Ahlaksız Ahlakçı Filozof: Kant

Ahlaksız Ahlakçı Filozof: Kant

Peygamber ahlakıyla ahlaklananların, Kur’an’ın daha ilk suresinde uyardığı ‘sapanların ve gazaba uğrayanların’ yoluna uyması düşünülebilir mi? 

Ahlaksız Ahlakçı Filozof: Kant

Hüseyin Alan

1: Aydınlanma aklı türlü türlüydü; rasyonel, irrasyonel ve empirist.. Kozmopolit aydınlanma aklında uzlaşma da yoktu.

Kant, “Aydınlanma nedir?” adlı eserinde aydınlanmacıların aklını/namusunu kurtardı ve birleştirdi sonunda.

Özetle dedi ki; aydınlanmaya kadar akıl “ergin/reşit” değildi. iradesine sahip değildi. Akıl hastaları ve çocuklar gibi vesayet altındaydı. Başka kılavuzlara ve vasilere başvurmak zorundaydı..

Ergin olmayan akla kılavuzluk eden vasi, en başta kimdi? Tanrı, vahiy, İncil.

Kilise ve ruhban sınıfı bu işin bahanesi, ortak “karşıttı.” Bunlar yüz yıllardır aklı vesayet altında tutmuş, kralla birlikte zulmediyordu.

2: Kant’a göre akıl aydınlanma ile ilk kez erginleşti. Başka bir kılavuza başvurmadan hakikati bulmak için kendisini, biricik kılavuz yaptı. Tanrı’nın vesayetinden kurtuldu, özerk oldu. 

Aydınlanmış modern insan böylece aklını özgürleştirmiş oldu. Çünkü özgürlük özerklikti. Özerklik yoksa özgürlük yoktu. 

Akıl erginleştikten sonradır ki Tanrı’yı, vahyi, dini ve ahlakı yeniden ama kendince tanımlayabilirdi. Fakat bunlar toplumsal kamusal siyasal alanda yer alamaz, belirleyici olamazdı.

3: Oysa aslında olan neydi? Bu tartışmaların bağlamı neydi? Hangi şartlarda neyi temsil ediyordu?

Bağlam, klasik cemaat temelli toplumsal siyasal hayattan modernleşme denen toplumsal siyasal hayata geçişti. 

Modernleşmenin birincil derecede parametreleriyse şunlardı: “İktisadi olarak feodalite yerine Kapitalizmin, sosyal yapı olarak cemaat yerine toplumun, politik olarak krallık yerine ulus devletin” geçmesidir. 

İkincil parametrelerin tümü toplumsal sözleşme temelli özerklik ve özgürlüklerdir: 

Sivil toplum, serbest ticaret, eşitlik, insan hakları, siyasal-dinsel-cinsel hoşgörü, mülkiyet, evrensellik vs.. 

Modern çağın amentüsü olarak bunlar ezberlendi/ezberletildi. Modern toplum kurulunca da bu değerler uygulamada karşılık buldu.

4: Kant’ı ve sosyo politik bağlamı özetlerken esas olanın bilgi ve bilginin kaynağı meselesi olduğunu ve bunu akıldan çıkartmadığımı; 

Kilisenin etkisiyle doğayı, doğal düzeni, doğadaki varlıkları ve işleyişi ihmal edip hakikati/bilgiyi İncil’in sahifelerinden çıkartan nominalistleri, kavramcıları, skolastikleri savunmadığımı söylemeliyim. 

Bir şeyi daha söylemeliyim; tüm bu tartışmalar Batının, Batılı toplumların insani gelişmişlik süreçlerinin ürünleri, sonuçları ve sorunudur. Fakat Müslümanların, Müslüman toplumların değil.

5: Şu halde kim bize Batı tercümesi ve taklidini çağdaşlık, uygarlık, bilimsellik, akılcılık, kalkınmacılık, refah, medeniyet vs namıyla naklediyorsa, bilelim ki Müslümanlıktan bahsetmiyordur.

Batılı modernleşme amentüsünü ve onun parametrelerini ezbere bize sıralayanlar nasıl bir sosyal iktisadi ve siyasi hayatta, hangi hakikatin reel gerçekliği ve bağlamı içinde yaşadıklarını akletsinler önce. Akledecek akılları kaldıysa tabii.. 

Sonra da Kur’an’ı hangi akılla okuduklarını bi daha düşünsünler..

Peygamberin Ahlakı Kur’an’dı

1: Bu söz hak bir sözdür; işittik itaat ettik. Lakin geçmişin harici akledişi günümüzde de tekrarlanıyor; bu hak sözle, yaygın şekilde haksızlık/zulüm yapılıyor. 

Bizim niyet okumadığımızın ve haksızlık yapmadığımızın testi kolay, buyurun:

2: “Özgürleştirilmiş modern akılla” düşünenler Sünnet’i, önce sözlü ve yaşayan olmak üzere parçaladı; sonra sözlü olanları topluca şüpheli yaptı, bühtan edip devre dışı bıraktı; doğal olarak ardından yaşayanını da iptal etti. 

Etti, çünkü yaşadığı sosyal ve siyasal hayat sünnete uymuyordu; o da kalktı Sünnet’i devre dışı yaptı.

İçi bomboş fakat ne maksatla yapıldığı aslında belli olan Nebi ve Resul tartışmaları da benzer bir durumdur.

Bu durum modern çağa has “dinden özgürleştirilen akılla” yapıldığı için elde kala kala sadece Kur’an kaldı. Fakat Kur’an’da aynı akılla, tek hidayet rehberi yahut otorite yapılan bu akılla okundu.

Sürecin, “özne varlık” tipinde “birey” olmayı doğuran “nihilizme, deizme, teizme” varması kaçınılmazdı. Din de “metafizik nesnesi” olacaktı. 

Artık Tanrı, vahiy, risalet, gayb, melekler, mucize, şeri hukuk gibi nakli bildiler başta haram-helal temelli ibadetlerin de dilediğince yorumlanması ve modern hayata uyarlaması yapılabilirdi; hem de ayetlere dayanarak.. 

3: Buraya gelmek niye mukadderdi? İki sebep öne çıkartılabilir;

ilki, ibret alınmadığı için, kapitalizmin çıkış ve yayılış tarihinde şahit olunan Hıristiyan ve Yahudi ümmetlerin kapitalizme kattığı ahlak ve meşruiyet sebebiyle başlarına gelenler tekrarlandı; 

ikincisi; modern toplumsal siyasal hayatı doğal, reel gerçeklik kabul edip bu hayatın içinden hareketle düşünmeyi, bu hayatı tümüyle normalleştirmeyi doğru düşünme sanmaktan, kaynaklandı. 

4: “Peygamberin ahlakı Kur’an’dı” sözü haktır. Buna göre Peygamberin en sık tekrarladığı, toplumsal ve siyasal hayatın kurucu unsuru da olan sünneti, 

Yani kafire ve müşriğe itaat etmemeyi; itaat edenleri cahillikle tanımlamayı; siyaseti ve ticareti, komşuluk hukukunu ve aile yapısını ayrı ayrı düzenleyip bu hayatları ibadetten ve inançtan bağımsız yaşayanları akılsızlıkla ve cahillikle suçlamayı; dolayısıyla çok tanrılı inancı ve toplumsal hayatı reddetmeyi tevhidin ilk durağı olarak bilmek, uygulamak gerekir.

İnsanları Allahtan başka rab ve ilah olmadığına çağıran sünnet buydu, bu sünnet Kur’an’ın toplumsal alana, tavır olarak yansıyan ahlakıydı.

Bu sünnet tüm Peygamberlerin sünneti, tümünün de kavmiyle çatışma sebebiydi..

Günümüzde çoklarının tekrarladığı ‘Peygamberin ahlakı Kur’an’dı’ sözü ise, peygamberin sünnetinden, ahlakından kopuk bir söze döndü. Çünkü bu sözle metafizik yapılıyor; bireysel itikata, kişisel duaya, zamanın ruhuna ve toplumsal aşamaya dayanaklı etiğe, içi boş vicdani iç güdüye, soyut ahlaka ve parçalanmış ibadete has kılınan din; sosyal iktisadi ve siyasi hayatın dışında tutuluyor. 

Bu türlü din Hıristiyan teolojisidir. İncil ahlakıdır. Luthercilik ve Calvinciliktir.

Peygamber ahlakıyla ahlaklananların, Kur’an’ın daha ilk suresinde uyardığı ‘sapanların ve gazaba uğrayanların’ yoluna uyması düşünülebilir mi? 

İslam’ı teolojye, metafiziğe, ihtisas bilimi ilahiyata dönüştürenlerin, dolayısıyla dini, fizik hayattan, reel gerçeklikten kopartanların hangi ahlakı Kur’an olacak? 

Şu halde Peygamberin ahlakı Kur’an’dı diyenlerin, bu sözü soyut, düşünsel, zihni ameliyeden çıkartıp sosyal siyasal hayatı düzenleyici sünnete uymaları beklenir. Aksi hal, hak sözle haksızlık yapıp dünya sistemine meşruiyet ve ahlak katmaktan öte bir anlam ifade etmeyecek…

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal