“Ekinin işini büyük oranda bitirdik, neslin işini bitirmeye de az kaldı!”

“Ekinin işini büyük oranda bitirdik, neslin işini bitirmeye de az kaldı!”

Gıda ve tarım sektöründe dönen oyunların, “aile” konusunda da döndüğünden şüpheniz olmasın. Bu sürecin “kadın hakları”, “istismar” gibi çok ikna edici argümanları var. Dindar/muhafazakar kitleler ya (reddedilmesi mümkün olmayan verilerin de desteklediği gibi!) bir değişimi/yenilenmeyi tercih etmek ya da “cinsel istismar”, “kadına şiddet” töhmetiyle yaşamak arasında bir seçime zorlanacaklardır.

ABD’nin Türkiye’deki kadına ve cinsel istismar olaylarına yönelik ilgisine dikkat çeken Mücahit Gültekin, İslami Analiz’deki yazısında bunun altında yatan gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışıyor. Ekinin ve neslin bozulmak istendiğine ve başarı da sağlandığına vurgu yapıyor Gültekin ve biraz düşünmeye davet ediyor.

Gültekin’in işte o yazısı:

17 Mayıs 2014 tarihinde İzmir’in Menderes ilçesinde bir ilkokulda 6 çocuğun cinsel istismara uğradığı öne sürüldü. Olayı açığa çıkaran Saadet Öğretmen’i (Saadet Özkan) bu olaydan 3 yıl sonra ABD Türkiye Büyükelçiliği aradı. ABD Dış İşleri Bakanlığı Saadet Öğretmen’e ödül vermek istiyordu.

29 Mart 2017 tarihinde Saadet Öğretmen ödülünü ABD’nin yeni başkanı Trump’ın eşi Melania Trump’ın elinden aldı.[1] Törende ABD Dış İşleri Bakan Yardımcısı Thomas Shannon da hazır bulunmuş ve Özkan’ı şu sözlerle tanıtmıştı: “Saadet öğretmen yetkililerden gelen baskılara, öteki öğretmenlerden gelen tehditlere karşın sesini kısmadı. Kendisi cesareti ve kararlılığı, adalet arayışı ve siyasi baskılara karşı direnişi nedeniyle bu ödüle layık görüldü.”.[2]

Ödülün adı: “Uluslararası Kadınlar Cesaret Ödülü”ydü. 2007’de Dünya Kadınlar Günü’nde verilmek üzere Condoleezza Rice tarafından ihdas edilen bu ödül[3], kendi ülkelerinde, kadına şiddet, cinsiyet ayrımcılığı ve cinsel istismar gibi konularda “korkusuzca” mücadele gösteren kadınlara veriliyordu. Türkiye’den bu ödülü ilk olarak 2012’de CHP milletvekili Şafak Pavey almıştı. Ona da ödülünü, Obama’nın eşi ve Hillary Clinton birlikte vermişti. Bu arada Özkan’ın, “eğitimci ve cinsiyet eşitliği” dalında “cesur” bulunduğunu da ekleyelim.

2017’de Türkiye’yle birlikte “cesaret ödülü” verilen diğer ülkeler şöyleydi: Bangladeş, Botswana, Kolombiya, Kongo, Irak, Nijer, Yeni Gine, Peru, Sri Lanka, Suriye, Vietnam ve Yemen…

11 yıldan bu yana verilen ödüllerin hangi ülkelere gittiğine bakıldığında karşımıza ilginç bir tablo çıkıyor: “Cesur kadınların” neredeyse tamamı Ortadoğu, Afrika, Asya ve Güney Amerika ülkelerinden seçilmiş. Afganistan, Irak gibi ülkeler özellikle öne çıkıyor. Bugüne kadar ödül alan 100 bayanın yaklaşık yarısı Müslüman. Batı Avrupa’dan sadece Fransa ödül almış görünüyor. Fransa adına ödül alan isim ise Fas asıllı bir Müslüman olan Latifa bin Ziyate. Bu tablodan da anlaşılıyor ki, “cesur kadın” olmanın bir coğrafyası var.

İşin ilginci Saadet öğretmen First Lady’den ödülünü almadan iki hafta önce ABD’de Cumhuriyetçi Senatör Ralph Shortey’in bir “erkek çocukla” yakalandığı iddia edilmiş ve kefaletle serbest bırakılmıştı.

5 ay önce ise (Kasım 2016) Pizza Gate skandalı patlak vermişti. Clinton ailesi, Barack Obama, John Podesta (Clinton’un kampanya danışmanı) George Soros gibi isimlerin geçtiği skandalda, Comet PingPong adında bir pizza firmasının pedofili partileri organize ettiği iddia ediliyordu. İddiaların üzerine gidilmediği gibi, gerek Avrupa gerekse ABD medyasında sıkı bir sansür uygulandı.[4]

Dahası, ABD’de pedofilik bir STK olan NAMBLA 1978’den beri New York ve San Fransisco gibi şehirlerde yasal olarak faaliyetlerini sürdürmekte, düzenli dergi çıkarmaktadır. Çocuklarla cinsel ilişkiyi savunan PNVD partisinden ise daha önceki yazılarımızda bahsetmiştik. Bu yapılara kimsenin dokunmaması bir yana, PNVD, AB Lahey Bölge Adalet Divanı tarafından da onay görmüştür.

Şüphesiz, cesaretin bir coğrafyası olduğu gibi, bir sınırı da var.

*

ABD’nin Türk kadınına ilgisi yeni değil. 1950 yılında kurulan Türk-Amerikan Kadın Derneği, faaliyetlerini kesintisiz devam ettiriyor. 2015 yılında derneğin 65. yılını kutlamak için bir araya gelen Türk ve Amerikalı kadınların arasında dönemin ABD Büyükelçisi John Bass’ın eşi Holy Holzer Bass da vardı.[5]Aynı Holy Bass, 9 Haziran 2017’de Saadet Özkan’ı ABD elçiliğinde istismar vakalarını açığa çıkarma “cesaretinden” dolayı ağırlayacak ve Saadet Öğretmen’e üzerinde “korkusuz” yazan bir bileklik hediye edecekti.[6]

Peki, ABD Türkiye’deki cinsel istismar vakalarıyla niçin böylesine yakından ilgileniyor? Bu ilginin son zamanlardaki güncelleme tartışmalarıyla bir ilgisi olabilir mi?

“ABD Türkiye’de kadın haklarına, çocuk haklarına önem veriyor.” gibi cevaplara inanmak, ABD’nin diktatörlükle yönetilen ülkelere demokrasi getireceğine inanmak gibi bir şey olur.

Diğer olası cevapları şöyle özetleyebiliriz:

1. Ödül verilen bayanlar; ödül töreninde, davetli olarak gittikleri üniversitelerde ve medya kuruluşlarında verdikleri mücadeleyi anlatırken, aynı zamanda yaşadıkları ülkenin içler acısı halini de anlatmış oluyorlar.[7] Şüphesiz “içimizden birinin” bu coğrafyaya ilişkin çizdiği tablo, ABD’nin kıtalar ötesindeki “insan hakları ve demokrasi” mücadelesine ilişkin kendi kamuoyuna yönelik “ikna” işlevi görüyor. Amerikan halkı ABD’nin Irak’ta, Somali’de, Suriye’de vs. niçin bulunması gerektiğini daha bir iyi anlamış oluyor. Shannon’un ifade ettiği gibi “yetkililerden gelen baskılara” direnen Saadet Öğretmen’in (ve diğerlerinin) ülkesine insan haklarının gelmesi için ABD’nin yapması gereken çok şey olduğuna ilişkin bilinç artıyor. Dahası, Batılı kamuoyu kendi medeniyetleriyle bir kez daha gurur duyuyor ve oryantalist muhayyile pekiştiriliyor; Beyaz Adam’ın “öğretmen rolü” tahkim ediliyor.

2. Josef Stalin’e atfedilen bir sözde şöyle deniliyor: “1 kişi ölürse trajedi, 1 milyon kişi ölürse istatistik olur.”. Etkili bir propagandanın sayılardan değil, “kişisel hikayeler”den geçtiğini bilen uzmanlar, hedef ülkelerin coğrafyalarından trajik öykülere odaklanıyor. Bunun çok bilinen bir örneği Pakistanlı Malala Yusufzai’dir. Taliban ateşiyle yaralandığı öne sürülen Malala’ya 2014’te Nobel Barış ödülü verildikten sonra tam anlamıyla, küresel bir ikon haline geldi.[8] Diğer bir örnek ise Kuzey Kore’den kaçtığı öne sürülen Yeonmi Park’ın yaptığı konuşmadır.[9] Başka bir örnek, aynı zamanda İran vatandaşı olan Betty Mahmudi’nin hikayesidir.[10]

Böylesi hikayeler, bir film tadı veriyor[11] ve genellikle bir “kahraman” var ediyor. Kahramanın dramatik hikayesi kamuoyunda duyguları harekete geçiriyor ve akılda kalıcı oluyor. Bu kahramanların hikayesi, sadece kendilerini değil ülkelerini de temsil eden bir algıyı Batılı kamuoyuna yerleştiriyor. Dolayısıyla “tek bir kişi” üzerinden bir ülke tasviri de çizilmiş oluyor. Bizimkilerin böylesi ödüllerle mutlu olup, gurur duyması ise ayrıca incelenmesi gereken bir ruh hali.

3. Çocuklara yönelik cinsel istismar, kuşkusuz insanlığını yitirmemiş her kişide öfke ve nefret duygularını harekete geçirir. Türkiye’de özellikle son birkaç yıldır, iki şey bir arada oluyor: Bir taraftan “cinsel istismar” haberleri artıyor, diğer taraftan ise, bazı hoca efendilerin “cinsellik, küçük yaşta evlilik vs.” temalı konuşmaları (ki bazılarının 3-4 yıl önce yapılmış olduğu dikkate alınırsa, bu hoca efendilerin konuşmalarının geriye dönük olarak dikkatle incelendiği düşünülebilir) kamuoyu gündemine getiriliyor. Dolayısıyla, “fail” ve “faillerin eylemlerinin beslendiği zihniyet” arasında eş zamanlı bir ilişki kuruluyor. Diğer bir ifadeyle, “dindarlık/muhafazakarlık” cinsel istismarı ya hoş gören ya da “mahremiyet” örtüsünün altında mütemadiyen üreten bir olgu olarak kodlanıyor. Bu tablo, dindar kitle üzerinde “mahcubiyet” ve “suçluluk” gibi, değişimin çok güçlü iki psikolojik dinamiğini harekete geçiriyor.

Bu noktada Shannon’un, “siyasi baskı” ve “öteki öğretmenlerden gelen tehditlere karşın sesini kısmadı.” vurgularının önemine dikkat çekmek gerekiyor. Bu vurgular Türkiye’de cinsel istismarın “toplumsal” ve “kurumsal” bir olgu olduğuna, yaygınlığına işaret etmektedir. Kaldı ki, Saadet Öğretmen de katıldığı programlarda bunun altını özellikle çiziyor.[12]

Dolayısıyla, dindar/muhafazakar kitleler ya (reddedilmesi mümkün olmayan verilerin de desteklediği gibi!) bir değişimi/yenilenmeyi tercih etmek ya da “cinsel istismar”, “kadına şiddet” töhmetiyle yaşamak arasında bir seçime zorlanacaklardır. Bu seçim, 28 Şubat sonrası, dindar muhafazakar kitlenin ya Yenilikçi kanadı tercih etmesi ya da “Milli Görüş töhmetiyle” yaşamasına benzer bir paradoksu hatırlatmaktadır.

4. Türkiye’nin önünde artık bir “cinsel istismar dosyası” var. Bu dosyanın, hukuki, siyasal ve eğitimsel sonuçlarıyla karşılaştık/karşılaşacağız. Eğitimsel açıdan, “cinsel eğitim” yaşının düşürülmesi zaten konuşuluyor. Verilecek cinsel eğitimin hangi kültürel/ideolojik temellere dayanacağını tahmin etmek sanırım zor olmasa gerek. Diğer taraftan, hoca efendilerin konuşmalarını “hoca efendilerden” bağımsız olarak düşünmek gerekiyor. Zira, konuşmacılar kadar, bu konuşmaların dayandığı metinler de gündeme geliyor. Bu metinlerin tartışılması doğal bir şeydir ve bazı aydınlar, uzmanlar, alimler zaten çok uzun yıllardan bu yana böylesi bir tartışmayı yürütüyor. Özellikle, kadını aşağılayan, tahfif ve tahkir eden türden pek çok tashihe muhtaç yerleşik yargı olduğu açıktır.

Ancak asıl önemli olan, bu tartışmaların nerelere kadar evrileceği ve ne tür politik çıktılar vereceğidir. Anladığım kadarıyla, el-Kaide/IŞİD gibi yapılar nasıl ki, “hoşgörü” söylemini motive ettiyse, sözünü ettiğimiz türden konuşmalarla eşzamanlı yürüyen istismar haberlerinin yarattığı infial de “kadın”, “erkek”, “çocuk” ve “aile” algısını yeniden dizayn etmeyi gerektirecektir. Sadece yasal düzenlemelerden bahsetmiyorum. Zira bunların önemli bir kısmı zaten yapıldı.

Fakat, sözünü ettiğim yasal düzenlemelerle dindar/muhafazakar kitle arasında bir uyum sorunu var. Güncelleme tartışmalarıyla birlikte, bu uyum sorunu da zaman içinde aşılabilir.

*

Gıda ve tarım sektöründe dönen oyunların, “aile” konusunda da döndüğünden şüpheniz olmasın.

Gıda ve tarım alanında Türkiye ve “3. dünya” ülkeleri nasıl ki, kendi tohumundan, toprağından ve yerel üretiminden koparılmışsa, aileler de birbirlerinden ve kendi çocuklarından koparılacaktır. Onları yetiştiremeyecek, eğitemeyecek, hatta çocuklar büyürken onların yüzünü görmeye bile hasret kalacaklardır (çocukları olursa tabii).

Bu sürecin “kadın hakları”, “istismar” gibi çok ikna edici argümanları var.

Klasik metinlere dayanarak yapılan kimi konuşmalar, bu argümanlara “Anlatmaya gerek yok. Görüyorsunuz!” kabilinden bir destek sunuyor.

Geçmişte, Türkiye’nin kendi kendine yeten bir “tarım ülkesi” olduğunu söyler, “hayvancılığıyla” övünürdük. Övündüğümüz bir şey daha vardı: “Güçlü aile yapımız.”

Ekinin işini büyük oranda bitirdik, neslin işini bitirmeye de az kaldı.

Bu işin cemaatlere yansıyan boyutu da, muhtemelen daha fazla bölünme olacak; parçalanmışlık artacak. Bireysel dindarlığın yıldızı daha çok parlayacak. Yeni tartışmalar, kadını aileden kopardığı gibi, kadını cemaatlerden de koparacak. Özellikle, yeni nesil genç kızların herhangi bir cemaatle ilişkilenme ihtimali azalacak. Cemaat içi evlilikler ve bunun sonucu olarak geleneksel cemaat atmosferinde yetişen çocukların sayısı azalacak. Muhtemelen bir kaç nesil sonra, Hıristiyanlıkta olduğu gibi binlerce seküler yönelimli tarikat göreceğiz. (Alev Alatlı bir söyleşinde 2015 itibariyle Batı’da 43 bin civarında Hıristiyan tarikat olduğunu, 2020’ye kadar bunların sayısının 50 bini aşacağını, TV yıldızı Oprah Winfrey’in kendi kilisesi olduğunu söylemektedir).[13]

Üstelik her şey kendi elimizle oluyor/olacak.

İşin dramatik tarafı, “güncelleme” tartışmalarının her iki tarafının da böyle bir sonuca (farkında olarak ya da olmadan) destek veriyor olmasıdır.

Kimi kime şikayet edeceğiz?

 

[1] Ödül törenini şuradan izleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=SoWs4GN-8wM

[2]http://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-39440359

[3] Rice’ın katıldığı ilk ödül töreni için Bkz. https://2001-2009.state.gov/r/pa/ei/pix/2007/mar/81585.htm

[4] Pizza Gate skandalıyla ilgili çok şey yazılıp çizildi. Wikileaks konuya ilişkin siyasi elitin yazışmalarını basına sızdırdı. Ancak, ortaya konulan verilerin üzerine gidilmedi. Konunun doğruluğunu araştıran teyit.org iddiayı “belirsiz” kategorisinde sınıflandırmaktadır.

[5]http://www.aksam.com.tr/yasam/turkamerikan-kadin-derneginin-c265-yilina-ozel-etkinlik/haber-407466

[6]https://tr.usembassy.gov/tr/holly-holzer-bass-uluslararasi-cesur-kadinlar-odullu-saadet-ozkan-ile-bulustu/

[7] Bir örnek için Saadet Özkan’ın JeffWeeks’e verdiği mülakatı şu linkten izleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=ijZaYwO6NgU

[8] Malala için National Geographic’in hazırladığı site için bkz.http://www.benimadimmalala.com/malala-kimdir

Malala’nın Nobel Barış Ödülü konuşması için bkz. https://www.youtube.com/watch?v=MOqIotJrFVM

Malala’nın Dünya Ekonomik Forumu’ndaki konuşması için bkz. https://www.youtube.com/watch?v=5ErrQWp_xh0

Late Show’daki programı için bkz. https://www.youtube.com/watch?v=y1O2B7Y-fiA

Malala’nın BM’deki konuşması için bkz. https://www.youtube.com/watch?v=74GawhHMTv8

Malala’nın Türkçe’ye de çevrilmiş “Ben Malala” isimli bir kitabı da bulunmaktadır.

[9] Konuşma için bkz. https://www.cnnturk.com/video/dunya/sosyal-medya-kuzey-koreden-kacan-kizin-anlattiklarini-konusuyor

[10]Betty Mahmudi’nin hikayesi için bkz. https://www.youtube.com/watch?v=u3Pgwb7po2w

Ayrıca Mahmudi’nin hikayesi “Kızım Olmadan Asla” adıyla yayınlanmış ve beyaz perdeye de aktarılmıştır.

[11] Bu kişisel hikayelerin doğruluğu ya da yanlışlığı ayrı bir tartışma konusudur.

[12] Burada şunu söylemekte fayda var: Türkiye’de cinsel istismar vakalarının yaygın olup olmadığı, kimler tarafından yapıldığı ve bu vakaları besleyen kaynaklar ayrı bir tartışma konusudur. Ben bu yazıda, ABD’nin niçin bu vakalara ilgi duyduğunu anlamaya çalışıyorum.

[13] http://www.dunyabizim.com/soylesi/28157/alev-alatli-cocuklarimiza-dunya-okur-yazarligi-kazandirmaliyiz

İSLAMİ ANALİZ

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal