Bir Hadis Rivayeti Eleştirisi

Bir Hadis Rivayeti Eleştirisi

“Peygamberimize ait bir sözün, kendi başına değerlendirildiğinde, alenen konu ile ilgili ayetlerin yönlendirmesine ve Allah’ın muradına, Kur’an’ın bütünlüğü içindeki mantığa aykırı olması düşünülemez.”

Latif Değer

Mevcut kültür ve sosyal medya ortamlarında hatta bire bir, yüz yüze iletişimde olan insanlar arasında bile oluşturulan önyargılar ve bariyerler nedeniyle aklıselime dayalı, söylenenleri sadece söylendiklerinden ibaret anlama, değerlendirme, tartışma ve cevaplama imkanı kalmadığı için öncelikle ‘hadis eleştirisi’ ile kastedilen şeyin bir Peygamber eleştirisi olmadığını hatta Resul aleyhisselamdan bize salimen ulaştırılan sözler olmadığını belirtmekte fayda var.

Günümüzde eldeki hadis külliyatı, bilindiği veya genel olarak kabul edildiği üzere çok azı dışında yaklaşık hicri ilk asrın sonlarından hatta ikinci asrın ortalarından itibaren derlenip yazıya geçirilmiş Peygamber’e isnat edilen sözlerden; rahmetli Ercüment ÖZKAN’ın ifadesiyle tekraren söyleyecek olursak Peygamber’e ait olduğu kesin olan sözler olmaktan ziyade “Peygamber’in söylediği söylenen sözler”den oluşmaktadır. 

Yine ilgili ilim sahiplerinin şahitliklerinden anlaşılmaktadır ki bu sözlerin derlenmesi ve eserlere dönüştürülmesinde zamanın yeterlilikleri elverdiği ölçüde rivayet zincirlerinin sağlamlığı konusunda çok büyük bir hassasiyet gösterilmiştir ama bu sözler; rivayetlerin, Kur’an’ın ilgili ayetleri ile birlikte ve Kur’an’ın genel maslahatı, mesajı çerçevesinde düşünülüp değerlendirilmesi anlamına gelen ‘metin tenkidi’ yöntemine tabi tutulmamıştır.

Ebu Hanife’nin kendisine sorulan bir soruya ilişkin kendisine isnat edilen eserinde yaptığı eleştirel değerlendirme gibi bir örnekten hareketle, hadislere ilişkin ilk asırlarda da ilgili ilim erbabı tarafından, bu tür değerlendirmelerin yapılmış olduğunu söylemek mümkündür ancak bu ameliyenin bütün rivayet birikimini kapsayacak bir nicelik ve niteliğe ulaşmadığı halen bitmek bilmeyen tartışmalardan anlaşılmaktadır.

Günümüzde ise konu daha bir karmaşık hale gelmiştir. Geleneksel hadis mirasının yukarıda önerilen çerçevede sağlıklı bir analizinin yapılması bir yana, böyle bir analize ihtiyaç olduğunun farkında olan çevrelerde bile böyle bir kıpırdanmaya rastlanmamaktadır. Bunlardan bazısı oluşturdukları kendi hadis kitapları ile sevinip bunlar üzerinden İslam’ı öğretme ve sevdirme gayretine meyletmişken, işin farkında olan çoğu kişi veya çevre de kamuoyuna dönük bu tür değerlendirmelerden kaçınmayı, medya, sosyal medya veya yayın çabalarında bu tür tartışmalara girmemeyi, kendi mahrem ortamlarında konuyu sözlü kültür içinde eğittikleri insanlara iletmeyi yeğliyor görünmektedir. 

Bu tutuk ve maslahatçı hatta biraz daha ileri bir kavramla söylersek takiyyeci halin, bir söylemi nesilden nesile canlı tutmak ve toplumda bilinirliğini ve kabul edilebilirliğini artırmak yerine, söz konusu düşünce ve endişe sahiplerini sosyal bir eksilmeye doğru götürdüğüne işaret etmekte de fayda var. Zira bir zamanlar daha canlı şekilde varlığını sürdüren bu düşünce sahiplerinin toplaşmalarında, giderek geleneksel kabullere dönüş, eleştirel çerçeveden uzaklaşarak ‘halk olma’, ilerleyen yaşlarla beraber ‘öze dönüş’çü yaklaşımların yerine muhafazakarlaşma eğilimlerinin yaygınlaşmakta olduğu görülmektedir.

Konunun Kur’an çerçevesinde; iyi niyet, Kitab’a ve Resul aleyhisselama saygı, hakikate de bağlılık çerçevesinde etkili ve verimli, öğretici ve çözüme ulaştırıcı sonuçlar doğurması, geniş halk kitlelerine de hakikatin iletilmesi için, ehil insanların, bu konulara neşriyat, kamuya dönük alanlar ve sosyal medyada da -ilme ve hakkaniyete bağlılık anlamında seviyeyi koruyarak- eğilmelerinin zaruret olduğunu hatırlatarak aşağıda bir hadis örnekliğinde eleştirel bir değerlendirme sunulmaya çalışılacaktır.

Diyanet tarafından yayımlanan Hadislerle İslam kitabında da yer alan ve Arapça metnini bilenler için aşağıya alıntıladığımız bir hadisin söz konusu kaynaktaki çevirisi şu şekildedir:

“Sizi atlılar kovalasa dahi bu iki rekâtı bırakmayın!” (D1258 Ebû Dâvûd, Tatavvu’, 3) 

(https://hadislerleislam.diyanet.gov.tr/sayfa.php?CILT=2&SAYFA=247&SRC=sabah%20namaz%C4%B1n%C4%B1n%20iki%20rekat%20s%C3%BCnneti)

Bu rivayete söz konusu eserin 241-254. sayfaları arasında, 2. cilt “Nafile Namaz-Allah’a Yaklaştıran Secdeler” başlıklı bölümde 247. sayfada yer verilmiş. Rivayet sabah namazının sünnetini konu alıyor. 

Peygamberimize ait bir sözün, kendi başına değerlendirildiğinde, alenen konu ile ilgili ayetlerin yönlendirmesine ve Allah’ın muradına, Kur’an’ın bütünlüğü içindeki mantığa aykırı olması düşünülemez. Kaldı ki mescitte sünnet namazı kılmama maslahatını gözeten bir Peygamber böyle bir öğüt nasıl verebilir?

Peygamber aleyhisselamın sözlerini kendi bağlamı, şartları ve muhatabının durumunu dikkate alarak söylenmiş ve bu çerçevede evrensel bir hüküm ifade etmekten ziyade zamansal bir problem durumunu iyileştirici nasihatler ve ancak bu çerçeve dahilinde kendisinden sonraki nesillere yön verecek öğütler olarak ele almadığımız takdirde, yani Peygamberi de şeriat koyucu niteliklerle algılayan geleneksel, muhafazakar, mezhepçi, hadisçi bir algı üzerinden anlamaya çalıştığımızda bu tür sorunlar yumağından kendimizi ve gelecek nesilleri kurtarabilmenin imkanı gözükmemektedir. 

Konunun bir başka önemli tarafı da bu tür rivayetleri Kur’an çerçevesinde kritik etmemenin bizi düşüreceği kaçınılmaz tuzak durumundaki Peygamber’in ölümünden sonra zamanın ruhuna göre yeni bir din tasavvuru inşa etme çabaları bariz olan Emevi hadisçilik tasavvurudur.

Kur’an’a dokunamayanlar, uydurma rivayetler ve icat edilen ibadetlerle Kur’an’ın kendi üzerlerine düşürdüğü ahlaksız yönetim gölgesini, yeni din tasavvuru inşasıyla normalleştirmeye ve halkı da binbir türlü dua, ritüel ve tespihatlarla kendi zindanlarına hapsetmeye çalışmışlardır ki bu yapılanlar günümüzde yoksulluk veya başka sebeplerle ulusal ölçekte haber olan intihar vakalarına karşı okutulan cuma hutbelerinde, “intihar etmeyin, isyan etmeyin; Allah kanaati emrediyor” öğütlerinden de farklı görünmemektedir. 

Allah’ın dinini bilinçleri, kavrayışları tahrif ederek kendileri için zararsız hale getirmeyi denemiş olanların geleneksel hadis kritiğinin mihenk taşı olan rivayet zincirleri uydurmaya yönelmiş olmadıklarını kim iddia edebilir? Zaten bu konuda, yine bu rivayet birikimi içinde yapılan çalışmalarla, uydurulan hadislerin ve hadis uyduranların sicilleri de sayılıp dökülmemiş midir?

Söz konusu hadise konu olan namaz ibadetinin diğer her şeyin yerini alması başka bir şey. Namaza duyarlı olan ve hakkını veren bir kimsenin namazının, namazında okuduğu ayetler üzerine düşünerek günlük sorumluluklarını kuldan beklenen şekilde icrasına yardımcı olacağını bilmek, kabul etmek başka bir şey. Kişiye yanlışa yanlış deme hasletini, insanlarla iletişiminde doğru olmayı, ölçü ve tartıda adaleti, her türlü kir ve günahtan sakınmayı, pek çok iyi kulluk örnekliğini, namaz ile kazandığı ahlak sağlayacaktır. Kişi Allah’a sadakat bilincini beş vakit namazla tekrarladığı ahit sayesinde öğrenecek ve yaşayacaktır elbet… Ancak bu vurgular bu hadisin bağlamından kopuk ve mutlak hüküm olarak algılanması durumunda öne çıkan ve itiraz edilmesi gereken durumlara işaret etmiyor.

Namazın önemi, farziyeti, gerekliliği işlevi, dönüştürücülüğü, sabit kadem tutma fonksiyonu hakkında tartışamayız müminler olarak. Ama bu rivayet Kur’an’da namaz ile ilgili verilen bütünsel mantığa, hatta tehlike anında namazların kısaltılmasına ilişkin açık mesajlara açıkça zıtlık arz ediyor. 

Bu sözü Peygamber aleyhisselamın mutlak bir hüküm olarak söylediğini kabul etmek, Ebu Hanife’nin (Allah ondan bıraktığı fikir mirası için razı olsun) yaklaşımına da uygun olarak, Peygamber’in Kur’an’ın mesajları ile çelişen bir söz söylemiş olduğunu kabul etmek anlamına gelir ki haşa, onun mesajı alma, iletme ve örnekleme vazifeleri hakkında bir kusursuzluğu söz konusudur. Veya bu konuda işlediği kusurlar olmuşsa vahiyle uyarılmış olduğunu yine Kur’an bize söylemektedir. 

Selam ve dua ile…

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal