Ersin Ertuğrul Satan yazdı: “Bütünlüğü Muhafaza Edebilen Bir Bilinç”

Ersin Ertuğrul Satan yazdı: “Bütünlüğü Muhafaza Edebilen Bir Bilinç”

“Yaşadığımız inançsal ve amelî/fiilî/siyasî zikzaklar tevhidî perspektif zaafının sonucu olarak değerlendirilmeli diye düşünüyoruz. Bu hâli, hakikatin bir ayağı eksik kalmış, bırakılmış bir söylem olarak tanımlamak yerinde olur.”

Bütünlüğü Muhafaza Edebilen Bir Bilinç

Ersin Ertuğrul Satan

Bütünlük şuurunu diğer bir ifadeyle tevhidî perspektifi gözeterek düşünmek, konuşmak sıradan, az bir iş değildir. Bu hususiyete sahip olabilmek içinse illa ki külliyatlara varan birikime haiz olmak da gerekmeyebilir. Lakin gerekli olan bir şey varsa o da şudur, deyim yerindeyse “uyanık olmak”. Zîra uyanık olan bir kimse ancak âfakı ve enfüsü gözlemler. Böylelikle ilk adımı atmış olur. Sonrasıysa bu adımın gerisini getirmekle irtibatlı…

Özelde Türkiye’de, genelde ise tüm zamanlarda tüm Müslüman beldelerde rastlanabilecek ortak bir vakıa söz konusu. Allah’ın varlığı, birliği, tekliği ve bu bağlamdan beslenen adalet, merhamet, vahdaniyet gibi temel ilkelerin dillendirilmesi(inanmak) ve hayatta karşılığını bulma, var etme çabası(yaşamak, siyaset) olarak niteleyebileceğimiz iki temel başlıktan bahsedebiliriz. Söz konusu bu iki başlıktan yalnızca biriyle, müstakil olarak ilgilenmemek gerekiyor. Zira tevhid dediğimiz mefhum bir bütünlük anlayışını ifade eder. O halde Allah’ın varlığının-birliğinin-tekliğinin dile getirilmesiyle(inanmak) bu dillendirmenin hayatta karşılığını var etme çabasının(siyaset) birbirinin tamamlayıcı cüzleri olduğunu söylemek gerekecektir. İşte bu gereklilik bu iki cüzün birlikte kuşanılması sonucunu doğurur. Lakin başta da ifade ettiğimiz üzere özelde Türkiye’de, geneldeyse tüm Müslüman beldelerde rastlanılan ortak manzara bu iki cüzün birlikte/tevhid edilmesi değil ayrı ayrı bayraklaştırılmasıdır. Bu bir parçalanmışlıktır.

Yaşadığımız inançsal ve amelî/fiilî/siyasî zikzaklar da yukarıda zikrettiğimiz tevhidî perspektif zaafının sonucu olarak değerlendirilmeli diye düşünüyoruz. Bu hâli, hakikatin bir ayağı eksik kalmış, bırakılmış bir söylem olarak tanımlamak yerinde olur. Karşı karşıya kaldığımız bu parçalanmışlık sorunudur. Nitekim olan biten sorunların kökeninde bu parçalanmışlığın olduğunu düşünüyoruz. Yani Allah’ın varlığını-birliğini-tekliğini dile getirebilen kimseler bu anlayışın gerektirdiği pratiği, siyaseti tespit edememekte, dile getirememektedirler. Hatta bu olumsuz surecin neticesinde, son ilahi hitapla ümit ışığı olabilecek bir nüve/topluluk olarak nitelendirilen Müslümanlar, mevcut sistemin, işleyişin adeta payandası olabilmekte. Dahası konjonktürel, dönemsel olarak yaşanan gelişmeler sonucunda Müslümanlar mevcut sistemin işletmeciliğini dahi üstlenebilmektedir. Oysa Müslümanların tarihinde çoğunluğa dahil olmayan hikmet, ilim, farkındalık sahibi insanların varlığı hep bu “intibakın” geçersizliğini, tevhidi perspektifin hiç bir şekilde parçalanamayacağını gösterir. (Erken dönemlerde İmam Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Ahmed b. Hanbel vd iktidar karşısındaki duruşlarına bkz.)

Sonuç olarak diyoruz ki, fikir, inanç, iman ile fiil, amel, siyaset birbirinden ayrılmayacak bir bütünlüğü ifade eder. Yazıda da bunu ifade etmeye çalıştık. O halde Müslümanların, siyasal bir birliktelik anlamında Müslümanlarla birlikte hareket eden(ümmet olan) gayri Müslimlerin perspektiflerini yeniden gözden geçirmeleri hayati önem taşımaktadır. Ki değiştirmekle, ıslah etmekle mükellef oldukları düzeneği değiştirmede üstlenmeleri gereken tavrı takınsınlar, mevcut işleyişin bir parçası olmasınlar.

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal

1 Yorum

  • mbozac
    1 Nisan 2018, 18:13

    kardeşim hoş geldin… devamını bekleriz… ‘uyanık olmak’ nitelemesine karşı uyanık olmak temennisiyle…

    Yanıtla