Yeni Model Devrimler

Mısır’da, Tunus’ta, Yemen’de olan biteni; Ürdün’de, Suriye’de ve Suudi Arabistan’da olup bitmesinden egemenlerin korktukları şeyi anlamak için Türkiye’yi okumak yeterlidir. Türkiye’de yaşanan toplumsal ve siyasal değişime kör olanların, Mısır, Tunus ve diğer İslamî coğrafyadaki değişim sancılarına şaşı olmaları doğaldır.

YENİ MODEL DEVRİMLER

Mehmed Durmuş

Tunus’ta bir ‘devrim’ yaşandı; adına ‘yasemin’ diyorlar. Ama henüz süreç bitmedi. Bunlar yeni model devrimler. Sürecin nasıl bir sonla biteceği aşağı yukarı belliyse de, yine de kesin bir kestirimde bulunmak zor.

Mısır çalkalanıyor. Otuz yıllık bir Firavun rejimi devriliyor. Mısır halkı sokakta, Tahrir meydanı Mısır’da yaşananların şimdiden sembolü oldu bile.

Mısır’da yaşananları elbette küçümsememek lazım. Mısır halkının, kendisini otuz yıldır demir yumrukla yönetmiş, İsrail-ABD kuklası bir İslam düşmanına karşı sesini yükseltmesini çok göremeyiz. Mısır’da yaşananlarda batı ülkelerinin ve ABD’nin rolü asla görmezden gelinemez ama olayları tamamen ABD yapımı olarak algılamak da bir algı bozukluğuna delalet eder.

Şu var ki, Mısır’da yaşanan şey bir İslam devrimi değildir. Bir diktatör devrilmekte, bir devir sona ermektedir. Bu, ilelebet devam etmesi mümkün olmayan bir devirdi. Mısır da dünyanın geri kalanı gibi değişime, modernleşmeye ‘ihtiyaç’ duymaktadır.

Mısır’da, Tunus’ta, Yemen’de olan biteni; Ürdün’de, Suriye’de ve Suudi Arabistan’da olup bitmesinden egemenlerin korktukları şeyi anlamak için Türkiye’yi okumak yeterlidir. Türkiye’de yaşanan toplumsal ve siyasal değişime kör olanların, Mısır, Tunus ve diğer İslamî coğrafyadaki değişim sancılarına şaşı olmaları doğaldır.

İsrail işbirlikçisi Hüsnü Mübarek yönetimi devrilmek üzeredir. Haklı olarak otuz yıllık diktatörün devrilmesi Mısır halkına büyük heyecan vermektedir. Çünkü bu rejim, bütün benzeri diktatörlüklerde olduğu gibi, halkını hep ezdi, küçümsedi, namuslarına küfretti, bütün kutsallarını aşağıladı. “Sizin tanrınız benim ama bunu unuttunuz!” dedi. Tam anlamıyla bir domuzlar diktatoryası ile idare etti. Onun içindir ki bu sevinci halka çok görmemek lazım.

Fakat hiç değilse hariçten Mısır’ı değerlendirenlerin daha gerçekçi yorumlar yapması beklenir. Şu an görünen kısmı itibariyle Hüsnü Mübarek’in devrilmesinden sonra Mısır’da bir şeriat yönetimi beklemek -maalesef- mümkün değildir. Bunun yerine, batıyla uzlaşan, demokrasiyi yücelten ılımlı bir rejim gelecektir. Daha doğrusu istenilen budur. Bunun önüne geçecek, demokrasi yerine behemehâl İslam’ı önerecek bir toplumsal güç şu anda -ne yazık ki- mevcut değildir. İhvan-ı Müslimîn’in basına yansıyan mesajları, AKP’nin örnek alındığı şeklindedir. Raşid Gannuşî de daha Tunus’a gelmezden önce, kendisinin Humeyni olmadığını, Humeyni’nin fikirlerini de benimsemediğini söyleme ihtiyacı duyuyordu.

Kısacası Mısır’da ve diğer İslami ülkelerde yeni AKP’ler zuhur etmek üzeredir.

Mısır’da, Tunus’ta ve diğer Müslüman coğrafyada Müslümanların kendi asıllarına dönmelerini, toplumsal ve siyasal olarak kendilerine ait bir düzen kurmalarını hangi Müslüman istemez? Biz Müslümanlar sadece Mısır’ın değil, bütün yeryüzünün İslam’la yönetilmesini arzu ederiz. Ama arzu etmekle fiili durum ayrı şeylerdir.

Halkı Müslüman ülkelerin İslam’la yönetilmemeleri için dâhili ve harici (küresel) bir yığın siyasal oyun tezgâhlanmış durumdadır. Müslümanların kafalarına birkaç kat çuval geçirilmiştir. Bu çuvallar teker teker çıkartılmadan Müslümanların doğru bir siyasal perspektife sahip olmaları hayaldir. Bu, genel itibariyle, Din’i doğru anlayamamaktan kaynaklanan zindanlardan oluşan çuvallardır. Halkların İslam anlayışları, amentüleri, kısacası referansları çokça değişmiş, eksenleri kaymış bulunmaktadır. İslam ümmeti, gerçek bir Kur’an’a dönüş hareketi yaşamadan, kafasındaki çuvalların farkına bile varamayacaktır.

Dünya siyasetine yön verme gücü olan bütün merciler, halkı Müslüman diye tanımlanan ülkelerde şeriat isteyenlerin yerine, batıyla uzlaşabilen, demokrasiyle İslam arasında bir problem görmeyen, ‘Müslüman-demokrat’ kalıbına girmeye elverişli kadroların işbaşına gelmelerini arzu etmektedirler. Türkiye bu siyasetin öncü kuvvetidir. Türkiye’nin model ortaklığı, ürününü vermiş görünmektedir. Bu işte tek rahatsız sınıf, zikri geçen ülkelerin yönetici aileleridir. Onlar, bulundukları yüksek rakımlı tepeleri böyle terk etmek istemezlerdi. Kılıçlarının iki tarafının da kesmeye devam etmesini ne kadar arzu ederlerdi. Ama artık kılıçlarının ucu kendilerine doğru dönmüş vaziyettedir. Kullanım süreleri çoktan dolmuş durumdadır.

Mısır’ın, İhvan-ı Müslimîn gibi örgütler eliyle sekülerleştirileceğini söyleyenler -ne yazık ki- doğruyu ifade etmektedirler. Buna hayıflanmak, mümince bir endişenin göstergesidir ama bir gerçektir. İhvan’ın bizdeki benzerleri de bu ülkenin insanlarını göz göre göre sekülerleştirmiyorlar mı? Müslüman ismini taşıyan bütün bir toplumu bütün dünyanın gözü önünde mankurtlaştırmıyorlar mı? Müslüman-demokrat bir kadronun yetişmişliğini, merd-i kıptî şecaatiyle reklam etmiyorlar mı?

Bunları açıkça konuşmak bizi rahatsız etmemeli. Zira aksi durumda ileriki günlerde canımız daha çok sıkılabilir.

Müslüman beldelerdeki monarkların zulmünden kurtulurken, demokratik ve liberal zulümlerin kucağına doğru savrulmak Müslümanlara sevimli gelmemeli. Yüzde yüz İslami olandan başka siyasal çözümler Müslümanları uzunca sevindirmemeli.

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *