Kusur, karşı tarafa yakıştırıldıkça makbul olur. Kimse kendine yakıştırarak kusura bir elbise giydirmeye kalkışmaz. Kusursuz dünyamızın etrafı kusurluların haddiyle çevrilidir. Başka türlü kendimizi korumaya alamayız çünkü. Dünya yansa, kusursuz dilimizle cengaverliğimiz cevahir, kurtuluş aynamızda zevahir. Dünya yanar kül olur, küllerinden kusursuz elbisemiz yontulur. Kusurlu yollarda yürümeye alıştırmalıyım kendimi. Pürüzsüz yolların ayaklarıma kandırdığı kusursuzluğun beni nasıl
Kusur, karşı tarafa yakıştırıldıkça makbul olur. Kimse kendine yakıştırarak kusura bir elbise giydirmeye kalkışmaz. Kusursuz dünyamızın etrafı kusurluların haddiyle çevrilidir. Başka türlü kendimizi korumaya alamayız çünkü. Dünya yansa, kusursuz dilimizle cengaverliğimiz cevahir, kurtuluş aynamızda zevahir. Dünya yanar kül olur, küllerinden kusursuz elbisemiz yontulur.

Kusurlu yollarda yürümeye alıştırmalıyım kendimi. Pürüzsüz yolların ayaklarıma kandırdığı kusursuzluğun beni nasıl şımarttığını bu kusurlu yollarda yürüyerek anlıyorum. Şehrimin yollarının kusursuzluğundan şikayetçi değilim yine de. Bu nasıl bir çelişkidir. İtiraf ederken bile rahatsız olmuyorum. Neden peki? Şehrimin uzağında ve şehrimin yükseğinde kalan bu kusurlu yollarda yürürken de rahatsız olmuyorum. Peki neden? Karşı tarafa yakıştırılan kusurun ve kendi tarafıma yakıştırdığım kusursuzluğun aklımı nasıl iğdiş ettiğini yine karşı tarafa yakıştırdığım kusur ile anlayabiliyorum.
Derdimin yeganesi bu değil, dilimi yormaklığımın bununla ilgisi yok aslında. Nasıl oldu da kusura bel bağlayarak yola revan oldum bilmiyorum. Dert sahibi, derdinin derdinden habersizdir. Bazen gösterir kendini, bunun da çoğu zaman aldatıcı olduğunu kabullenmek istemez. Yine de kusursuzluğuma göz kırparak diyorum ki derdimin asıl bahanesi bu değildi. Fakat bununla temellenmesi de boşa değildi.
Derdimiz ne olursa olsun, bu derde düşmekliğimizin sebeplerini kusursuzluğumuzu haklı çıkarmaya çalışarak dile getiririz. Bunu öylesine ustalıkla yaparız ki derdimizi dinleyen bundan büyülenerek tüm kusurları kucaklamaya kalkar. Narkissos’un pınarı yalnız mı kalsın? Yüzeyine değsin yansımamız. Yansımamız değsin gözlerimize…

Kusurlu yollardan yürüyerek insan gözünün ırağına süslenen dağ çiçeklerini aramayı şiar edindim kendime. Çamurlu yolların kirlettiği paçalarımı hor görmez onlar. Hakir değilim onların huzurunda. Onların huzurunda derdimi dile getirirken derdime kusursuzluğu bulaştırmamayı öğreniyorum. Öğrendikçe, yanan dünyanın kendi dünyam olduğunu görüyorum. Kusursuzluk mabedinin selahiyeti için kimin dünyası yanarsa yansın. Şuuruma inen perdeden görebildiğim mi var.
Kusurluyuz hepimiz. Kusursuzluk iddiamızda kusurluyuz. Kusuru karşı tarafa makbul eylemekle kusurluyuz. Susmayı unutmaklığımızla kusurluyuz. Şehrimize kusursuz yollar inşa edenlere müsade etmekliğimizle kusurluyuz. Dinlemeyi bilen bir hasletimiz vardı. Yargılamadan, sorgulamadan, ötekileştirmeden sadece dinleyip, dert sahibi olanın derdini dile getirirken ona kendi kusurlarını kendisinin bulmasına olanak sağlamadığımız için kusurluyuz. Kendi dünyamızda yaşadığımız buhranları kendimize büyük görmekle kusurluyuz. Kendi dünyamızdaki buhranımızı kusursuzlaştırarak başka dünyaların buhranını hafife almakla kusurluyuz.
Tüm bunları açıkça söylemek işimize yarar bir şey midir? İşimize yarasın diye mi konuşuruz? En hasbi duygularımızda bile bu kusur gösterir kendini. Kimin işine yarasın diye konuşuyoruz ki? İşe yarar şeyler konuşmamız gerektiği düşüncesi hangi kıstaslara göredir. Kimsenin işine yaramayacağını bile bile konuşmak işten midir? Ben, bir işe yaramayacağını bile bile bu çenemi neden yoruyorum ki? Bir gün işe yarar diye mi? Evet, zihnimin en ücralarında beslediğim bu duyguyu itiraf etmem işe yarar mı?
Adem olmamın bana verdiği kusurluğumla, kalplerde olanın yaratıcı katında aşikar olduğunun bilinciyle yine de, yılmadan usanmadan, işe yarayıp yaramayacağını umursamadan bu kusurlu yollarda yürüyüp dağ çiçeklerinin izini sürmeyi kendime şiar edinip o çiçeklerden kimsenin öldüremeyeceği bir şiirin sahibi olmak istiyorum. Etrafımızın kusursuzlar dünyasıyla çevrili olduğu bu dünyada olur şey midir bu? Olmasa da olur. Kalpte olanı, bu kalbe ruh verenin bilmesi kâfidir. Kusurlu gözlerime sürdüğüm sünnet budur.

verilmiş bir söz var tespihlenecek bu zikir
cümlem kesir kelimem kusur harflerim pür taksir
zehabından şahsiyet tasvirleyenden aman uzak dur
diyen bir öğüt ninem olmadı kulağımı büksün
bozulsa da tüm ezberler unutulan müsveddeler
kar tanesi gibi mürekkep olur imdadıma yetişirler
aydınlanır heceler yeter ki dilinden esirgeme
Allah’tan korkandan korkulmaz yeter ki şaşırma
kayıp tespih tanesi aradığın bir gün illaki gelir
verilen söze düğümlenir yeter ki çözülme













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *