Edebiyatın Mutfağı

Edebiyatın Mutfağı

Bu yolculukta yorulsa da değer yorgunluğuna, hayat aldıklarının yerine yemyeşil bahçeler çıkarır yollarımıza,  ruhumuzun en derin acılarını çıkarır, tutsak olan kafeslerinden gökyüzüne uğurlar…

Hanife Yalçın

Bugün Edebiyatın mutfağına girelim. Ortaya güzel bir hikâye çıkaralım. Bu bizim mutfağımız,  iyi ya da kötü bir şey çıkması, bir ölçüsü olmasına gerek yok, bütün kaygılarımızdan uzak sadece duygularımızı ortaya koyalım.  Bu bizim mutfağımız, bizim malzemelerimiz, özgürüz,  içimizden gelen her şeyi ortaya dökelim. Bu yemekler çeşit çeşit olsun, baharatlı, acı, ekşi, tatlı,  hayat gibi. Ben bu mutfağa girdiğimden beri daha huzurluyum. Zor oluyor kendimle konuştukça anlatamamak, anlatamamak değil de anlaşılmamak, duygudaşlığı paylaşmayan bir toplumda çıkar ilişkilerinin had safhaya çıkan günümüzde ince düşünceli insanlar nasıl anlatsın kendini? Nasıl var olsun bu kargaşada?

Yaşamak için topluma uymak zorundayız.  Hepimizin kimlikleri var, örneğin, bir öğrenci ders çalışmak zorunda. Bir işçi işe gitmek zorunda, insanlar bir şekilde temel ihtiyaçlarını karşılamak, sorumluluklarını yerine getirmek zorunda. Bu durum bunu başarabilen her insan için büyük bir erdemdir. Bu zorlu yolculukta bizi ayakta tutan sevgi ve saygıdır. Maalesef egolarının kurbanı olmuş, insanlara sırf konum olarak daha iyi bir yerde diye maşa gözüyle bakan, üstelik dini alet eden insan gibi yaratıklar var ortalıkta. Şahit olmuyor muyuz? Her gün bu insanlara, kendi çocuklarını pamuklara sarıp en iyi yerlerde okutanlar, sırf hayata erken başlayıp çalışmak zorunda olan kendi çocukları yaşındaki işçilerini acımasızca ezmiyor mu? Ya da babası yaşındaki emekli olmuş ama mecburen çalışanları çocuk azarlar gibi azarlamıyorlar mı? Hiç birimiz eşit şartlarda dünyaya gelmedik  ve kimseye zalimce davranmaya hakkımız yok. Tabi ki herkes bu grupta değil, çok daha adaletli iyi insanlar var, sadece biz yolumuzdaki yabani otlardan kendimize zarar vermeden uzaklaşacağız. Çok değerli bir hocam, geçen gün William  Shakespeare’in şu sözünü  okumuştu: “Dünya büyük bir tiyatro sahnesi gibidir. Herkes rolünü oynar ve rolü bitince de bu sahneyi terk eder.”.  Önemli olan kendi içimizdeki benliğimizi keşfederek, daha iyi, daha doğru ve sevgi içinde yaşamayı başarmak. Meslekler, konumlar ve maddi gücümüz insanlığımızı belirlemiyor. Edebiyat tam da burada ortaya çıkıyor, yaşamın ta kendisi, konusu hayat, insan, doğa. Bu zorlu yolculukta en iyi yoldaşın, binlerce insanla aynı duyguyu, düşünceyi, yalnızlığı ve sevinci yaşayanların ortak dilinin kitap olduğunu herkes bilir.  Kitap sevmeyen insan olur mu? Eğer sevmiyorsa kitap dünyasıyla tanışmamıştır henüz. Edebiyatın mutfağına girmekten korkmayalım derim ben.

Hayatta acı ve tatlı deneyimlerle yol alırken, düşünenler daha iyi anlar susmanın konuşmaktan daha değerli olduğunu, anlamayanlara anlatmanın faydasız olduğunu ve en önemlisi var olduğunu kendisinden başka kimseye ispat etmesine gerek olmadığını anlar. Bu yolculukta yorulsa da değer yorgunluğuna, hayat aldıklarının yerine yemyeşil bahçeler çıkarır yollarımıza,  ruhumuzun en derin acılarını çıkarır, tutsak olan kafeslerinden gökyüzüne uğurlar…

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *