Siverek Mebusu Nureddin Bey tarafından 19 Şubat 1326 (4 Mart 1911) tarihinde Osmanlı Meclis-i Mebusanına sunulan “Yemen Ahvalinin Islahı Hakkındaki Layiha”, imparatorluğun çöküş döneminde Güney Arabistan coğrafyasına yönelik üretilmiş en bütüncül ve rasyonel politika metinlerinden biridir.
Yakup Döğer
Bu rapor, salt bireysel gözlemlere dayanmamakta; dönemin valilerinin resmî yazışmalarını, teftiş heyetlerinin raporlarını, Ahmet Feyzi Paşa, Hüseyin Hilmi Paşa ve eski Dahiliye Nazırı Memduh Paşa gibi aktörlerin mufassal metinlerini ve dönemin seyahatnamelerini sentezleyen stratejik bir doktrin niteliği taşımaktadır.
Nureddin Bey’in analizi, Osmanlı Devleti’nin 1871 (H. 1287) yılında bölgede dördüncü kez doğrudan egemenlik kurmasından itibaren geçen son kırk yıllık isyanlar kronolojisini masaya yatırmaktadır. Meclise sunulan layiha, sorunların kaynağını yerel halkın dinî ya da etnik yapısında değil, doğrudan Babıali’nin yönetim felsefesinde, mali suiistimallerinde ve yanlış askeri stratejilerinde arayan “merkez-çevre” eksenli sorunları gündeme getirmektedir.
1. Yemen’in Genel Ahvali ve Kronik Sorunlar
Layiha, Yemen’in coğrafi ve iklimsel açıdan iki ana bölgeye ayrıldığını ortaya koymaktadır. İlki, sahil şeridini oluşturan, aşırı sıcak ve sağlıksız havası nedeniyle Anadolu’dan gelen askerler için adeta bir mezarlığa dönüşen Tihame Ovası’dır. İkincisi ise tarımsal potansiyeli yüksek ancak ulaşımı ve denetimi zor olan dağlık kesimdir.
Bölgedeki temel idari açmaz, toprakların devasa genişliği ve nüfusun yoğunluğu karşısında Osmanlı idari kadrolarının nitelik ve nicelik olarak son derece yetersiz kalmasıdır. Dört milyon nüfusu barındıran Yemen vilayeti sadece otuz kazaya bölünmüştür. Bu durum, kaza başına düşen ortalama nüfusun 130 binin üzerine çıkmasına neden olmaktadır. Anadolu’daki veya Rumeli’deki sancakların nüfusuna denk gelen bu devasa kazalarda, vergi toplamak ve asayişi sağlamakla görevli kadro ise sadece bir mal müdürü, bir mal müdürü muavini ve bir kâtip gibi gülünç seviyedeki üç kişiden ibarettir.
Lojistik altyapının bulunmayışı, yolların bozukluğu ve İdare-i Mahsusa vapurlarının yılda ancak bir iki kez uğraması, bölgedeki idari kopukluğu mutlaklaştırmıştır. Bu yapısal yetersizliklerin üzerine 1879 yılından itibaren yürürlüğe giren maaş tenzilâtı eklenmiştir. Mal müdürlerinin maaşlarının en fazla bin kuruş gibi çok düşük seviyelere çekilmesi, işinin ehli ve dürüst memurların Yemen’e gitmesini engellemiştir. Raporun ifadesiyle, bu düşük ücretleri kabul edip bölgeye giden memurların “ya zihinsel kapasitesi ya da ahlaki yapısı sakatlanmış” kişilerden oluşması, Yemen’de yolsuzluğun kurumsallaşmasının önünü açmıştır.
2. İsyanların Ortaya Çıkışı ve Temel Sebepleri
Nureddin Bey, Yemen’de 1889, 1896 ve 1901 yıllarında patlak veren üç büyük genel ayaklanma ile 1909 Asir isyanının ve nihayet 1911 yılındaki beşinci büyük kalkışmanın kök nedenlerini net bir nedensellik ilişkisiyle açıklar: “Kötü yönetim yoksulluk ve sefaleti, yoksulluk ve sefalet memnuniyetsizliği, memnuniyetsizlik de isyanları doğurmuştur.”
Layiha, isyanların arkasındaki nedenleri dört ana başlıkta somutlaştırmaktadır:
a- Mali Zulüm ve Tahsilat Yöntemleri: İsyanların en doğrudan kıvılcımı, devlet vergilerinin alınış şeklindeki yolsuzluklardır. Vergilerin köylere adilce tarh edilmesi yerine, kabile birlikleri adına toptan kaydedilmesi, yerel şeyhlere halkı istedikleri gibi soyma fırsatı vermiştir. Öşür ve hayvan vergileri hiçbir keşif, tahmin veya sayım yapılmaksızın gıyaben kabilelerin zimmetine yazılmıştır. Koyunu dahi olmayan yoksul köylerden zorla ağnam resmi tahsil edilmiştir.
b- Askeri Baskı ve “Rehine” Sistemi: Borcunu derhal ödeyemeyen halk, ödeme süresi talep ettiğinde, kabile şeyhlerinin küçük erkek çocukları hükümet tarafından “rehine” adı altında zorla alınarak kaza veya liva hapishanelerine atılmıştır. Hiçbir yasal ve hukuki gerekçeye dayanmayan bu keyfi tutuklamalar ve hapishanelerdeki eziyetler, kabileler içinde derin bir devlete güvensizlik ve intikam duygusu yaratmıştır.
c- Irza ve Namusa Tecavüzler: Memurların ve tahsilat birliklerinin yerel gelenekleri aşağılayan, halkın onuruna dokunan davranışları toplumsal patlamaları tetiklemiştir. Asir bölgesinde vergi toplama bahanesiyle bir şehidin evine giren mülki/askeri görevlilerin, şehidin genç kızına zorla tecavüz etmesi gibi vakalar, kabileler arasında kan davası ve ebedi bir düşmanlık doğurmuştur.
d- İdari Vurdumduymazlık ve İtibar Kaybı: Hükümet, vergi toplarken gösterdiği askeri şiddeti, halkı koruma noktasında sergileyememiştir. Büyük kıtlık dönemlerinde evlatlarını açlıktan kayalardan aşağı atan veya çocuklarını kesip yemek zorunda kalan çaresiz Yemen halkına, Babıali hiçbir insani yardım ulaştırmamıştır. Halk, İmam Yahya’nın baskı ve saldırılarına maruz kaldığında arkasında devlet gücünü bulamamış, canını korumak için mecburen İmam’ın safına geçmiştir.
3. Yemen’in sosyolojik yapısı: Kabileler, şeyhler ve mezhepler
Nureddin Bey’in raporu, Yemen’in sosyolojik katmanlarını analiz ederken modern sosyolojiye yaklaşan tespitlerde bulunur. Yazar, bedevi (göçebe) hayatı yaşayan halk kitlesinin psikolojisini şu sözlerle ortaya koyar: “Hal-i bedeviyette yaşayan bir ahali hiçbir vakitte kendi başlarına hareket edemezler, daima kendilerini idare edecek bir kuvvete tabidirler.” Fakirlik, sefalet ve çaresizlik içinde yaşayan bu kitlelerin zihinleri, mülki amirlerin zulümleri karşısında çaresiz kalıp bir de mezhebi hayallerle doldurulunca, kendilerini mutlak olarak kabile şeyhlerinin telkinlerine mahkûm hissetmektedirler.
Layihada yerel kabile şeyhlerinin toplum üzerindeki tahakküm mekanizmaları detaylıca çözümlenmiştir. Şeyhler, kendi hükmetme arzularını sürdürebilmek için kabile halkının devlet memurlarıyla temas kurmasını var güçleriyle engellemektedirler. Memurları halka daima “zalim ve zorba” olarak tanıtırken, hükümete karşı da halkın “cahil, dikbaşlı ve vahşi” olduğunu ileri sürerek bölgeye askeri müdahale davet etmektedirler. Askeri gücün gölgesinde halkı darp ettirip kendi güçlerini pekiştirmekte, topladıkları vergilerin aslan payını zimmetlerine geçirip devlete cüz’i bir miktar bırakmaktadırlar.
Nureddin Bey, Yemen şeyhlerini devlete bağlılıkları ve sosyolojik eğilimlerine göre beş ana kategoriye ayırmaktadır:
Birinci Grup sadıklar: İsyan ve fetret dönemlerinde devlete olan sadakatleri fiilen kanıtlanmış olanlar Bunlar kesinlikle ödüllendirilmelidir.
İkinci Grup nötrler: Hükümete aktif bir yardımda bulunmamakla birlikte, genel isyan ve ayaklanmalara da karışmayan sakin gruplar.
Üçüncü Grup mağdurlar: Aslında başlangıçta devlete sadık iken, alt kademedeki mülki memurların kötü muamele ve zulümlerine uğradıkları için zorlayıcı sebeplerle isyana katılanlar.
Dördüncü Grup baskı altındakiler: Çocukları İmam Yahya tarafından rehine olarak kaçırıldığı için, can korkusuyla ve ellerinde olmayarak isyancılara tabi olanlar. Nureddin Bey, bu ilk dört grubun mazeretli sayılmasını, kendilerine adalet ve şefkatle yaklaşılmasını önerir.
Beşinci Grup asiler: Öteden beri dik başlılığı, bozgunculuğu ve devlete isyanı bir yaşam biçimi haline getiren köklü kabileler. Bunlara karşı devletin şiddet ve satveti gösterilmeli, Divan-ı Harp kararlarıyla yerinde cezalandırılmalı veya aileleriyle birlikte başka vilayetlere sürgün edilerek ibret vesilesi yapılmalıdırlar.
Mezhepsel düzlemde ise layiha, Babıali’nin geleneksel argümanı olan “Zeydiler mezhepleri gereği bize düşmandır” tezini boşa çıkarır. Eğer sorun sadece mezhepsel olsaydı, Şâfi ve Hanefî mezhebine mensup olan Taizz, Hudeyde ve Asir halkının da devlete karşı büyük bir memnuniyetsizlik ve öfke içinde bulunmaması gerekirdi. Sorun mezhepsel değil, tamamen idaridir.
4. Osmanlı Merkezi hükümeti ile olan ilişkiler ve eleştiriler
Layiha, Osmanlı merkezi hükümetinin Yemen politikasını tam bir “yıkım ve basiretsizlik” tarihi olarak niteler. Nureddin Bey, komşu sömürge yönetimleriyle İngilizlerin Aden ve Sudan’ı, Fransızların Cibuti’yi, İtalyanların Masavva’yı yönetişiyle, Osmanlı idaresini karşılaştırarak çarpıcı bir özeleştiri sunar. Yabancı devletler din ve ırk olarak tamamen yabancı oldukları Müslüman Yemenlileri kendi polis ve jandarma teşkilatlarında istihdam edebilirken, Osmanlı Devleti dindaşı olan bu halkı kendine düşman etmiştir.
Merkezi hükümete yönelik eleştiriler şu eksenlerde yoğunlaşmaktadır:
Süngü Siyasetinin İflası:
Osmanlı, kırk yıldır Yemen’de sadece silah ve süngü gücüyle nizam kurmaya çalışmıştır. Bu süreçte 300 binden fazla Anadolu evladı, redif askeri ve kıymetli subay kadrosu Yemen dağlarında telef edilmiştir. Hükümet, “Denenmişi yeniden deneyen ancak pişmanlık elde eder” düsturunu görmezden gelerek askeri seçeneği tek çare görmüştür.
Aşırı Merkeziyetçilik: Ayan Meclisi Başkanı Said Paşa’nın hatıratına atıfta bulunularak, Yemen gibi imparatorluk merkezine uzak ve kendine has toplumsal dinamikleri olan bir coğrafyanın katı bir merkeziyetçilikle yönetilmeye çalışılmasının en büyük hata olduğu vurgulanır. Yargı ve iç idare işlerini yerel unsurlara devreden bir özerk yönetim usulünün kurulmayışı eleştirilir.
Kâğıt Üstünde Kalan Reformlar: Babıali’de kurulan komisyonların ve valilerin hazırladığı ıslahat layihalarının hiçbir zaman eyleme dökülmediği, kararların padişah iradelerine bağlanmasına rağmen bürokrasi çarklarında unutturularak işlerin hep “pamuk ipliğine” bağlandığı ifade edilir.
5. Nureddin Bey’in Çözüm ve Islahat Projeleri
Nureddin Bey, Fuad Paşa’nın tarihi “ıslahat paraya, para ıslahata mütevakkıftır” sözünü raporunun ana ekseni yapar. Devletin askeri operasyonlara harcadığı milyonlarca lirayı acilen iktisadi ve sosyal kalkınmaya aktarmasını önerir. Somut ıslahat programı şu radikal maddelerden oluşmaktadır:
A- Askeri ve Güvenlik Reformu (Yerel Ordu ve Sahil Güvenliği)
Yemenli Gönüllü Taburları: Anadolu’dan Yemen’e asker sevk etmenin lojistik masrafları ve iklim uyumsuzluğundan doğan can kayıpları muazzam boyuttadır. Bunun yerine, doğuştan asker olan yerli Yemenlilerden on bin kişilik gönüllü taburlar kurulmalıdır. Aylık ikişer yüz kuruş maaşla istihdam edilecek bu yerli askerler, hem devlet için büyük bir mali tasarruf sağlayacak hem de İmam’ın insan kaynağını elinden alarak ona karşı muhalif bir güç oluşturacaktır.
Deniz Enzibatı ve Gambot/İstimbot Sistemi: 700 mili aşan vilayet sahillerinden içeri sokulan kaçak Avrupa silahlarını engellemek için sadece açık denizde gezen gambotlar yetersizdir. Kıyıların tam kontrolü için 10-12 hızlı gambotun yanı sıra, sığ sularda devriye gezecek 20 motorlu istimbot ve 100 adet makineli tüfekli (mitralyözlü) zanbof (nakliye kayığı) tedarik edilmeli, sahilde korunaklı gözetleme kuleleri inşa edilmelidir.
Şeyhlerin Entegrasyonu: Gümrük kontrolü altına alınacak resmi olmayan limanların gelirlerini kaybedecek olan yerel şeyhlere, mağdur olmamaları için eski kazançlarının üzerinde maaşlar bağlanmalı, kendilerine “fahri gümrük müdürü” veya “jandarma yüzbaşılığı” gibi unvanlar verilerek sisteme dahil edilmelidirler.
B- İdari Teşkilat ve Memur Reformu
Üç Vilayete Bölünme: Yemen kıtası tek bir merkezden yönetilemeyecek kadar büyüktür. Vilayet; San’a, Taazz ve Asir olmak üzere üç bağımsız valiliğe/eyalete bölünmeli; Zümâr, Haccî, Zebîd, Ebu Arîş gibi büyük kazalar sancağa (livaya) dönüştürülmelidir.
Mülki Amirlerin Özlük Hakları ve Yıpranma Payı: Memurların dürüst, dindar ve mutlaka yerel dile (Arapçaya) hakim kişilerden seçilmesi için Mekteb-i Mülkiye mezunlarına cazip imkanlar sunulmalıdır. Yemen’e giden kaymakamlara 3000 kuruş gibi yüksek bir başlangıç maaşı verilmeli, 5 yılın sonunda maaşları 4000 kuruşa çıkarılarak mutasarrıflığa yükseltilmelidirler. Yemen’deki hizmetin kıdem hesaplamasında yıpranma payı uygulanmalı; normal bölgelerde 1 yıla 1,5 yıl, havası çok ağır olan Hudeyde gibi yerlerde ise 1 yıla 2 yıl kıdem sayılmalıdır. Burada 6 yılını dolduran amir, İstanbul’a döndüğünde ömür boyu 2000 kuruş mazuliyet maaşı alma hakkına sahip olmalıdır.
A- Adli Hukuki Reform
Mezhep ve Toplum Uyumlu Yargı: Halkın ve ulemanın “adliye”, “nizam mahkemesi” gibi modern seküler hukuki terimlere henüz alışamadığı gerçeği görülmelidir. Bu nedenle hukuk davaları tamamen, halkın güvendiği şeriat hâkimleri (kadılar) tarafından şer’i usullere göre çözülmelidir. Ceza davalarında ise Osmanlı Ceza Kanunu esas alınmalı ancak bölge şartlarına göre esnetilmelidir.
Adli Merkezileşmenin Hafifletilmesi: Dava dosyalarının temyizi için her seferinde İstanbul’a başvurma mecburiyeti halkı mahkeme kapılarında süründürmektedir. On bin kuruşa kadar olan davaların temyiz incelemesi doğrudan Yemen’de kurulacak olan “Vilayet ve Merkez Mahkemesi” bünyesindeki müfettiş-i hukkâm (mahkemeler müfettişi) tarafından karara bağlanmalı; sadece kısas davaları ile on bin kuruşu aşan büyük davalar İstanbul’daki Bab-ı Fetva’ya gönderilmelidir.
D. Mali ve İktisadi Reform, Aşamalı Vergi Planı
Maktu Vergi ve Muhtarlık Sistemi: Kabile şeyhlerinin aracı olduğu adaletsiz vergi toplama usulü tamamen lağvedilmelidir. Her köyün vergisi sabit bir miktara (maktu vergi) bağlanmalıdır. Köylere halkın kendi seçimiyle “akıl başında” muhtarlar tayin edilmeli ve tahsilat yetkisi şeyhlerden alınarak doğrudan bu muhtarlara verilmelidir.
Siyasi-Mali Memur Konsepti (Aşamalı Temas Planı): Mali reformların halkı ürkütmeden uygulanması için tedrici bir hareket planı önerilir. 100 köyü olan bir kazanın merkezine yakın 10 köy pilot bölge seçilir. Buraya 1500 kuruş maaşla atanan nitelikli bir maliye memuru, her ay her köyde mutlaka iki gün konaklar. Görevi sadece vergi makbuzlarını denetlemek değil; halka koçanların korunuşunu öğretmek, köy ileri gelenleri dışında kimseye haksız para verilmemesini tembihlemek ve halka devletin şefkatini anlatan konferanslar vermektir. Bu memur, görünüşte mali ama özünde halkı devlete ısındıran siyahi/siyasi bir halkla ilişkiler ajanı gibi çalışacaktır. Başarılı olundukça her yıl sonraki 10 köye geçilerek 8 yıl içinde tüm vilayet vergi sistemi ve halkın psikolojisi ıslah edilmiş olacaktır.
E. Bayındırlık ve Tarım Hamlesi (Altyapı ve Sulama)
Ulaşım Şebekesi: Ticaretin ve askeri intikalin sağlanması için San’a – Hudeyde demiryolu hattına ek olarak, 250 bin lira bütçeyle Ebha ile El-Vesîm arasında yeni bir demiryolu hattı uzatılmalıdır. Ayrıca Ebu Arîş-Sa’de, Sa’de-Ebha, Muha-Taazz ve Taazz-San’a arasında toplam 800 kilometrelik bir şose yol ağı kurulmalıdır. Yemen’de iş gücünün ucuz, taşın ise bol olması sayesinde bu devasa kara yolu projesi 320 bin lira gibi makul bir masrafla 5 yılda tamamlanabilir.
Tarihi Me’rib Barajı Modeli ve Tarımsal İhya: Yemen dağlarına yağan bol yağmurların sel olup denize boşa akmasını ya da kumsallarda kaybolmasını önlemek hayati bir konudur. Tarihteki ünlü Himyeri eseri Me’rib Barajı örnek alınarak vadilerin bittiği noktalarda büyük bentler ve sedler inşa edilmelidir. Yağmur suları bu barajlarda biriktirilerek Tihame Ovası’na kanallarla verilmeli ve artezyen kuyuları açılmalıdır. Bu sulama altyapısı sayesinde Tihame topraklarından yılda beş kez ürün almak mümkündür. Devlet halka ücretsiz pamuk, tütün tohumu ve meyve fidanı dağıtmalı, aşılamayı öğretecek uzman bahçıvanlar göndermelidir. Bu tarımsal ihya, dağlarda eşkıyalık ve haydutluk yapan binlerce evsiz bedevinin toprağa bağlanarak yerleşik hayata geçmesini ve asayişin kendiliğinden tesis edilmesini sağlayacaktır.
Maden Arama Çalışmaları: Korgeneral Atıf Paşa’nın Yemen Tarihi’nde bahsettiği maden yataklarının incelenmesi için bölgeye acilen maden mühendisleri gönderilmeli ve ülkenin yüksek çıkarları adına yeraltı kaynakları ekonomiye kazandırılmalıdır.
Mebus Nureddin Bey, layihasını hatime bölümüyle bitirir. Hatime bölümünde, Yemen için yapılacak ıslahatların bilançosunu net bir şekilde ortaya koyar.
Kaynak Layiha: Siverek Mebusu Nureddin Bey, Yemen Layihası, İstanbul, Matbaa-i Amire, 1327













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *