Almanya Başbakanı Friedrich Merz, ABD ile ilişkilerde köklü bir değişim yaşandığını vurgulayarak, “koşulsuz transatlantik dostluk” döneminin muhtemelen uzun bir süre için geride kaldığını söyledi. Trump’ın 2025 yılı ocak ayında ABD’de göreve başlamasının ardından, ABD’nin Avrupa’ya tanıdığı imtiyazlar sona erdirilmişti.
Almanya Başbakanı ve Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Genel Başkanı Friedrich Merz, Berlin’de CDU’nun Berlin Eyalet Meclisi seçimlerindeki başbakan adayı Stefan Evers ile katıldığı seçim etkinliğinde Almanya-ABD ilişkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Avrupa’nın karşı karşıya olduğu değişimlere dikkati çeken Merz, “dönüm noktası” olarak nitelendirilen sürecin artık gerçeğe dönüştüğünü ifade etti. Merz, yaşanan değişikliklerin kapsamının ve Avrupa’nın iç ve dış güvenliği açısından ortaya çıkan risklerin gelecek yıllarda daha iyi anlaşılabileceğini kaydetti.
Eski ABD başkanları John F. Kennedy ve Ronald Reagan’ın geçmişte Berlin’de gerçekleştirdikleri temaslara atıfta bulunan Merz, “Bu dönem, bu koşulsuz transatlantik dostluk dönemi, muhtemelen uzun bir süre için geride kaldı.” dedi. Atlantik’in diğer tarafında siyasi tutumda ve transatlantik ittifaka ilişkin değerlendirmede değişiklik yaşandığına işaret eden Merz, bunun Avrupa için daha fazla sorumluluk alma gereğini ortaya çıkardığını belirtti.
Almanya’nın iş modeli artık sona erdi
Merz, geçmişte Almanya’nın ekonomik modelinin Çin’den ucuz ürünler, Rusya’dan ucuz petrol ve doğal gaz ve ABD’den güvenlik üzerine kurulu olduğuna değinerek, bu dönemin sona erdiğini savundu. Merz, “Bu dönem, yani ‘Federal Almanya Cumhuriyeti’ iş modeli artık sona erdi. Ve bu bir daha geri gelmeyecek.” ifadelerini kullandı.
Almanya’nın bu gelişmeler karşısında daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğinin altını çizen Merz, “Artık kendimiz için daha fazla sorumluluk üstlenmekte geç bile kalmıştık.” dedi.
Göç mesajı
Merz, göç politikasında önemli değişiklikler yaptıklarını, 2024’e kıyasla düzensiz göçte yüzde 60’ın üzerinde düşüş yaşandığını ifade etti.
Almanya’nın bir göç ülkesi olduğunu ve böyle kalacağını vurgulayan Merz, ancak göçün sosyal güvenlik sistemlerine değil, iş gücü piyasasına yönelmesini istediklerini dile getirdi.
Merz, Almanya’da uzun yıllardır yaşayan ve çalışan göçmenlerin ülke ekonomisi ve toplum açısından önemine işaret ederek, “Ne hastane, ne huzurevi, ne şantiye, ne restoran, ne de otel. On yıllardır Almanya’da yaşayan, burada çalışan, buraya entegre olmuş göçmenler olmasaydı hiçbir şey işler halde olamazdı.” diye konuştu.
Almanya’da yabancı düşmanlığına yer olmadığının altını çizen Merz, özellikle antisemitizme karşı mücadele edilmesi gerektiğini savundu.
Merz, kurallara uymayanların Almanya’yı terk etmek zorunda kalacağını, bu konuda ilgili hükümetlerle de görüşmeler yaptıklarını sözlerine ekledi.
ABD, Avrupa’ya imtiyazları geri çekti
Trump yönetimi, “Önce Amerika” (America First) doktrinini çok daha agresif bir şekilde uygulayarak Avrupa ile olan geleneksel ittifak ayrıcalıklarını ve ticaret imtiyazlarını büyük ölçüde sona erdirdi.
Trump, göreve geldikten kısa bir süre sonra ABD’nin dış ticaret açığını kapatma gerekçesiyle Avrupa Birliği (AB) menşeli ürünlere %10 ile %20 arasında değişen ek gümrük vergileri getirdi. Gümrük vergisi tehditleri ve tırmanan ticaret savaşının ardından, Temmuz 2025’te AB ile ABD arasında Avrupa Komisyonu verilerine göre yeni bir çerçeve anlaşmaya varıldı. Bu anlaşmayla Avrupa mallarına %15’lik sabit bir tarife tavanı getirilirken, birçok Amerikan sanayi ve tarım ürünü Avrupa pazarına gümrüksüz veya çok düşük vergilerle girmeye başladı.
Aralık 2025’te Beyaz Saray tarafından yayımlanan 33 sayfalık yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS) belgesi, Avrupa’ya yönelik en sert diplomatik metinlerden biri oldu. Belgede, Avrupa’nın göç politikaları nedeniyle “medeniyet silinmesi” (civilizational erasure) riskiyle karşı karşıya olduğu öne sürüldü. AB “anti-demokratik” olmakla suçlanırken, ABD’nin yeni hedefinin Avrupa’nın bu gidişatını düzeltmek olduğu belirtildi.
Trump yönetimi, Avrupalı müttefiklerin savunma harcamalarını gayrisafi yurt içi hasılalarının %5’ine çıkarması gerektiğini savunarak, kendi savunma sorumluluklarını üstlenmeyen ülkeleri “güvenilmez ortak” ilan etti. ABD Dışişleri Bakanlığı, Avrupa’ya ayrılan milyonlarca dolarlık yabancı askeri finansman fonunu keserek, bu kaynakları ABD’nin “arka bahçesi” olarak gördüğü Batı Yarımküre’ye (Latin Amerika) kaydırdı. Ukrayna Desteğinin Çekilmesi: Washington, Ukrayna’ya yönelik askeri ve finansal yardımları durdurarak Kiev’i Rusya ile masaya oturmaya zorladı ve Avrupa’nın güvenlik mimarisini kendi kaderine terk etti.
Trump, ilk günlerinden itibaren imzaladığı kararnamelerle ABD’yi Paris İklim Anlaşması ve Dünya Sağlık Örgütü’nden (WHO) tekrar çıkararak Avrupa’nın öncülük ettiği küresel çok taraflı mekanizmaları işlevsiz bıraktı.
2026 yılı itibarıyla yaşanan bu gelişmeler, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana devam eden transatlantik ortaklığın biçimsel olarak sona erdiğini ve ABD-Avrupa ilişkilerinin tamamen çıkara dayalı ve ticari bir zemine kaydığını gösteriyor.













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *