NATO’yu Tanımak ya da Osmanlının İdraksizleri

NATO’yu Tanımak ya da Osmanlının İdraksizleri

Nato, Kuzeylilerin ve “kapitalist demokrat” Batılı üyelerenin askeri savunma örgütü olarak tanıtır kendini: Kuruluş gerekçesi Doğulu Komünist sistemin tehdit ve yayılmacılığına karşı olarak izah edilir.

Hüseyin Alan

Nato, Kuzeylilerin ve “kapitalist demokrat” Batılı üyelerenin askeri savunma örgütü olarak tanıtır kendini: Kuruluş gerekçesi Doğulu Komünist sistemin tehdit ve yayılmacılığına karşı olarak izah edilir.

II. Dünya Savaşı sonunda 1949’da kuruldu Nato. Düşman olarak gösterilen Varşova askeri paktıysa ondan 6 sene sonra kurulacak, bu da kendini Nato üyelerine ve temsil ettikleri sisteme karşı savunma gerekçesi olarak gösterecek.

Malum olduğu üzere II. Dünya Savaşı eski dünya düzeninin yıkılışı, eski liderliğin el değiştirmesi, buna karşılık yeni bir dünya düzeninin yeni liderlik altında kuruluşuyla  neticelenecek, dünya batı ve doğu bloku olarak ikiye ayrılacaktı.

Doğuyu, Rusya’nın liderliğini yaptığı “kamucu, toplumcu, eşitlikçi” komünistler ya da demir perde ülkeleri, Batıyı Amerika’nın liderliğini yaptığı “özel mülkiyetçi, Protestan, bireyci, özgürlükçü” liberal demokratlar temsil edecekti..

Nato’nun kuruluşundan bugüne geçen zaman içinde, üye ülkelerde ne kadar toplumsal ve siyasal kriz çıktıysa, sağcılar ve dindarlar istihdam edilerek ekonomik sistem değiştirildi ve bunun zorunlu sonucu olarak siyasal yapılanma yenilendiyse, bu uğurda ne kadar darbeler yapıldı ve iç çatışmalar ve toplumsal/ideolojik kamplaşmalar olduysa, Amerika liderliğindeki kapitalist sistemin etkinleşmesi ve entegrasyonu içindi. Buna karşı direnen eskinin İngiliz liderliğindeki sistem yanlıları, klasik devletçiler ve bağımsızlıkçılarsa birer birer ve sırayla  tasfiye edilecekti.

Bu bağlamda, üye ülkeler öncelikli olmak üzere dünyada ne kadar kontr-gerilla eylemleri, fail-i meçhuller yapıldıysa tümünün planlayıcısı ve koordinatörü Nato olmuştur: Bu bir tahlil değil meraklısının bildiği bir gerçekliktir.

Bu gelişmeler istisnasız kamucu komünist sistem işgaline ve yayılmacılığına karşı savunulurken, demokrat ve özgür dünyanın kendini savunusu olarak propaganda edildi.

Geçen zaman içinde hiçbir Nato üyesi ülke, operasyonel kurgular dışında öylesi ciddi bir tehditle ve işgalle yüzleşmediği halde. Macaristan ve Çekoslavakya’nın işgaliyse komünist blokun kendi nüfuz alanında olup bitecekti. Bu ikisi zaten doğu bolukunun bir parçasıydı, Nato üyesi de değildi..

Nato’nun yaptığı operasyonlar için tipik misal Türkiye’de 1946’da geçilen çok partili rejim, 1960-1971-1980-1997 askeri darbeleridir.

Avrupa’da başlatılıp hemen her üye ülkeye yayılan 1960’lı (70’ler dahil) yıllardaki “anarşist” öğrenci olayları da tipik misaldir: Bu olaylarda baş rolü oynayan solcu öğrenci liderlerinin birer CIA ajanı olduklarıysa, nice sonra bizzat kendilerince ifşa edilecekti..

Nato, II. Dünya Savaşı sonrası Amerikan liderliğinde yeniden tesis edilen ve kurumlaşan emperyalist sistemin sadece bir askeri kolu değildi: BM, Dünya Bankası, IMF, dünya ticaret örgütü.. gibi iktisadi ve siyasiydi..

İsrail gibi işgalci, soykırımcı, katil bir devlet, bugüne kadar ne yaptıysa, Nato üyesi olmadığı halde alenen Nato ve BM desteğiyle yapmıştır yaptıklarını..

1990’larda çöken ve dağılan Sovyetler Birliği, dolayısıyla onların askeri ittifakı Varşova Paktı “düşman” olmaktan çıkınca, var oluş gerekçesi ortadan kalkan ve kendini tasfiyesi beklenen Nato tam tersini yaptı, “medeniyetler çatışması” gibi bir icatla kendini yeniden maksatlandırdı ve konumlandırdı:

Ve Balkanlar ve Kafkaslar ve Afganistan ve Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yapılan operasyonlar ardı ardına geldi. Bu gelişmeler en çok da Müslüman milletlerin yaşadıkları siyasi coğrafyada ve devletlerde kendini gösterdi..

Soykırımcı İsrail’in son iki yıldır işgal altında tuttuğu Filistin’de gerçekleştirdiği saldırılar, Avrupalıların bu kadar da olmaz diyebildikleri, “emir eri gibi kullanılmaya” razı olmadıkları bir gelişmeye sebep oldu: ABD-İsrail’in İran’a saldırısına bu nedenle destek vermediler. İlk kez Nato’nun varlık sebebi ve meşruiyeti açıktan tartışılmaya başlandı..

Trump’ın, Avrupa’nın güvenliğini Amerika’nın sağladığını söyleyerek Nato üzerinden Avrupalılara yaptığı tehdit, Nato’dan çekilirim blöfü, savunma zafiyeti içindeki Avrupalıları korkutmadı, fazlaca dikkate de alınmadı. Hatta bir AB savunma gücü oluşturmak için girişimleri bile tetikledi.

Dünya yeniden bir küresel siyasal değişimin, ekonomik yapılanmanın arefesinde miydi bu bir yana, bunu öngören Avrupalılar artık uyanıyor, başka seçeneklerin mi peşine düşüyordu? Avrupalıların düşmanı, gösterildiği gibi  sadece Rusya mıydı?..

Avrupalılar, II. Dünya Savaşı bittikten hemen sonra kurulan yeni dünya düzeninin sonuçları nedeniyle önceden de uyanış emaresi göstermişti: Amerikan istilasına ve sömürüsüne karşı.

Kadim iki düşman Fransa ve (Batı) Almanya ortak düşmanları Amerika’ya karşı birleşmiş, eski husumetlerini geriye çekmiş, bugünkü Avrupa Birliği’nin temellerini o zaman atmıştı: Demir Çelik ticaretinde gümrük birliği sağlayarak.

Ayrıca Fransa, Nato’nun askeri kanadından çıkmıştı.

1960’lı yıllarda Avrupa’da başlatılan, Türkiye’ye de yansıtılan “anarşist” öğrenci ayaklanması veya olaylarının ardında Amerika vardı: Almanya ve Fransa cezalandırılıyor, diğer üye ülkelere gözdağı veriliyordu.

İşin garibi o ki, o öğrenci olaylarını tertipleyip başlatan solcu liderler -yıllar sonra kendi itiraflarıyla- birer CIA ajanlarıydılar. Elbet Avrupalılar bunu bir kenara not etmiş olmalıydı..

Avrupalılar, yakın zamanda siyasi ve askeri birliğe dönüşecek bir Avrupa devleti oluşturmak için, sadece ticari bir birliğin temelini mi atmıştı o zaman, rakipleri Amerika için de başka şeyler yapmamış mıydı? Eli kolu bağlı mı oturmuştu?

Hayır. Ellerinden geleni yaptılar: 18-20. yüzyılın sömürgecileri bu işlerde ustaydı. Siyasi ve askeri güçlerini yitirmiş olsalar da sömürgeci akılları yerindeydi.

Tipik misal, Amerika’da 1960’larda başlayıp 1970’lerde büyüyen “siyahi/ırkçılık karşıtı hareket, feminist hareket ve işçi sendikaları başkaldırısı” birleşik bir cephe oluşturmuştu. İlk kez böylesi bir muhalefetle karşılaşan Amerika hayli şaşkındı. Zordaydı. Süreçte klasik taktikle önce bu cepheyi içerden parçaladı, sonra her birine farklı tavizlerle bu badireyi atlattı.

Kurt, bahara çıktığında kışın yediği ayazı unutmazmış: Amerika o olayların arkasında Avrupalıların (solcuların) olduğunu unutmayacaktı..

Türkçeye “Nato kafa Nato mermer” olarak geçen deyim ne ifade ediyor?

“Söylenenleri anlamayan, laf dinlemeyen, düşüncelerinde inatçı ve sabit fikirli kişileri tanımlamak” ve,

“Karşınızdaki kişiye ne kadar anlatırsanız anlatın, hiçbir şeyi idrak edemeyen ‘taş kafalı’ olduğunu” belirtmek için kullanılıyor.

Deyimin kökeni veya etimolojisi enteresan:

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü olan “NATO” ile ilgili değil.

Yunancaya/Rumcaya dayalı: Yunancada “Na to kefali, na to marmaro” (Νά το κεφαλή, νά το μάρμαρο) ifadesinden geliyor.

Kelime, Na (“işte” / “al sana”), Kefali (“kafa”) ve Marmaro (“mermer/taş”) kelimelerinin birleşiminden oluşuyor. Çevirisi “İşte kafa, işte mermer” anlamına geliyor. Dilimize de söyleniş benzerliğiyle “nato kafa nato mermer” şeklinde yerleşmiş.

Buna rağmen biz meseleyi bildik Nato’ya bağlamak, Nato’yu anlama vesilesi yapmak istedik: Ne de olsa benzer şeyleri çağrıştırıyor.

Osmanlı’nın “idraksizleri” var malum: Onları tanımak için çok güzel bir deyiş veya tasvir olarak gördük bu deyişi. Özetle, Osmanlı’yı anlamayan idraksizlerin, üyesi olduğumuz Nato’yu anlamasını beklemek gibi bir garabet işte!..

Temmuzun ilk günlerinde Türkiye’de yapılacak Nato zirvesi bu bağlamda ve geçmişten gelen gelişmeler içinde anlamlı olacak: Türkiye’yi sadık müttefik ve Nato’nun ikinci büyük ordusu olarak gören ve öve öve bitiremeyen Amerika, Türkiyeyi ikna edeceğini varsayıyor. Buna karşı Putin’e destek vererek ve Çin’i tehdit olarak göstererek Avrupalıları (ss kuralıyla) bu defa da ikna edecek mi, hep birlikte göreceğiz.

Bu arada, kurulmakta olan yeni dünya düzeninde Türkiye’nin ne yanda, kimlerle beraber olacağını da bu vesileyle göreceğiz!

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *