allah’a Şirk Koşmak

İlyas Yorulmaz: Allah’a Şirk Koşmak

Rabbimiz kaçınılması gereken yasakların birinci sırasında, kendisine ortakların (şirk) koşulmasını dile getirmiş ve affedilmez bir suç olarak Nisa 48 ve 116’ıncı ayetlerde “Kesinlikle Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez” diye bildirmiştir.

YASAKLANAN VE MUTLAK KAÇINILMASI GEREKEN

“De ki, ‘Ancak Rabbim, gerek açıkça veya gerekse gizlice yapılan kötü davranışları, çirkin, yasak olan şeyleri yapmayı, haksız yere isyan etmeyi, hakkında hiçbir delil indirmediği halde kendisine ortak koşmanızı ve bilmediğiniz şeyleri Allah adına söylemenizi haram etmiştir.”(7 Araf 33)

“De ki, ‘Gelin, Rabbinizin size neyi yasakladığını okuyayım. O’na hiçbir şeyi ortak koşmamanızı yasak etmiş, ana babaya iyilik yapmanızı emretmiştir. Çocuklarınızı yoksulluk korkusuyla öldürmeyin, sizin de onlarında rızıklarını biz veriyoruz. Açık veya gizli Allah’ın yasakladığı kötülüklere yaklaşmayın. Allah’ın yasakladığı, bir nefsi geçerli bir neden olmadan öldürmeyin. Allah size bu kitapla tavsiyelerde bulunuyor ki, belki aklınızı kullanırsınız.”(6 En’am 151)

Araf 33 ve En’am 151’inci ayetlerde Allah’ın, kendisine ortaklar koşulmasını kesin bir ifadeyle yasakladığını (haram ettiğini) görüyoruz. İnsana, anlayabileceği bir lisanla neden yasaklandığı da şöyle anlatılıyor:

“Allah sizin kendi nefsinizden size bir misal veriyor. Size rızık olarak verdiğimiz şeylerde, kölelerinizin size ortak olmasını ve o rızıklara sahip olmada onlarla eşit olmayı ister misiniz? Kendi nefisleriniz için korktuğunuz şeylerde onlar içinde korkar mısınız? Aklını kullanan bir toplum için ayetlerimizi böyle açıklarız.”(30 Rum 28)

Evet bir insan olarak sahip olduğumuz şeylerde bırakın kölelerimizi, kendi öz evlatlarımızın, sahip olduğumuz mallarımızda bizlerden habersiz olarak tasarruf etmesini veya dilediği gibi harcamasını ister miyiz? Her şeyi yaratan ve yarattığı her şeyin sahibi Allah, aynı zamanda yarattığı ve sahibi olduğu varlıkları yönetmek ve idare etmek de kendisine aittir. İnsan olarak sahip olduklarımıza hiçbir kimsenin ortak olmasını istemiyorsak, Allah’ın mülkü ve yönetiminde ortaklara yardımcılara kesinlikle ihtiyacı olmadığı halde, ortaklar koşmamızı Allah neden kabul etsin. Rabbimiz, insanlar olarak yeryüzünde yaşadığımız her çağda ve dönemde, insanların kendi aralarında ortaklık yapmalarını yasaklamamış ve bu konuda Kur’an’ın farklı yerlerinde farklı ayetlerde birbirleriyle ortaklık kurulması veya paylaşımlarda adaletli olma alışkanlığı edinmelerini emretmiştir:

“Eğer miras düşen kardeş sayısı (ikiden) fazla ise, ölenin vasiyeti ve borçları ödendikten sonra kalanın üçte birine ortaktırlar. Aralarından hiçbirisinin zarara uğratılmadan mirasın taksim edilmesi Allah’dan bir tavsiyedir. Allah her şeyi bilen ve kullarına şefkatli olandır.”(4 Nisa 12)

Bazen de insanların kendi çıkarlarını düşünerek veya ayırımcılık yaparak, aralarında yanlış da olsa (Allah’dan başka ilahlara adanan kurbanların etlerini kadınlara yasaklamışlardı) eşit şekilde paylaşmaları gereken konularda, eşit paylaşmanın koşullarını zorlaştırarak, adil paylaşmanın yüzdesini asgari seviyede tutacak kararlarla yaptıkları adaletsizliklerin örneklerini, Allah vahiyle şöyle dile getiriyor:

“Dediler ki ‘Özellikle şu hayvanların doğuracağı hayvanlar yalnızca erkeklerimize ayrılmış olup, eşlerimiz bunlardan yiyemezler. Eğer bu hayvanların karnındakiler ölü doğarsa, o zaman ölü doğan hayvanın etini yemede erkekler (kadınlara) ortaktır. Kendilerine yakıştırdıklarının (ayırım yapmalarının) karşılığı ile Allah onları cezalandıracaktır. Allah her şeyi bilen ve ona göre hüküm verendir.”(6 En’am 139)

İsra suresi 64’üncü ayette de Allah’ın ve dini İslam’ın düşmanı şeytan ve şeytanın yoldaşları, insanları Allah’a kulluk etmekten alıkoymak için her türlü fedakârlığı yaparak, İslam dinini yok etmek için sahibi oldukları her şeyi feda etmeye hazırlar ve bunu her devirde yapıyorlar.

“(Ey İblis/şeytan) Onlardan gücünün yettiklerine sesinle (hitabınla) boyun eğdir veya atlarınla ve adamlarınla onları kendine özendir, mallara ve evlatlara onları (güçlerine) ortak et veya çeşitli vaatlerde bulun. Şeytan ancak insanlara gurur (aldanmayı) vaat eder.”(17 İsra 64)

Musa (as) Firavun’u uyarması için görevlendirildiğinde, Rabbinden kardeşi Harun’u da yardımcı olarak görevlendirmesini istemiş “Ailemden bana bir yardımcı görevlendir, Kardeşim Harun’u, Harun ile beni güçlendir ve görevimde bana ortak olsun ki, senin eksiksiz olduğunu sık sık analım (insanlara duyuralım)”(20 Taha 29-33) ve ayetlerde kullanılan “şereke = ortak oldu” fiilinden, Allah kendisinden başka yaratılmış varlıkların ortaklar edinebileceklerini, ancak kendisine ortaklar yakıştırılmasını ve ortak edindiğini söylemelerini affedilmez bir suç olarak kabul ediyor. Musa (as)’ın şahsında Allah için ve insanların hayrına olan çalışmalarda mücadelenin başarısı için ortaklaşmanın mutlaka ehil insanlar arasında paylaşılması gerekiyor. İyi niyetli çalışmanın ve paylaşmanın arkasından elbetteki Rabbimizin yardımıyla başarı mutlaka gelecektir.

Âlemlerin Rabbi yüce Allah, kendisini ilah edinen her inanan insanın, kendisine nasıl kulluk edeceğini elçilerine indirdiği vahiyle öğretmiştir. Elçilerin şahıslarında ve geçmişlerinde atalarından miras kalmış putları ilahlarının sembolü gören, sonra elçinin tek ilah Allah’a kulluk çağrısına tabi olan çağdaşlarına uygulattırarak, gelecek nesillere örnek olarak göstermiştir. Aynı zamanda Allah’ın elçisine tabi olan örnek neslin şirkle mücadelesi, sonraki nesillere örnek olmuş ve kendilerine emredilenleri yerine getirmelerinin yanı sıra, kaçınmaları ve yapmamaları gereken yasaklar da elçinin önderliğinde vahiyle uygulamalı olarak öğretilmiştir. Bu yasakların yapılması veya meşru olarak gösterilmesi ve tanınması durumunda, ölmeden önce vazgeçmemeleri (tövbe etmemeleri) durumunda, Rablerinin öfkesini ve böyleleri için hazırladığı alçaltıcı azabı hak edeceklerini de Allah kitabında açıkça bildirmiştir.

Rabbimiz kaçınılması gereken yasakların birinci sırasında, kendisine ortakların (şirk) koşulmasını dile getirmiş ve affedilmez bir suç olarak Nisa 48 ve 116’ıncı ayetlerde “Kesinlikle Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez” diye bildirmiştir. Allah’a inandım diyen insanların, inandım dedikleri Rablerine ortak koşmaları ve yaşadığımız dünyada çoğunluk olmalarının en önemli sebebi, Allah’ın indirdiği doğruların kılavuzu olan kutsal kitaplardan uzak durmalarıdır. İlahi bilgilerin içeriğinden mahrum kalmaları, Allah ve O’nun dini İslam’ın doğru bilgilerinden uzak kalmanın getirdiği cehalet sonucunda, doğru bilgilerin yerini şeytanların ve şeytana kulluk edenlerin yanlış öğretileri, insanları şirkin batağına sürüklemiş ve bu bataklıkta debelenip durmaktadırlar. “Onların (insanların) çoğu, Allah’a eş koşarak inanırlar.”(12 Yusuf 106)

İnsanların Allah’a inandım demeleri kendilerine yetmiyor. Bu durumu En’am suresi 158’inci ayet açık bir şekilde “Kendilerine Allah’ın ayetleri (ölüm hükmü) geldiğinde, bir nefse imanı fayda vermez. Çünkü ya önceden iman etmemiş veya ettiği iman o’na hayır kazandırmamıştır” olarak dile getirmiştir.

“Ettiği iman o’na hayır kazandırmamış” cümlesi üzerinde bayağı bir düşünmek ve bu cümlenin anlamını, inandım diyen her insanın, yaşadığı müddetçe aklından çıkarmaması gereken, Rabbimizin hatırlatması olarak aklının bir kenarına kayıt etmelidir. Allah’ın vahyinden uzak kalmış şirk içeren bilgilerle donanmış imanları, insanların Allah’ı doğru ve gereği gibi öğrenememesinin, tanıyamamasının tek sebebi, Âlemlerin Rabbi Allah’ı Kur’an dışı kaynaklardan öğrenmeleri ve öğretilmeleridir. Allah’ın ne kadar ulu ve yüce olduğunu anlatan şu ayet ile Allah’ı tanımış olsalardı, ortak koştuklarının Allah’ın yanında bir hiç olduklarını öğreneceklerdi:

“Onlar gerektiği gibi Allah’ı tanıyamadılar (takdir edemediler). Kıyamet günü yeryüzü tamamen O’nun kontrolünde olup, göklerde O’nun kontrolü ve gücü ile bir araya toplanacaktır. Allah, onların ortak koştuğu her şeyden uzak ve çok yücedir.”(39 Zümer 67)

Hâlbuki kuvvet ve kudretinde hiçbir şüphe olmayan Allah vahyettiği kitabında “Hiçbir şey O’nun (Allah’ın) misli benzeri değildir.”(42 Şura 11) demiş, “Hiçbir kimse O’nun dengi olmamıştır”(112 İhlass 3) demesine rağmen, şeytanların tuzaklarına düşen insanlar, şeytanların öğretilerini kendilerine rehber olarak almışlardır. Allah’ı tanımlanabilen varlık olarak, ya insan seviyesine indirerek sevinen, üzülen, sevgili, dost, eş ve çocuk edinen veya asla sıradan bir insanın ulaşamayacağı müteal (ulaşılamayan çok yüce) bir varlık olarak tanıtmışlardır. Öyleyse bu insanlara göre, tanrıya ulaşmanın yollarını bulmak gerekir. O zaman Allah’ın yanında saygın insanlar (şeytanların belirlediği Allah dostları) saygın varlıklar (melekler) aracılığıyla veya O’nu temsil eden diğer canlı-cansız varlıkların (putların) aracılığı veya şefeatleri ile Allah’a ulaşılabilecekleri inançları dayatılmıştır. Bu durum Rabbimizin kitabında belirttiği gibi ortak koşanlar için çıkmaz bir yol olarak gösterilmiştir.

“(Şunu bilin ki!) Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz, ama şirk koşulmasının dışındaki bütün hataları dilediği kimselere bağışlar. Kim Allah’a ortak koşarsa, en büyük günahı uydurmuş olur.”(4 Nisa 48, 116)

Çünkü Allah’ın yarattığı varlıkları tanımaması ve yaptıklarını bilmemesi diye bir zafiyeti yoktur. O yüceliği ile yarattığı her şeye yakın ve O’nun kontrolü altındadır. Bunu en basit olarak “Yapraklardan her birisinin ağacından düşmesi bile, yalnızca O’nun bilgisi iledir. Yeryüzünün karanlıklarındaki en küçük taneyi de O bilir. Yaş ve kuru her şey açık bir kitapta yazılmıştır.”(6 En’am 59) Öyle ise Allah’ın kendisine ortaklar koşulan bu sahte ilahlar, yarattığı varlıkların her şeyinden haberdar olan Allah’a, kulları hakkında bilmediği bir şeyi mi hatırlatacaklar?

Bu affedilmez hatanın tek ilacı, yaşadıkları ve nefes aldıkları süre içerisinde, Allah’ın kullarını Allah’a ortakları yapmaktan ve onları Allah’ın kullarını seçilmiş görmekten vaz geçmeleri (tövbe etmeleri) gerekmektedir. Öldükten sonra hata ve yanlışlarını düzeltmeleri mümkün değil. Bir başkasının onlar adına yaptıklarının hiçbir yararının olmadığı tekrar tekrar hatırlatılmaktadır. Ölümden sonraki dirilişte hesap günü gerçeğiyle yüzleşen tüm suçluların sanki tek bir ağızdan “Rabbimiz bizi tekrar yeryüzüne gönder de hatalarımızı giderelim, düzeltelim ve iyilerden olalım” diye seslenmelerinin onlara faydası olmayacak. Onların bu isteklerine Rabbimizin “Onlar geri gönderilmiş olsalar, yine aynı şekilde davranırlar, aynı hataları tekrar yaparlar” cevabını verdiğini biliyoruz. Ellerinde doğru yolun rehberi kitap olmasına rağmen “Allah’ın kullarını Allah’ın bir parçası yaptılar. Gerçekten insan (kullarını Allah’ın parçası yapmakla) açık bir küfür içine girmiştir.”(43 Zuhruf 15)

Allah’ın bu açık ve gayet anlaşılır ikaz ve uyarılarına kulaklarını kapatarak, Allah’a ortak koşma yanlışlarını cehaletlerine yorumlamak da bir cehalettir. Kasıtlı olarak, insanların Allah’ı birlemelerine ve yalnızca O’na kulluk etmelerine engel olmayı amaçlayanlar, yoldan çıkmış şeytan ve tabilerinden başkaları değildir. Ehli kitabın şahıslarında günümüze kadar açık bir şekilde taşınan ve sürdürülen, Allah’ın kullarını Allah’ın bir parçası yaptıklarını bu gün de görebiliyoruz: Hristiyanların “Baba, oğul, kutsal ruh” üçlü ilah inancı. Tek bir ilah olan Allah’dan başka ilah olmadığı halde “Allah üç ilahın üçüncüsüdür diyenler kâfir olmuşlardır. O tek ilah’dan başka ilah yoktur. Eğer bu söylemlerinden vaz geçmezlerse, inkâr edenlere acıklı bir azap mutlaka dokunacaktır.”(5 Maide 73) Kıyamete kadar şeytan Rabbinden aldığı izin ile insanları yoldan çıkarmaya devam edeceğe ve bu konuda hem de fazlasıyla müşteri bulacağa benzemektedir. İşin garip tarafı da talep o kadar fazla ki hiçbir zaman sayıları azalmayacak.

Yaşadığımız şu çağda Müslümanım diyen din görevlilerinin, ilahiyatçıların ve insanların, Allah’ın kulu ve elçisi Muhammed (as)’a Allah’ın sevgilisi (Habibullah) diye hitap etmeleri ve Allah’ın sevgilisi olmayı hak ettiği inancı aynı amaca hizmet etmiyor mu? “Allah’ın kullarını Allah’ın bir parçası yaptılar. Bunu yapan insan şüphesiz ki apaçık bir inkâr içindedir.”(43 Zuhruf 15)

Ehli kitabın yapmış olduğu eş ve çocuk yakıştırmaları bakın Rabbimiz tarafından nasıl reddediliyor:

“Gökleri ve yeri ilk defa yaratanın nasıl bir çocuğu olabilir. Her şeyi yaratan ve her şeyi bilen O olduğu halde, O’nun eşi de olmamıştır.”(6 En’am 101)

Her şeyi yaratan ve dengi benzeri olmayan her şeyin sahibi Allah’a, insani kazanımlar olan eş, çocuk, sevgili, dost, arkadaş gibi ifadeleri kullanmak Zuhruf 15’inci ayette açık bir inkâr olduğu belirtildiği halde görmezlikten gelmek olacak şey değil.

Kur’an’ın Maide suresinin 18’inci ayetinde “Yahudiler ve Hıristiyanlar ‘Biz, Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz’ dediler. Onlara de ki ‘Öyle ise günahlarınızdan dolayı Allah size niçin azap ediyor? Hayır, siz sadece yarattıklarından biri olan insansınız” denilerek, oğulları ve sevgilileri oldukları iddiası, Allah’ın yarattığı insanlar olmaları sebebiyle reddedilmiştir. Yaratılmış bir insan olan Abdullah oğlu Muhammed’e Allah’ın sevgilisi demekle, Allah’ın Maide suresi 18’inci ayetinin inkâr edilmesi, reddedilmesi anlamına gelmez mi?

Aynı şekilde bugün İslam dünyasında Allah’ın velileri dedikleri insanları, Allah’ın parçası olarak nitelemeleri çok yaygın olarak kullanılmakta ve inanılmaktadır. Rabbimiz, insanların kendisinin velisi olamayacağını, veli edinmenin ihtiyaçtan ve muhtaçlıktan kaynaklandığını (yaşadığımız hayatta da kullanıyor ve kullanıldığına şahit oluyoruz) İsra suresi 111’inci ayetinde “Çocuk edinmemiş, mülkünde ortağı olmayan ve muhtaçlıktan (ihtiyaçtan) dolayı velisi olmamış Allah övülmeye layıktır. Rabbini yüceltebildiğin kadar yücelt” şeklinde bildirildiği halde, sanki Allah gökleri ve yerleri idare edemiyormuş gibi, işlerini ve yönetimini ‘veli’ ismini verdikleri (bir başkasının işini, sorumluluğunu alan ve o kişiyi koruyup gözeten) insanların kendi aralarında paylaştıkları iddia ediliyor.

Rabbimiz Kitab-ı Keriminde, melekler ve peygamberler de dâhil hiçbir kuluna, benim velim dememiştir. Tam tersine “Allah kendisine inanan her insanın velisi (koruyucusu)” olduğunu Bakara 257’inci ayette açıkça bildirmiştir. Çünkü veli edinmek muhtaçlıktan, kendine yetememekten kaynaklanmaktadır. Yüceler yücesi Allah veli edinmekten müstağnidir. İnsanlar birbirlerine velilik yapabilirler, ancak asla Allah’a velilik yapamazlar ve veli olamazlar.

İnsanlar Allah’ın rehber olarak indirdiği Kitab’ının uyarılarını hiç dikkate almıyorlar ama akıllarını neden kullanmıyorlar? Yaratılmış bir insanın kendisini yaratanla denk olamayacağını düşünemiyor mu? Düşünemiyorsa da, dünyadaki geçici ve sınırlı menfaatlerini koruyan ve onlardan taviz vermeyen insan, hesap gününde başına gelecek affedilmez bu hatalarının ağır yükünü de sürekli çekeceğini bilmelidir.

Günümüz insanlarından pek çoğunun farkında olmadıkları ve hata yaptıkları yanlış inançlarından birisi de, hesap gününde Allah’dan başkalarından şefaat beklemeleri ve buna inanmalarıdır. “Kendilerine ne bir zarar, ne de bir fayda verebilecek güce sahip olmayan, Allah’dan başkalarına ibadet ediyorlar ve ‘Bunlar, Allah katında bize aracılık yapacak olan şefaatçilerimizdir’ diyorlar. Onlara de ki: Göklerde ve yerde Allah’ın bilmediği bir şey var da, onu Allah’a mı haber veriyorsunuz? O sizin ortak koştuğunuz eksik nitelendirmelerden çok yüce ve uzaktır”(10 Yunus 18)

Ayette görüldüğü gibi, hem Allah’dan başkalarına kulluk ediyorlar hem de hesap gününde kendilerini Allah’a tanıtacağına ve onlara azap hükmü verirse, kulluk ettiklerinin, onlar için aracılık yapacaklarına ve azaptan kurtaracaklarına inanıyorlar. Onların bu kabullerini ve inançlarını Rabbimiz, kendisine ortaklar koşmak olarak bildiriyor. Hesap gününde şefaatçilerin olacağına inanan müslümanım diyenler “Ayetin konusu müşrik kâfirler içindir, müslümanları kapsamaz” diyerek kendilerine toz kondurmuyorlar. Bizim amacımız bu tür inançlara sahip insanları müşrik sıfatıyla yaftalamak değil, Rabbimizin, hangi inanç ve amelleri kendisine ortak koşmak olarak kabul ettiğini hatırlatmak ve bir müslüman da şirk koşmanın ne olduğunu bilsin ve bu beladan korunsun istiyoruz.

Devam edecek…

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal