Dünya, utancın en ağır sayfasını yeniden ve yeniden açıyor. Sayfa aynı, yazı aynı, mazlum aynı… Değişen tek şey, kaybedilen canların her gün biraz daha çoğalması.
Zafer Çam
Gazze…
Gazze’de yaşanan artık bir savaş değil; savaş bile bu kadar kirli olmazdı. Bu, bir halkın sistemli bir şekilde yok edilmeye çalışıldığı, insanlık tarihinin en karanlık sahnelerinden biri.
İsrail, göklerden yağdırdığı bombalarla yalnızca binaları değil, bir halkın geleceğini, hayat hikâyelerini, çocukluklarını ve umutlarını parçalıyor. Açlık, susuzluk, soğuk, yıkım… Bunlar bir coğrafyanın kaderi değil; dünyanın sessizliğinin doğurduğu sonuçlar. Ve her şey apaçık ortada. Kimse “görmedim” diyemez.
Ama ne tuhaf ki görenler hiç olmadığı kadar çok; harekete geçenler ise yok denecek kadar az.
Garantör olduğunu söyleyen ülkeler kameralar önünde konuşuyor, el yükseltiyor, nutuk atıyor, diplomatik icatlarla vakit tüketiyor. Ekran karardığında ise sözler de kararıyor, irade de. Yüz milyonların izlediği sahnelerde “kararlı” görünen liderler, kulislerde “çekingen”, masalarda “teslim”, meydanlarda “sahte cesaret” sergiliyor.
Samimiyet, gölgesiz bir hakikattir. Bugün İslam dünyasının çoğu, maalesef gölgeye sığınmış durumda. Sokağa çıkan halkın öfkesi gerçek; ama devletlerin gücü saman alevi gibi. Boykotlar, açıklamalar, toplantılar… Hepsi kâğıt üzerinde. Sahada akan kanı durduracak hiçbir adım atılmıyor.
Bu sırada Amerika’nın desteğiyle güç bulan İsrail ordusu, tarihin en ağır bombardımanlarından birini sürdürmeye devam ediyor. Dünya, bu zulmü izlemekle yetinirken Avrupa’nın “endişe” açıklamaları ise artık trajikomik bir rutin hâline geldi. Çünkü endişe, ancak vicdanı zedeler; zulmü durdurmaz.
Bugün Gazze’de bir çocuk üşüyorsa, dünyanın tüm kaloriferleri kapansa bile ısıtılmayı hak etmiyor demektir. Bir anne yıkıntılar arasında evladını arıyorsa, dünya hiçbir konuda ilerlemiş sayılmaz. Bir bebek açlıktan ağlıyorsa, teknoloji ne kadar gelişmiş olursa olsun insanlık hâlâ ilkel çağda sıkışıp kalmış demektir.
Tarih, bugün yaşananları unutmayacak. Bu çağın liderlerini de, devletlerini de, izleyenlerini de, susanlarını da tek tek yazacak. Çünkü bazen susmak, zulmün en güçlü silahıdır. Bugün sessiz kalan herkes, yarın kendi sessizliğinin yankısıyla yargılanacak.
Gazze yanıyor.
Alevlerin üstüne her gün yeni bir ateş atılıyor.
Ama dünya hâlâ ya kör, ya sağır, ya da işine geliyor.
Belki de asıl trajedi şudur:
Zulmün gücü değil, adaletin zayıflığı bu ateşi büyütüyor.
Ve biz…
Bir köşeden izliyoruz, bağıra bağıra susuyoruz.













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *