Heva’yı (Nefsini) İlah Edinmek

Heva’yı (Nefsini) İlah Edinmek

Helâli ve haramı hüküm olarak belirleme yetkisi kendisinden başka ilah olmayan Allah’a aittir. Allah, koyduğu kurallara hükümlere uymayan kişilerin, Allah’ın emirlerini red edip, uymamalarını da isyan olarak kabul etmektedir.

Heva’yı (Nefsini) İlah Edinmek

İlyas Yorulmaz

Kur’an bütüncül olarak okunduğunda, benim en çok dikkatimi çeken ayetlerden birisi, şüphesiz muhatabı insan olan ve insanı düşündüren soru yönelten “Hevasını (nefsinin arzu ve isteklerini) ilah edineni gördün mü?” (25 Furkan 43 ve 45 Casiye 23) ayetleridir. Soruyu soran Yüce yaratıcı, sorunun cevabını muhatabın kendi nefsinde cevaplamasını beklemeden, cevabın yine kendisinden beklenmesini istemektedir. Çünkü ilahlık yalnızca her şeyi yaratan ve kendisi hiçbir şeye muhtaç değilken, her şeyin kendisine muhtaç olduğu, bir olan Allah’ın hakkıdır ve yalnızca ilah olmak O’na yakışır. Bu gerçeği hiçbir kimse değiştiremez. Ancak yaratıcımız tarafından imtihan olunan insanın, bu (hakkı) gerçeği, kendi nefsinde kabullenmesini ister. Aksi halde, bu gerçeği kabullenemeyen insan, başka ilahlar arayışına girecek ve aradığı ilahı bulamadığında, kendi kendini ilah edinecektir. O halde bir nefsin kendini ve arzularını ilah edinmesi ne anlama geliyor? Ve Kur’an da kullanılan heva sözcükleri hangi anlamlarda kullanılıyor? Bunları Kur’an bütünlüğünde anlamaya çalışalım. 

Lügatlarda: Hüviyyen mastarından fiil olarak Heva: Yok olmak, kaybolmak, kabın boş olması, aşağı süratle inmek anlamlarında, ayrıca Heven mastarından fiil olarak “Heva” fiili, arzu etmek anlamında kullanılmaktadır. “Size verdiğim rızıkların temiz olanlarını yiyin. Kesinlikle yeme içmede isyan etmeyin (haram olanları yemeyin). Eğer isyan ederseniz, o zaman öfkem sizin üzerine hak olur. Azabım kimin üzerine hak olmuşsa, artık o kimse yok olmuştur (“fe kad hevâ” mahvolmuştur).”(20 Taha 81) Yüce Allah, yiyecekler konusunda kendisinin belirlediği, koyduğu helal ve haram ölçülerine insanın uymasını istemekte ve bu konunun titizlikle uygulanmasını, taşkınlık yapılmamasını ve arzulara uyulmamasını insana bildiriyor. Allah, koyduğu kurallara hükümlere uymayan kişilerin, Allah’ın emirlerini red edip, uymamalarını da isyan olarak kabul etmektedir. “İnanan bir erkek ve inanan bir kadın için, Allah ve O’nun Elçisi bir işte hüküm verdiğinde, artık onlar için (o hükme teslim olmaktan başka) işlerinde seçme hakkı yoktur. Kim Allah ve elçisine isyan ederse, açık bir sapıklıkla sapıtmış olur.”(Ahzap 36) Elbette Allah inkârcıların bu isyanlarının karşılığı hesap gününde karşılıksız değil. Yaşadıkları dünya hayatında isyankâr davrananların hiçbir amelinin iyi de olsa, kötü de olsa bakılmayıp hesaba alınmayacağını, Rablerinin azabına uğrayacağını, kendi kendilerini yok ettiklerini (bu yok olma mecazi bir anlam taşıdığını bilmek gerekiyor) hatırlatılıyor. Elbette ki bu yok oluş tamamen ortadan kalkış anlamında değil, Allah’ın onunla ilgilenmemesi, sürekli bir azap içerisinde ve ikramlardan mahrum bırakması anlamındadır. Çünkü helâli ve haramı hüküm olarak belirleme yetkisi kendisinden başka ilah olmayan Allah’a aittir. Allah’ın hükmünü kabul etmeyen bir kişi, kendi nefsinin istediğini veya bir başkasının verdiği helâl veya haram hükmünü kabul edip ona uyacaktır. O’nun bu tercihi bilinçsiz de olsa, hüküm koyma yetkisi ilahlık yetkisi olduğu için, Allah’dan başka kendisini veya başkalarını helâl veya haram belirleme ve bunları hüküm haline getirme yetkisini görüyorsa, kendi nefsi de olsa, otorite kabul ettiği başka birisi de olsa, ilah yerine koymuş demektir. Necm suresi 1’inci ayetindeki yıldızların kaybolması da aynı anlamda kullanılıyor. Yıldızlar yerlerini muhafaza ettikleri halde, insan gözlerinin gün ışığında yıldızları görmemesi, bu anlamda izah edilmektedir. “Ven necmi iza heva” “Kaybolduğu zaman yıldıza yemin olsun ki.” 

Hayatını Rabbinin belirlediği kuralların dışında tüketmiş zalimlerin, hesap günündeki çaresizliklerini, düşecekleri azap çukurundan kendilerini kurtarabilecek birilerini aramalarını ve düştükleri bu çaresizlikten sonra, ümitsizliklerini Rabbimiz “Ef’idetihim hevaaün = kalpleri boş haldeler” diye haber veriyor. “Başları kalkık, gözleri kendi hallerini göremeyecek durumda ve kalpleri boş bir halde koşuşturup duruyorlar.”(14 İbrahim 43) Çünkü Allah’ın elçilerinin onlara hatırlattığı hesap günün bir iddia bir masal (esatir) olmadığını, kendilerinin bizzat yeniden dirilmeyi yaşamış birileri olarak, ne tutunacakları bir dallarının, nede kendilerine yardım edip moral verecek yandaşlarının olmadığını görecekler. Zira o mekânda her fert kendi canının derdine düşmüş kimsenin başka bir kimseyi görecek ve o’nun dertlerini dinleyecek durumda değil. “O gün kişi kardeşinden, annesinden ve babasından, hayat arkadaşından ve çocuklarından kaçar. O gün insanlardan her birinin kendine yetecek kadar sıkıntısı derdi var.”(80 Abese 34-37)

Yukarıda verdiğimiz ayetlerde “Heva” kelimesinden anlamamız gereken, Allah’ın koyduğu kuralları tanımayıp isyan eden insanların yaşam biçimlerini, kendilerini helake sürükleyen hevalarının (arzularının) peşine düşerek, yaşamlarında gelip geçici dünya zevklerini tatmak ve bu hal üzere yaşamlarını tükettiklerinde, arzularını tatmin etmelerinin bedeli olarak sürekli mutsuzluğa uğrayacaklarını ifade etmektedir. Allah’ın mesajlarına inanan her insan, Kur’an’ın örnekler anlattığı hevalarına (arzularına) uyanların, kendilerini kötü duruma düşüren hevâ’larının nasıl bir baş belası olduğunu anlamaya çalışalım. Allah’ın kulları olan melekleri dişi varlıklar olarak ve Allah’ın kızları diyerek, meleklere dişi isimler verenler yerilmekte ve ellerinde kesin bağlayıcı belge olmadan, yalnızca zanna uyup, bilgileri olmayan bir konuda yalan uydurdukları haberi verilmektedir. Bu uyarılar, aynı zamanda Kur’an’a inandıklarını söyleyenler içinde çok önemli mesajlar içeriyor. Allah ile ilgili söylenen her duyduğunuz sözlere ve her işittiğiniz habere inanmayın, araştırın ve söyleyenden yazılı kanıt, belge isteyin anlamına geliyor. Rabbimiz Allah, 43 Zuhruf 19 ve 37 Saffat suresi 150’inci ayetlerde “Biz melekleri dişiler olarak yarattık da, onlar meleklerin yaratılışına şahitler mi oldular?” derken, bilinmeyenlerin (gaybın) bilgisi yalnızca kendisinin uhdesinde olan Rabbimiz, gayb hakkında gerektiği kadar bilgiyi elçileri aracılığı ile yazılı belgeler halinde kullarına bildiriyor. Gaybi konularda, insanın elinde belge (yazılı vahy) olmadan, konuşulmasını ve haber verilmesini yasaklıyor ve tehdit ediyor. “Onlar meleklerin yaratılışına şahitler mi oldular? Onların (meleklerin yaratılışı ile) şahitlikleri yazılacak ve bu şahitlikleri onlara sorulacak. Yoksa bu konuda yazılı bir kitap indirdik de, ona mı sıkı sıkıya sarılıyorlar?”(Zuhruf 21) Zümer suresinde de aynı konu işleniyor. İnsanın geleceğini ya aydınlatacak veya karartacak bu konu, din istismarcılarının en çok kullandıkları bu malzemeler, muhatabı olan inandık diyenlerin, kesinlikle en iyi bilmeleri gereken konular olması gerekir. Gaybi konularda titizlik gösterilmesinin amacı, Allah adına söylenen yalanlara, inananların prim vermemelerini sağlamaktır. Haber verilen gayb konularında bağlayıcı belge (Kur’an) sorulmazsa, inanan insan da sorumluluktan kurtulamaz “Ancak, o putlara taktığınız dişi isimler, Allah hiçbir bağlayıcı kanıt indirmediği halde, sizin ve önceki atalarınızın onlara verdiği isimlerdir. Nefislerin her arzu ettikleri şey doğru olmadığı halde (Ve ma tehval enfüsü), onlar bu konuda yalnızca zanna uyuyorlar. Hâlbuki onlara Rablerinden doğruları gösteren bir hüda (kitap-yazılı rehber-Kur’an) gelmişti.”(53 Necim 23) Bunlar çok açık, net ve her insanın anlayabileceği ayetler. Rabbimiz bize yol gösterici bir kitap indirdiği halde, hala arzularımıza göre inanıyor ve zannediyorsak, gayb konularında başka kaynaklar Kur’an’ın önüne konuluyorsa, bu ayette “nefislerin her arzu ettiği gerçek değil” derken, hemen arkasından, insanın ihtiyacına cevap verecek “Size Rabbinizden yol gösterici (Kur’an) geldi. Yoksa insanın temenni ettiği şeyler gerçek midir?” dendiği halde, Rablerinden gelen yazılı doğru gayb haberleri görmemezlikten gelerek, kendi kafalarında oluşturdukları ve şekillendirdikleri hayallerine göre gaybı şekillendirmek, kitabı umursamazlıktan başka bir şey değildir. Sonuçta Necim suresi 53’üncü ayette olduğu gibi (Vel mü’tefikete ehva) “Nefislerinin arzularına uyarak iftiralar atan bir topluluk” suçlamasıyla karşı karşıya kalınır ve hesap gününde azaba atıldıklarında da, “Allah’ın katından geleni umursamadığım ve alaya aldığım için yazıklar olsun bana.”(39 Zümer 56) diye kendi kendine pişmanlık duyar dururlar. 

Kur’an’ı hayatının merkezine alan ve onun öğretilerine göre Rabbine teslim olan her insanın, öğretilerinden ilk inen ayetlerden hatırlara gelen bir ayet. “Ve nefsin vemâ sevvâhâ fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ = Nefse ve o’nu şekillendiren (kişiliği -nefsi) meydana getiren (beden ve bedeni tamamlayan tepeden tırnağa her) şeylere yemin olsun ki, o nefse fücurunu (günah ve suç işlemeyi) ve (Allah’ın azabından korunacak bilgiler ile) korunmayı (takvayı) ilham eden (fısıldayan) insanın kendi nefsidir.”(91 Şems 7, 8) Heva kelimesinin “Yok olmak, kaybolmak, kabın boşaltması ve aşağı süratle inmek” olan lügat anlamlarından yola çıkarak şahsen benim zihnimde oluşan, insanın hevasını oluşturan her şey, Allah’ın vahiyle öğrettiği doğrularla çelişen ve doğruya karşı olan, insan nefsinin (hevasının) ürettiği her ne varsa, bu anlamların içine girer. Örneklendirirsek, insanın yaşadığı hayatı boyunca (ister inansın veya inanmasın) yaptığı iyi, güzel ve faydalı amelleri boşa çıkartacak Rabbimizin Kur’an ile haber verdiği inanç ve davranışları hatırlayalım. 1. Allah’a şirk koşmak (39/65, 6/88). 2. Allah adına yalan söylemek ve uydurmak (20/61). 3. Allah’ın kitapta belirttiği iman ile ilgili ayetleri ret etmek veya ilave ve çıkartma yapmak (5/5, 42/15). 4. Allah’ın dini İslam’ın bir mensubu iken başka bir dini kabul etmek, mürted olmak (2/217). 5. Yalnızca dünya hayatını ve süslerini tercih edip istemek (11/15, 16). 6. Allah’ın dini ve ayetleri ile alay etmek (47/9). 7. Boş ve faydasız işlerle uğraşmak (3/69). 8. Allah’ın rızasını hafife almak (47/48). 9. Allah ve elçilerinin arasını ayırmak ve elçilerden birini veya birkaçını kabul etmemek. (47/32) 9. Allah’dan başkasını veli edinmek (18/102, 105). Allah’ın kitabından çıkarabildiğimiz (benim göremediğim başka ayetler de olabilir) bu maddelerden herhangi birisini veya hepsini kabul edip, bu hal üzere ölen kişinin yaptığı iyi, güzel faydalı amelleri hesap gününde hiçbir değerlendirmeye alınmamakla önce yok sayılıyor, sonra yok sayılmakla yaptıkları boşa çıkmış oluyor. Amellerinin yok sayılması mutlu yaşayacağı bir durumu kaybetmesi demektir ki, bu da kişinin ümitlerinin ve moralinin sıfıra inmesi demektir. 

Hevyen mastarından türetilen heviye fiili, üçüncü şahıs emir kipi olarak “litehva = Arzu etsinler, içlerinden istesinler” anlamında, İbrahim suresinde kullanılmıştır. “Rabbimiz! Zürriyetimden bir kısmını, senin harem beytinin yanındaki hiçbir ekimin yapılmadığı bu çorak vadiye yerleştirdim. Rabbimiz onlar (burada) namaz kılsınlar. İnsanlardan bir kısmının kalplerinin burayı (Kâbe’yi) arzulamalarını ve bu belde halkını çeşitli meyvelerden rızıklanmalarını sağla ki, sana şükretsinler.”(14 İbrahim 37) Allah’a ortak koşanların durumunu mecazî anlamda anlatırken (tehvii rriihu) rüzgârın önünde savrulup giden maddelere benzetiliyor. “Allah’a ortak koşmadan, bilinçli olarak O’nu yücelterek birleyenler var. Kim Allah’a ortak koşarsa, sanki o kimse gökten düşüyormuş, ya da kuşun kaptığı av veya rüzgârın uzaklara (tehvii) sürüklediği herhangi bir şey gibidir.”(22 Hac 31) Allah’a ortak koşanların bu durumu kendileri fark etmeseler de, gelecek ile ilgili bildirimleri reddetmiş olduklarında, Allah’ın onların kendi tercihlerinden dolayı serbest bırakmasıyla, yaşadıkları disiplinsiz bir yaşam, onları farklı istikrarsız bir hayatın her türlü zevklerini, sonuçlarını hesap etmeden, deneme yanılma yoluyla yaşamaya çalışıyorlar. Kendi içlerinde “Kalbinin dilediği yere git veya dilediğini yap” söylemiyle birbirlerine kural ve disiplin tanımadan yaşamayı teşvik etmelerinin sonuçlarını, içinde yaşadığımız toplumda görüyor şahit oluyoruz.

Yaşadığı hayatta ilahi vahye kulak verip dinlemiş ama reddedip, yaşamını kendisi veya başkalarının koyduğu kurallara, yani yanlışın temsilcisi ve doğrulardan uzak kalanların (şeytanların) çağrılarına uyarak hayatını tüketen insanların halleri ile bilinçli samimi inananların mukayesesi bu ayette anlatılıyor. Heviye fiilinden türetilen “istehvet”, “Bir başkasının, kendi arzularına uymasını istedi” manasındaki fiil kullanılmıştır. “Bize ne bir faydası ve ne de bir zararı olmayanları mı (zor durumlarımızda) çağıracağız? Allah bize doğru yolu gösterdikten sonra, kendilerini en doğru olan Allah’ın yoluna, ‘Bize gelin’ diye çağıran arkadaşlarını bırakıp da, yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşan şeytanların (istehvethu) kendilerine çağırdığı kimse gibi, ökçelerimizin üzerinden gerisin geriye mi dönelim? De ki, Allah’ın gösterdiği yol, en doğruya ileten yoldur. Biz âlemlerin Rabbine teslim olmakla emrolunduk.”(6 Enam 71) ihtiyacı olmadığını ve yaşadığı hayatta, yaşamın kurallarını kendisinin koyması gerektiğine inandığı için, Allah’dan gelen yol gösterici Kitabın, arzularını tatmin etmediğini nefsinde kabullenmektedir. Bir de, iktidar ve güç sahipleri olanların etrafındaki dalkavukların, kendisinin olağanüstü kişiliğe sahip ve elindeki güç ve iktidarın imkânları ile ilah olamaya layık olduğuna ikna etmeleri sonucunda, ilahlığını ilan eden firavunlar var. Aynı zamanda ilahlığı kabul edilen (yakın tarihte Celal Bayar’ın Atatürk’e, haberi olmadığı halde, ölümünden sonra “Sen tapılacak insansın” dediği gibi) kişiler var. “Kendi arzularını ilah edineni gördün mü? Onun sorumluluğunu sen mi üzerine alacaksın.”(25 Furkan 43) Yarattığı insanı en iyi bilen ve tanıyan Allah, sapkınlığını hayatının her döneminde artıran insanların olduğunu, elçilerinin onları uyarmasının hiçbir fayda vermeyeceğini bildiriyor. Kendi kendilerini yeterli gören bu azgın insanları (96/6, 7) en iyi bilen Allah’dır. Allah dilemedikçe kendisinden başka hiçbir kimsenin bu azgın insanları doğru yola iletemeyeceğini, hakikatleri inkâr etmelerinin sorumlulukları kendilerine ait olduğunu, bu tür insanları elçilerinin kendi hallerine bırakmasını ve zamanı geldiğinde, onları Rablerinin kıskıvrak yakalayacağını bildiriyor 6/91, 112, 137. “Sen, kendi nefsini ilah edineni gördün mü? Allah bir bilgiden dolayı onu sapıklık içerisinde bırakmış, kulaklarına ve kalbine mühür vurmuş ve gözlerinin önüne perde çekmiştir. Artık böyle birisini Allah’dan başka kim doğru yola getirebilir ki, düşünmüyor musunuz?”(45 Casiye 23) Yaratılmış her insan bağımsız olarak yaptığı ve yapmak istediklerinde seçme hakkına sahip olarak yaratılmış olup, yarattığı insanların sayısını yalnızca Allah kendisi biliyor. Yaratılan her insan kendi hukukunu kendisi belirlemeye kalksa, yaşadığımız hayat ve yeryüzü ne hale gelirdi acaba? Allah belirli kabiliyet ve bilgi ile donatılmış insanı, yaratılış kabiliyetine ve bilgi seviyesine göre kurallar belirlemiş, uymaları halinde birbirlerinin hakkına ve hukukuna uygun hareket eden ve yaşayan, huzurlu toplumların oluşacağını bildirmiştir. “Eğer hak (doğrular) onların arzu ettikleri gibi olsaydı, gökler, yeryüzü ve yeryüzünde olanlar fesada uğrardı. Hâlbuki onların bildiği bir öğüt veren kitabı onlara gönderdik, ancak onlar bu öğütten yüz çeviriyorlar.”(23 Mü’minun 71) Yaşadığımız şu zamanda insan hakları çiğneniyor ve hâkim güçler arzularının gerçekleşmesi için, güçsüzlere, kendilerinin koyduğu kurallara uymaları için insanlara başka seçenek hakkı bırakmıyorlarsa, nefislerinin arzularına, zayıf olanları mahkûm ediyorlar demektir. Bu tür zorlamalarla haksızlık yaparak zulmedenler, Rablerinin ayetlerine karşı müstekbir davranan ve bu zihniyette olan kimselerdir. “Eğer onlar sana cevap veremiyorlarsa, şunu iyi bil ki, onlar nefislerinin arzularına uyuyorlar. Allah’dan gelmiş doğru yol rehberi olmaksızın, kendi arzularına tabi olandan daha zalim kim vardır. Allah zalimler topluluğunu asla doğru yola iletmez.”(28 Kasas 50)

Yaşadığımız arzda yeryüzünün yaşanabilir olabilmesi için, Rabbinin belirlediği kanunlara itaat eden, Rabbinden gereği gibi korkan idealist, adaletli, insan hakları konusunda titiz ve hassas davranan idareci ve yöneticiler olmalıdır. Rabbimizin önerdiği ve insanlara emrettiği hayat tarzı ütopya değil, indirdiği kitapta yaşanmış örnekler ve bu örneklerin yaşanabilir olduğunu Yüce Rabbimiz haber veriyor, “Ey Davut! Biz sana yeryüzünde insanların işlerini görmen için yetki verdik. İnsanların arasında adaletle hüküm ver ve nefsinin arzularına uyma, yoksa seni Allah’ın yolundan alıkoyar. Muhakkak ki Allah’ın gösterdiği yoldan sapıtanlar için, hesap gününü unutmaları sebebiyle çok şiddetli bir azap var.”(38 Sad 26) İşte inanan insanları heyecanlandıran ve ideal yöneticilerin verilen örneklerdeki gibi olmasını hayal ettiren ve Allah’ın elçisi Muhammed (as) zamanında uygulandığından kesinlikle şüphe etmediğimiz ayetler “Sen yalnızca onları Allah’ın dinine davet et ve emr olunduğun gibi dosdoğru ol. Onların arzularına uyma ve onlara ‘Allah’ın kitaptan indirdiklerine iman ettim, aranızda adaletle karar vermekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizimle sizin aranızda bundan (Kur’an’dan) başka hiçbir bağlayıcı delil yok. Bizim yaptıklarımızın sorumluluğu bize ait, sizin yaptıklarınızın sorumluluğu da size aittir. Allah aramızdaki yapılanları bir araya getirip hükmünü verecektir. Çünkü dönüş O’nadır.”(42 Şura 15) Yine Allah itaat edenle, nefislerinin arzularına uyanların kıyasını yapıyor. “Rabbinden açık deliller üzerinde olan bir kimseyle, kendisine yaptıkları kötülükler süslü gösterilmiş ve arzularına uyan kimse eşit midir?”(47 Muhammed 14) 

Adil ve Rablerinin belirlediği kurallarla toplumlarını yöneten yöneticilerin uyguladığı adil ve hakça düzenden hoşnut olamayan çıkarcı ve insanların zaaflarından faydalanan ve onları yönlendiren muhalifler her zaman, her yerde var olacaktır. Güç kendi ellerinde olmadığı için itaatkâr gözüküp, fırsatını bulduğunda bildiklerini yapacak ikiyüzlü çıkarcılar pusuda beklerler. “Onlardan senin yanından çıkıncaya kadar seni dinleyenler var. Çıktıktan sonra kendilerine ilim verilenlere burun kıvırarak ‘Bu ne söylüyor’ derler. Böyleleri Allah’ın kalplerini kapattıkları ve arzularına uyan kimselerdir. “(47 Muhammed 16)

Rabbimiz, elçilerini destekleyen ve onların morallerini yükselten Rabbimizin ikna edici olağan üstü ayetlerine (mucizeler) gözleriyle şahit oldukları halde, bu olağanüstü harikaları reddeden ve bu ayetleri getiren Allah’ın elçilerini toplumların gözünde küçük gösteren ve karalayan zihniyetler her zaman olacak ve günümüzde bu tip insanlarla karşılaşacağız. “(İnkâr edenler) Ne zaman bir ayet (mucize) görseler, hemen yüz çevirirler ve ‘Tekrarlanan bir aldatmaca’ derler. Böylece onlar yalanladılar ve nefislerinin arzularına uydular. Ancak sonuçta, her iş için karar verecek olan birisi (Allah) vardır.”(54 Kamer 2, 3) Şükürler olsun ki yeryüzünde Rabbinden korkan ve emirlerini uygulamayı görev bilen insanlar her zaman ve her devirde olabilecek ve bu adil yöneticilere itaat edecek toplumlar kesinlikle olacaktır. Bu benim inancım. “Rabbinin makamından korkan ve nefsini tutkularından uzak tutan kimsenin varacağı yer cennettir.”(79 Naziat 40) 

Bana sorarsanız bütün insanlığı en çok etkileyecek olan ve Yüce yaratıcımız tarafından Kur’an’ın indirildiğini ispat eden çarpıcı ayetlerin en başta gelenlerden birisi, bu ayete yorum yapmaya, açıklamaya gerek duymadan okuyalım. “Ey İman edenler! Allah için, adaletin yerine getirilmesi adına, şahitlikleri yerine getirin. Şahitlik ettiğiniz konu, kendi aleyhinize veya ana babanızın veya yakın akrabalarınızın aleyhine de olsa, onlar gerek zengin olsun gerekse fakir olsun, Allah şahitlik edilenle, şahitlik edene yakın olduğundan, neye şahitlik ettiyseniz onu yerine getirin. Sakın ola ki adaleti yerine getirmede hevâ’ya uymayın, eğer şahitlik etmekten kaçar veya yüz çevirirseniz, şunu bilin ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır. (Bu konudaki davranışlarınızı, hesap gününde soracaktır)”(4 Nisa 135)

Kur’an da geçen diğer “Heva” ile ilgili ayetleri makalenin çok uzun olmaması için aşağıya çıkardım. Yorumlarını okuyucu kardeşlerime bırakıyorum. 

“Böylece kitabı sana Arapça olarak (senin dilinde) hükümlendirdik. Eğer sana gelen bunca ilimlerden sonra, onların (ayetlerin bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr edenlerin) arzularına tabi olursan, kendin için Allah’dan başka, ne bir sahip, ne de seni koruyan birisini bulabilirsin.”(13 Rad 37) 

“Biz dileseydik onun şanını yüceltirdik. Ancak o, yeryüzünde ölümsüz olmak isteyerek arzularına uymuştu. Onun misali, üzerine yürüsen de, yürümesen de dilini çıkartarak soluyan köpeğin durumu gibidir. Ayetlerimizi yalanlayan topluluğun misali de böyledir. Artık bu kıssayı anlat, belki düşünürler.”(7 Araf 176)

“De ki, ‘Allah’dan başka yardıma çağırdıklarınıza kulluk etmem, kesinlikle bana yasaklandı.’ De ki, ‘Sizin arzularınıza (hevanıza) uymayacağım, eğer ben size uyarsam sapkınlardan ve doğru yoldan uzaklaşanlardan olurum.”(6 Enam 56) 

“Size ne oluyor da Allah’ın ismi anılarak kesilmiş hayvanların etlerini yemiyorsunuz. Hâlbuki size zaruretlerin dışında nelerin haram olduğu, ayrıntılı olarak açıklanmıştı. Buna rağmen pek çoğu bilgisizce, arzularına (hevalarına) göre insanları saptırıyorlar. Rabbin haddini aşanları en iyi bilendir.”(6 Enam 119)

“De ki “Allah bunu haram etti dediğinize dair, şahitlik edecek şahitlerinizi getirin.” Eğer şahitlik ederlerse, onlarla beraber sakın şahitlik etme, ayetlerimizi yalanlayanların ve ahiret gününe inanmayanların arzularına (hevalarına) uyma. Onlar Rablerine başkalarını denk tutuyorlar.”(6 Enam 150)

“Öyle ise onların arasında Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmet ve onların isteklerine (hevalarına) uyma, Allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni yanıltmalarından dolayı, onlardan kendini koru. Eğer onlar Allah’ın hükümlerinden yüz çevirirlerse, şunu bil ki, Allah yaptıkları günahlardan dolayı onları cezalandırmak istiyor. İnsanların pek çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.”(5 Maide 49)

“Biz İsrail oğullarından sağlam bir söz almıştık ve bundan dolayı onlara elçiler gönderdik. Elçiler ne zamanki onların arzularına (hevalarına) uymayan bir şeyleri getirdiğinde, bir grup elçileri yalanladılar ve bir grubu da elçileri öldürdü.”(5 Maide 70) 

“De ki: “Ey kitap ehli! Dininizde haksız yere hileli yollarla (insanları) aldatmayın. Daha önce sapıtmış olan ve pek çok kimseleri de saptırmış, şu anda yolların en kötüsü içinde bocalayan bir toplumun arzularına (hevalarına) uymayın.”(5 Maide 77)

“Ondan sonra da elçiler gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya güçlü deliller verdik ve kutsal Ruh (Cebrail) ile destekledik. Ne zamanki elçiler, nefislerinizin (hevalarınızın) onaylamadığı şeyleri getirdiklerinde, hemen kibirlendiniz, elçilerin bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını da öldürdünüz.”(2 Bakara 87)

“Yahudi ve Hıristiyanlar, onların dinine tabi olmadıkça senden razı olmazlar. De ki “Muhakkak ki Allah’ın gösterdiği yol, en doğruya ileten yoldur.” Sana gelen bilgiden sonra onların arzularına (hevalarına) uyarsan, Allah’a karşı ne bir koruyucu ve ne de bir yardımcı bulabilirsin.”(2 Bakara 120)

“Sen, ehli kitaba her türlü mucizeleri getirsen de senin kıblene tabi olmazlar. Sen de onların kıblesine tabi olacak değilsin. Onların bir kısmı da, diğerlerinin kıblesine tabi olmazlar. Sana gelen ilimden sonra, onların arzularına (hevalarına) uyarsan, o zaman sen de zalimlerden olursun.” (2 Bakara 145)

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal