“Müjde” diye yutturulanlar

“Müjde” diye yutturulanlar

Gariptir, iktidarı eleştirenleri eleştirenler de yine İslami duyarlılığı ön planda olan kesimlerdir..

Hükümetten!..

Başbakandan!..

Bakanından müjde!..

Şeklinde devrin iktidarının, güya halkın lehine yaptığı bir takım şeyler için yazılı ve görsel medyada sık sık karşılaştığımız haber spotları bunlar..

 

Başımızda demokratik teamüller gereği iktidara gelen bir hükümet..

Fakir fukara, garip guraba dostu olduğunu söyleyen bir Başbakan ve onun emrinde görev yapan Bakanlar, milletvekilleri ve atadıkları bürokratlar var..

28-12-2010 itibariyle, bu hükümetin grup toplantısında dile getirdiği ve içinde yine “üç müjde”den bahseden bir habere şahit olduk..

Birincisi, 1 Ocak 2011 tarihinden itibaren Ziraat Bankası’nın tarımsal kredi faiz oranının yüzde 13’den yüzde 10’a çekilmesi; ikincisi, ailelere yapılan eğitim yardımının da yüzde 22-50 arası artırılması; üçüncüsü de öğrenci ve burs kredilerinin yüzde 20 oranında artırılması..

 

Bu üç gelişmeyi “müjde” tanımlamasıyla partisinin son grup toplantısında kamuoyuna deklare eden de Sayın Başbakan..

Malum, yeni bir yıla giriliyor..

Asgari ücretliye, işçi, memur ve emekliye yapılacak maaş zamları da haliyle müjde kapsamında..

 

Peki, bu hükümetin, iktidardakilerin dile getirdiklerinde gerçekte “müjde” diye bir şey var mıdır?

Bana göre yok!

Kaldı ki iktidar/erk kavramının tabiatına uymaz müjdenin asli karşılığı..

 

Neredeyse haftada bir yapılan akaryakıt zamlarının..

Yeni yıl ayaklarına vergi ve cezalarda yapılan artışların..

Altın ve dövizdeki atraksiyonların sebep olduğu tahribatın yanında bahsi geçen ve müjde diye yutturulmaya çalışılan olayların esamisi mi okunur?

Akaryakıt, altın ve dövizdeki kontrolsüz yükselişin, tüketim maddelerinin üretim maliyetlerine olumsuz etki yaptığını, mazotu daha ucuza satın alabilse de çiftçilerin aracıların elinde oyuncak olduğunu, faiz oranı düşürülse de borçlarını geri ödeyemediklerini ve bu sebeplerle bankaların haciz işlemleriyle karşı karşıya olduklarını hükümet yetkililerinin bilmiyor olması düşünülebilir bir şey midir?

Keza öğrenci, işçi, memur, emekli ve asgari ücretli vs.nin maaşına yapılan aylık yirmi-otuz liralık bir artışın karşılığında, dolaylı ve dolaysız vergilere yani tüketim maddelerine yapılan zamların birkaç misliyle geri alındığını da!

Hep yüzde olarak verilenler söyleniyor, sihirbazların, hipnozcuların bir yöntemi de budur zaten yani dikkati başka şeylere çekmek, istedikleri yere baktırmak!

Peki, verdiklerinden çok çok fazlasını da geriye aldıklarını niye “müjde” diye vermiyorlar acep?

 

Öyle ya ne bekliyorduk ki?

İkide bir söylenen şey, “Biz geçmiş iktidarların aksine, işçi ve memurumuzu, emeklimizi ve diğer kesimleri enflasyon karşısında ezdirmedik!” olduğuna göre; yani sui misalleri emsal alarak yola çıkıldığı apaçık ortadayken, malum kesimlerin yaşam kalitesinin artacağını beklemek, fakir fukaranın gerçekten azalacağını sanmak safdillikten başka nedir ki?

 

Sekiz yıldır iktidarda olan ve aksi bir durum olmazsa şayet, gelecek seçimlerden sonra da iktidarda kalacağı kesin gibi görünen AKP’nin, biteviye işçi, memur, köylü, çiftçi, fakir fukara edebiyatı yapmasına rağmen palyatif atraksiyonlarla kendisine oy verenleri oyalaması yani “müjde” gibi kavramlarla ve reel anlamda ekonomik karşılığı olmayan rakamlarla bir nevi illüzyon gösterisinde bulunması aslında kabul edilebilir bir durum değildir.

Ki insanımızın birçoğunun bu gözbağcılığa iyi niyet çerçevesince sesini çıkarmaması da iktidar mensuplarının eskiden beri İslamcı bilinmelerinden dolayıdır..

Ve bu sebeple de hala geleceğe umutla bakmaktadırlar..

 

Ne yazık ki bizim içimizi acıtan da budur..

Çünkü tabi olunduğu, inanıldığı söylenen İslam, iktidardakilerin Karun gibi yaşamalarına şiddetle karşı çıkmakta ve çalışanın, üretenin, mağdur ve mazlumların derhal hakkının verilmesini istemektedir..

Tabii ki ezilenlerin hakları için mücadele etmesini de..

Ve asıl fedakarlık yapması, bedel ödemesi gereken de halk değil, iktidardakilerdir..

Mademki oraya talip olmuşlardır, mademki Müslüman vicdanına sahip olduklarını söylüyorlar, öyleyse gereğini yapmalıdırlar ..

İdeolojilerini , yönetim biçim ve algılarını desteklemediğimizden, onlarla birlikte politika yapmıyor olmamız da eleştiri hakkımızı elimizden alıyor değildir..

Ki bazı dostlarımız bu tarz bir refleks geliştiriyorlar da o yüzden..

Yani olur ya eleştirinin dozunun artması sebebiyle AKP iktidardan gittiğinde, yerine gelecek parti/iktidar ondan daha iyi olamayacağı için ve şimdiki görece kazanımların elden çıkarılması söz konusu olacağından eleştiri zamansız ve yersizdir denilmektedir..

 

Böyle diyenlere asr-ı saadet dönemi iktidar eleştirilerini hatırlatmakta herhalde fayda vardır..

Yani Kur’an’ın, Müslümanların hal ve hareketlerine, düşünce biçimlerine karşı sergilediği eleştirel üslubun, bu zeminde, bu vasatta gündemde tutulması Müslümanlığımızın gereğidir..

Çünkü şimdiyi yaşıyoruz, şimdiye dair sorumluluklarımız var bizim..

Ve eleştiri hiçbir şekilde kadir kıymet bilmezlik değildir ve her kim güzellik yapıyorsa onu takdir etmek insan olmamızın, Müslümanlığımızın gereğidir ama yapılıp edilenlerin İslami kabullerimizi, değerlerimizi, hassasiyetlerimizi sarsmaması koşuluyla..

 

Hülasa..

Demokrasi, tüm vatandaşlara organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit haklar veriyor ama ne hikmetse kazançta, aldığı ücrette ve tükettiklerinde eşit imkanlar tanımıyor..

Vatandaş, halk sadece güçlü olanların önceden belirlediği, eliminasyon sistemine tabi tuttuğu birilerini seçecek -ki onlar da zaten sermaye sahibi, zaten imtiyazlı kişilerdir, sonra da seçtiklerinin iki dudağı arasından çıkanlara çaresiz teslim olacaktır..

Eğer hak aramaya kalkarsa, anarşist, terörist, vatan hainliği gibi bir dolu olumsuz sıfatlar da üzerine boca edilmek için devletlûlerin dilinde bekleşip durmaktadırlar..

 

Anlaşılacağı üzre adına demokrasi denilen seçkinlerin iktidarında, tabilere “müjde” diye söylenenlerin gerçeklikle hiç bir alakası yoktur, gözbağcılıktan başka bir şey de değildir ve aslında insanları daha bir mağdur edecek gelişmelerin habercisidir..

Ne yazıktır ki AKP’nin İslami kabul edilen renginden dolayı ve Müslümanları yıllardır “öteki” kılmış zihniyetlere galebe çaldığı varsayımından hareketle ve sürecin tersine döneceği korkusuyla “eleştiri” kavramının hakkı verilememektedir, adeta rafa kaldırılmış gibidir..

 

Gariptir, iktidarı eleştirenleri eleştirenler de yine İslami duyarlılığı ön planda olan kesimlerdir..

Oysaki bizim geleneğimizde, eğer ortada bir haksızlık, bir yanlışlık varsa; şayet zulüm başka kılıflar altında sürdürülüyorsa susmak, eleştiriyi ertelemek dilsiz şeytan adayı olmaktan öte bir anlam taşımamaktadır; ki herhalde bu da istenen, tercih edilen bir durum değildir..

 

Evet kadir kıymet bilelim, basiretimizi, ferasetimizi elden bırakmayalım ama basit gibi görünen ama gerçekte yüz binlerce insanı mağdur eden, zora sokan, köleleştiren uygulamalara da gerekli tepkimizi gösterelim, yerli yerince eleştirimizi yapalım..

Tabii ki sözümüz bize, kendimize, yani müslümanlara ve bu işleri bizden daha iyi bilen alimlere, aydınlara, entelektüellere..

Tabii ki iktidarların gölgesinde bir tufeyli (asalak) gibi, bir mütebasbıs (yaltaklanan) gibi yaşamak istemiyorsak ve en önemlisi örnek aldığımızı söylediğimiz eskinin alimleri gibi olmak istiyorsak!..

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *