Şehidin Şahitliği -Bir Mücahidin Hikayesi-

Şehidin Şahitliği  -Bir Mücahidin Hikayesi-

Her davanın bir lider kadrosu olduğu gibi isimsiz kahramanları da vardır. Filistin davasının da en başından beri birbirinden kıymetli liderlerinin yanı sıra kendilerini bu uğurda feda eden korkusuz mücahitleri olagelmiştir. Yahya Sinvar bu kitapta, 18 yaşındaki Hamas mücahidi Eşref el-Be’lucî’nin hikâyesini anlatmaktadır.

Mehmed Durmuş

Şehid Ebu İbrahim Yahya Sinvar’ın, “Bir Mücahidin Hikayesi” (İstanbul, Eylül 2025) adıyla ikinci kitabını yayınladı Duruş yayınları. 18 yaşında, gencecik mücahid Eşref’in hikayesi.

Yahya Sinvar davasına olan adanmışlığını, Şeyh Ahmed Yasin’in kurduğu Hamas çatısı altında toplanan mücahid kardeşlerine ve tüm Gazze, tüm Filistin Müslümanlarına olan bağlılığını yazmakta. Böyle Müslümanlarla aynı safta olmaktan duyduğu mutluluğu ve kendisini coşturan heyecanı dile getirmektedir. İbrahim Sinvar’ın, yüreğinden çıkan abartısız kelimeleri gelip yüreğimize saplanıyor. “Şehitler ölmez”in anlamı bu. Şehitler ölmüyor gerçekten.

Hamas deyince, tekerlekli sandalyesinde başında beyaz örtüsüyle gülümseyen, ümmetin suskunluğunu Rabbine şikâyet eden Şeyh Ahmet Yasin canlanıyor gözümün önünde. Bedenini mefluç hale getirmişti düşman ama imanının evi olan kalbine tesir edememişti. Bilakis imanı o oranda güçlenmişti. Ahmet Yasin Hamas’ı mescidde, sokaklardan devşirip namazda buluşturduğu gençlerle kurmuştu. Yahya Sinvar’ın kendisi gibi, hikayesini yazdığı Eşref de o gençlerden. Namazlarını bile düzenli kılmayan, Filistin’deki milliyetçi çizgilere ilgi duyan, Şeyh Ahmet Yasin’i hiç görmemiş biriyken, onun mescidinde İslam hidayetiyle tanışmış Eşref.

Hamas mescidde kurulmuş, kurulduktan sonra da adeta mescitleri karargâh edinmiş. Buradan anlaşılacağı üzere, Gazze’de mescidler namazdan namaza açılan, sağımıza ve solumuza selam verdiğimiz andan itibaren -bir sonraki namaza kadar- işlevi biten, hayata ‘kapalı’ loş namazgahlar değiller. Bir mescidin minaresinden “Hayber Hayber ya Yehûd, Ceyşü Muhammed sevfe yeûd” diye haykırılmıyorsa, bilin ki orası Gazze mescidi değildir.

Yahya Sinvar’ın ‘giriş’ mahiyetindeki notları, hikayesine sıra gelecek olan Eşref’i eşref yapan, Filistin İslam davasının tam anlamıyla adanmış bir mücahidi kıvamına getiren şartları anlamamızı sağlamaktadır. İbrahim Sinvar’ın yüreğinden fışkıran, “ölümün aşıklarına ithaf ediyorum” dediği açıklamalarından çıkardığım ibretlerden biri, Gazze’nin anneleridir. Gazze’nin anneleri, cennetten muayyen bir süreliğine dünyaya ‘izinli’ gönderilmiş gibiler. Gazze/Filistin ailesinin yıkılmayan direği bu annelerdir. İbrahim Sinvar’ın Diken ve Karanfil’ini okurken de bu gerçeği fark etmiştim. Anlaşıldığına göre mücahid Eşref’in annesi de onlardan biri. Evini hem gerçek bir Müslüman ailesine hem de bir mini İslam ketîbesine dönüştüren, çocuklarının gerçek huzuru bulduğu, evinin müdebbiri olmaktan büyük mutluluk duyan, imanı bütün bir anne. Hamas’ı mescidde düşmana karşı hazırlayan Şeyh Ahmed Yasin idiyse, Gazze evlatlarını gözlerini kırpmadan kurucu lidere sevk eden de annelerdi.

Eşref’in hidayetinde ailesinin etkisinin çok büyük olduğu görülmektedir. Namazlarını muntazaman kılan, namaz örtüleri içerisindeki annesini ve kız kardeşlerini Meryem’e ve Fatıma’ya benzeten Eşref’i ailesindeki namaz ve tesettür sarıp sarmalamış.

Bir de ‘Bir Mücahidin Hikayesi’nin cereyan ettiği mekanlar dikkatimi çekti: Selahaddin Caddesi, Vahdet Caddesi, Ömer Muhtar caddesi vb. Hasret kalmışız böyle caddelere. Gazzeli gençler işgalci İsrail’e karşı mukavemetlerini, ismiyle müsemma bu caddelerden yürütmektedirler. Gazzeliler sokaklarını Yahudi çıfıtlara kaptırmamışlar.

Yahya Sinvar, Gazze’nin “İsrail’in kafasını delen siyah burgu” diye anıldığını söylemekte ve Gazze’ye yakından baktığımızda ne göreceğimizi açıklamaktadır: “İstersen caddelerine de bakabilirsin. Bu gerçeği insanların yüzünde, sözlerinde, selamlaşmalarında, birbirleriyle muamelelerinde, sakallarında, tesettürlerinde ve hatta heybetli duruşlarında müşahede edebilirsin.”

‘Bir Mücahidin Hikayesi’, mücahid Eşref’in, belki her gencin geçtiği milliyetçi, kavim-kabileci süreçten geçerek nasıl sahih İslam’la buluştuğunun da hikayesidir. Bu süreç, Şeyh Ahmed Yasin’in gayretlerine verilmiş ilahi bağışlardır. Eşref, “daha önce örgütsel faaliyetlerin, cemaatlerin hakikatini bilmiyordum. Bütün insanların aynı olduğunu sanıyordum. Ama mübarek İntifada sürecindeki gelişmeler benim gibi herkesin gözlerini açtı.” derken İslamlaşma sürecine ışık tutmaktadır.

İsrail askerlerine karşı mukavemet ederken böğrüme isabet eden plastik mermi Eşref’i, Hamas’ı ve Filistin’i bütünleştirdi diyor, Eşref.

Uzun lafın kısası, Eşref (1990 yılında), en yakın bir dostunu da cihadına ortak ederek büyük ses getiren eylemini gerçekleştiriyor. Eşref, Yahudilere tepeden tırnağa kin doluyken ve ilk eylemini gerçekleştirmeye karar verdiğinde, ben sadist miyim, acaba insanlıktan nefret mi ediyorum diye kendini çok sorgulamış. Ama hayır diyor, sadist de değildim, insanlıktan nefret de etmiyordum. Lakin hayata, insana, toprağa düşman olanlara düşmanlık besliyordum. Alabildiğine hem de alabildiğine merhametliydim ama yürüttüğümüz bu savaş tertemiz, mukaddes bir savaştı diye ekliyor. Eşref kendi içinde uzun zamanlar ve derinlemesine muhasebe yaptıktan sonra, girişeceği eylemi yapmakta tamamen haklı olduğuna karar vermiş, eylemi vicdanına benimsettikten sonra yapacağını yapmış. İsrail’in sözde mahkemelerinde üç kere müebbet hapis cezasına çarptırılmış ama verilen cezaların, zindandaki en vahşi zulümlerin hiçbiri Eşref’i hayata küstürememiş, Yahudiler karşısında yıldıramamış.

Genelde Filistin, özelde Gazze, bir değil yüz binlerce mücahid hikayesiyle doludur. Filistinli Müslümanların en büyük hazinesi bu hikayelerdir. Bu şerefli hikayelerin bütün ‘suskun’ Müslümanların diriliş müjdesi olması için Allah’tan umudumuzu hiç kesmeyeceğiz.

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *