Allah, her şeyi yoktan var etti. Her şeyi bir ölçüye göre yarattı. Her şeyi emri altına aldı. Evrende, varlık aleminde kusursuz bir düzen kurdu. Ve her şeye bir ömür biçti.
Hüseyin Alan
O Allah ki her şeye muktedir, her şeyi bilen, külli yasalar koyan; ortağı ve dengi olmayandır: Oğlu kızı yoktur, hiç kimsenin oğlu ve kızı da değildir. Her şey ve herkes ona muhtaç iken, o hiç bir şeye ve hiç kimseye muhtaç olmayandır. Subhanallah, elhamdulillah..
Varlık aleminde her ne varsa onların cümlesi yaratıldığında, cinsinden olanın ölümüyle yenileri hayat buldu: Her ölüm kendinden olanın yaratılmasına sebep oldu. Varlık alemi böyle devran ediyor.
Şu halde ölüm, her yaratılışın bir uzantısı, her hayatın devamı için doğal bir sonuçtur: Evrene konan yasa gereğidir. Ondan kaçış yoktur..
Ölümün önüne geçilmez. Ölümü yenmek de mümkün değildir; çünkü yaratılışın yasası budur. Aksi ne görüldü, ne de duyuldu! Bundan böyle ve kıyamete kadar da görülmeyecek, duyulmayacaktır.
Çünkü ölümün de rabbi olan Allah, ölümle ilgili de ne dediyse, her sözünde olduğu gibi, bu sözünde de durdu: Her nefis, her yaratılan muhakkak ölecektir.
Bir hadiste şöyle dendi: vazifeli bir melek, her günün seherinde evrene, varlık alemine şöyle nida eder:
“Doğun ölmek üzere. Yığın dağılmak üzere. Biriktirin parçalanmak üzere.”
Yerin, göğün ve ikisinin arasında olan her ne varsa, her biri için bundan başkası olmuyor..
Ölüm öyle adil ki herkese eşit davranıyor; hiç kimseye iltimas geçmiyor, hiç kimseye ayrımcılık yapmıyor, hiç kimsenin ömrünü uzatmıyor. Ömrü dolanı hiç sektirmeden öldürüyor!
O halde ölümden korkmanın, ölüm korkusuyla yatıp kalkmanın alemi yoktur. Madem ölümden kurtuluş yoktur, o halde ne zaman ve nerede gelirse gelsin ölüm.
Tabipler en çok bir çeyrek saatte olup biten bir sıkıntı diyor ölüm acısı için. Nice acılarla başeden insan için bu kadarcık acıdan korkulur mu?..
Ölüm, Müslümanlar için fani dünyadan baki dünyaya geçiş sürecinin başlangıcı iken, diğerleri için yok oluş, doğaya karışıp hiç oluştur.
Şu halde ölümden korkanlar, bu dünya hayatını ezeli ve ebedi zanneden, her şeyin bu dünya hayatında olup bittiğine inanan; dolayısıyla yeniden dirilişi ve hesap gününü reddedenlerdir. Hesaba çekilmeyle ölüm arasında böylesi bir ilişki vardır.
Böyleleri için ölüm ibret olmuyorsa, başka hiç bir şey fayda etmez..
Dünyaya gelişin bir tek yolu vardır. Ölümünse yüzlerce yolu vardır: İlki insanın elinde olmayan, ikincisi insana bağlı bir tercihtir. Nasıl, ne halde, ne yolunda iken ölmek isteyen, istediği şekilde ölebilir, buna muktedirdir.
Katilin, zorbanın, zalimin, çete üyesinin ölümüyle; zakirin, şakirin, salihin ölümü aynı olmaz. Aklı başında birinin intiharıyla sabredenin ölümü aynı ölüm değildir. Hakikatin şahitliğini yapanın başına gelenlere sabrederek ölmesiyle, şartlara ve duruma göre tavır alanın ölümü eşdeğer değildir. Gazzelinin ölümüyle Amerikalının ölümü bir değildir. İlaahir..
Bu dünyaya insan olarak yollanan herkese bir lütuftur hayat. Hayat, kendisine verilen bir ömür içindeki yaşamdır. Doğum ile ölüm arasındaki süreçtir. Öyleyse hayatta nasıl yaşanacağına bakmalı, ömrün kısalığı veya uzunluğuna değil.
Şu halde nasıl yaşanıldığı esastır, ne kadar yaşanıldığı değil..
Ölüm bir kurtuluştur, derde devadır çoğu zaman: Bir var ki başedilmez bir derde veya dermansız bir hastalığa düşen, acılara dayanamayıp takati tükenen insan “ölsem de kurtulsam” der; o ölünce “öldü de kurtuldu” der çevresi!
Bir de var ki, zorba bir aile, bir kabile, bir millet, bir devlet; azmış bir gruba, topluluğa, millete bela olarak gelir. Zulüm, acı her yanı sarar. Baş edemez insanlar bunlarla. Bunların ölümü de kurtuluştur diğerleri için. Alimallah bunlar ölmeseydi neler olurdu?
Bunlarla baş edemeyen halk, “ölse de kurtulsak” der. Zorbalar ölür ve halk kurtulur!..
“Ömrün bir günü de, bin günü de aynıdır” dedi filozof çünkü bir günde olup biten her neyse, bin günde de aynı şeyler olup bitecektir. Tefekkür edene ayandır bu deyiş.
Şu halde ne kadar yaşadığın veya ömür sürdüğün değil, o ömür içinde nasıl bir hayat yaşadığındır aslolan, önemli olan..
Ömür denen süreç görecedir varlıklara göre: Bazı böcekler bir saat yaşarmış. O bir saatte ne yapmaya gelmiştir bilinmez ama yapacağını yapıp gittiğine şüphe yoktur. İnsana göre o bir saatlik ömür çok kısa bir an olabilir ama böcekler aleminde uzun bir süredir o ömür..
Halen rekoru kırılmayan, gelmiş geçmiş en büyük komutan olarak bilinen Büyük İskender, 32 yaşında ölmüş. Makedonya gibi küçük bir kentten çıkıp koca Yunanistan’ı, Ege’yi, Anadolu’yu, Mısır’ı, kadim İran’ı, devasa Hindistan’ı fethetmiş. Ömrü olsa Çin’i de alacak, dünyanın öteki ucuna varacak.
Onun bu askeri zaferleri dillere destan olunca İslam alimlerinin bir kısmı onu Zülkarneyn olarak tanıttı; güneşin doğduğu yerden çıkıp battığı yere giden. Nice krallar, sultanlar, komutanlar onu kendine rehber ve ölçü edindi, yaptığını hayal edip dünyayı fethe kalkıştı, henüz onun rekorunu kıran yok!
Kısacık ömrüne neler sığdırmış şu İskender..
Halen en büyük besteci olarak bilinen ve anılan Mozart 35 yaşında ölmüş, bu kısa ömre neler sığdırmış adam!..
Hz. İsa selamullah 33 yıl yaşadı derler; o kısa ömründe öyle bir hayat yaşadı ki, ölümünden iki bin sene sonra bugün dünya nüfusunun nerdeyse yarısı onun (bozulmuş haliyle dahi) dinine mensup, milyarların hayat rehberi.
Bu kısa ömre ne çok şey sığdırmış mübarek peygamber!..
Itri, tekbiri ve salavatı besteledi; İslam ümmeti hala o bestelerle doğum kutluyor, düğün yapıyor, merasim düzenliyor, cihada çıkıyor, cenazeleri kaldırıyor!
Süleyman Çelebi bir mevlid yazdı, ilk giriş kısmında tevhidi öyle güzel anlattı ki hala dahası yok; ardından peygamber sevgisini dile getirdi ki mübalağası şairlere has hoşgörülü: Müslümanlar meclislerinde okumalara doyamıyor!
Misallerdeki bahis, ömrün uzunluğu yahut kısalığını değil, ömür içinde yaşanılan hayatın nasıllığını anlatmak içindir..
Ölüm adildir; çünkü onun sahibi adildir: Dedemiz ölmeseydi biz doğmayacaktık! O bizim hayatımıza mani olacaktı!
Aynı şekilde biz ölmezsek torunlarımız doğmayacak, torunlarımızın hayatına mani olacağız!
Böyleyse ölmeli insan; doğması nasıl mukadderse ölmesi de mukadder olarak..
Dünyaya insan olarak yollananlar, lütfedilmiş bir hayat, şerefli ve izzetli bir yaşam fırsatı bulanlardır: Kaderine/takdire/ölçülere razı olanlar; ömürleri içinde başlarına geleceklerde isyan mı, şükür mü edeceklerdir; hayatlarında bunu gösterecekler.













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *