Muhafazakarlar Neden Devrimi Sevmezler?

Muhafazakarlar Neden Devrimi Sevmezler?

Bu dünya mümkün olabilecek en güzel dünya değildi ve onu daha iyi hale getirmek için kuşkusuz çaba göstermek gerekliydi; ama bir veya bir grup bireyin kavrayabileceğinin ötesinde karmaşık bir dünyada, uygarlığı var eden bu kurum ve değerleri bir yana iterek, salt akıldan hareketle toplumu yeniden kurmaya kalkışmak küstahlıktı.

MUHAFAZAKARLIK

Bünyamin Zeran

Muhafazakarlık, genel olarak iki biçimde anlaşılabilir. Bunlardan ilki, onu bir tutum anlamında kullananların kastettiğidir. Bu anlamda muhafazakarlık, değişime duyulan bir tepkiyi ifade etmek için kullanılır. Ancak değişim karşıtlığını ifade etmek için bu kavramın kullanılması doğru değildir. Çünkü bunun sözlüklerdeki karşılığı “tutuculuk”tur ki bu tutum, liberalinden, muhafazakarından sosyal demokratına kadar pek çok insanda varolabilir.

Bu bağlamda, bir tutumu tanımlamak için başvurulan bu yanlış kullanımın konumuzla ilgisi bulunmamaktadır.
İkincisi ki konumuzla asıl ilgili olanı budur, muhafazakarlığın bir fikir ve bir ideoloji olarak sahip olduğu anlamı ifade eder. Bu anlamda muhafazakarlık, insanın akıl, bilgi ve birikim bakımından sınırlılığına inanan, bir toplumun tarihsel olarak sahip olduğu aile, gelenek ve din gibi değer ve kurumlarını temel alan, radikal değişimleri ifade eden sağ ve sol siyasi projeleri reddederek ılımlı ve tedrici değişimi savunan ve siyaseti, bu değer ve kurumları sarsmayacak bir çerçeve içinde sınırlı bir etkinlik alanı olarak gören bir düşünce stili, bir fikir geleneği ve bir siyasi ideolojidir.

Varolan durumu koruma eğilimi olarak muhafazakarlık -Samuel Huntington’un buna “durumsal muhafazakarlık” der. İnsan doğasının temel özelliklerinden biri olduğu gibi hemen her ideolojide bulunan bir özelliktir. Bu anlamda “sosyalist” muhafazakarlıktan, “bürokratik” muhafazakarlıktan bahsedilebilir.

Diğer taraftan liberalizm ya da sosyalizm kadar net olmasa da kapsamlı bir insan ve toplum anlayışına dayalı bir doktriner diyebileceğimiz bir muhafazakarlık da söz konusudur. Muhafazakarlar, kendi yaklaşımlarını genellikle bir ideoloji olarak görmezler. Onlara göre liberalizm, sosyalizm ve milliyetçilik gibi ideolojiler, akıl yoluyla aklın çizdiği plana göre toplumu değiştirmeye yönelen toplumsal mühendislik projeleridir. Muhafazakarlık tam da soyut prensipler ışığında toplumu değiştirmeyi amaçlayan bu tür projelere karşı olduğu için kendisinin bir ideoloji olmadığı iddiasını dile getirir.

Muhafazakarlık, Aydınlanma Çağı olarak adlandırılan 18. yüzyıldan ve onu izleyen büyük sosyal, siyasi ve iktisadi altüst oluşların eleştirisinden başlatılabilir. En somut sonuçları devrim biçiminde ortaya çıkan bu altüst oluşlar arasında özel bir önem taşıyan Fransız Devrimi, Aydınlanma döneminde belirginleşen ve onun felsefi temellerine eleştiri getiren çok sayıda düşüncenin, iç tutarlılığı olan bir ideoloji oluşturacak biçimde bir araya getirilmesinin siyasi şartlarını sağlayan bir dönüm noktasını ifade etmektedir. Bu bağlamda muhafazakarlık, Fransız Devrimi’ne duyulan tepkiyle, bu devrimin felsefi ve fikri temellerini hazırlamakla suçlanan Aydınlanma filozoflarının fikir ürünlerine yöneltilen eleştirilerin vücuda getirdiği bir düşünce geleneği ve bir ideoloji olarak ortaya çıkmıştır.

Fransız devrimi ve onun arka planındaki Aydınlanma felsefesinin sorgulanması Avrupa’da muhafazakarlığın ortaya çıkışını tetikleyen temel siyasal olgudur. Muhafazakarlığın babası sayılan Edmund Burke, tezlerini Fransız Devrimi’nin eleştirisi üzerinden açıklamaya çalışmıştır. Muhafazakarlara göre, insan aklının gücü abartılmamalıdır. İnsan asla mükemmel olmayacak kusurlu bir yaratıktır. Dolayısıyla toplum da hiç bir zaman mükemmel ya da kusursuz olmayacaktır.

Muhafazakarlara göre toplumu aklın bulunduğu ilkelere göre yeniden şekillendirme girişimi, büyük bir başarısızlıkla sonuçlanmaya mahkumdur. Muhafazakar felsefe, geleneksel değerleri koruma hedefi uğruna değişimi durdurmayı denemeyi düşünmez, onun kaçınılmaz olduğuna inanır. Önemli olan değişimin hızıdır. Madem değişme kaçınılmazdır bu tedrici/ılımlı olmalıdır. Muhafazakarlar gideni yeniden geri getirmeyi, eskiyi geri getirmeyi amaçlayan reaksiyoner veya gerici gelenekten de çoğu zaman ayrılır. Geleneği koruyarak değişmek temel muhafazakar slogandır. Muhafazakar felsefe; din, ahlak, aile ve bazı durumlarda devlet gibi kurumların sosyalleşme süreciyle sosyal düzenin sürdürülmesinde aktif rol almalarını ister.

Devlet tarafsız olamaz. Bu felsefenin arka planında insanların eşit yaratılmadığı ve buna uygun olarak da eşit muameleye tabi tutulamayabileceğini savunan hiyerarşik toplum anlayışı yatar. Birçok muhafazakar kanun önünde eşitlik ilkesini kabul eder. Ancak yine de bu ilkeye liberaller gibi yaklaştıklarını söylemek zordur. Muhafazakarlar, varolan geleneksel hiyerarşilerden, statülerden, rahatsızlık duymaz. Herkesin hakları ve sorumlulukları vardır. Bunların yeni kuşaklara öğretilmesi ve uymayanların uyarılması gerekir.

Muhafazakar felsefe için özel mülkiyet kutsal değildir fakat çok önemlidir. Mülkiyet kişinin kendisi ve ailesi için küçük ve özel bir dünya yaratmasını kolaylaştırır, güvenlik hissi verir. Keyfi siyasi müdahaleler söz konusu olduğunda sığınılacak bir kale görevi görebilir. Özel mülkiyet savunusu muhafazakarlarla liberalleri birbirine yaklaştıran bir ortak noktadadır.

Liberallerden farklı olarak muhafazakarlar, siyasi otorite ve devleti çok önemser, bunları liberaller gibi gerekli şeytan olarak görmez ancak bu devlete mutlak güven anlamına da gelmez. Devlet çoğu zaman mistik anlamlar da yüklenen bir mekanizmadır. Devletin iktisadi hayata müdahalesi söz konusu olduğunda liberallere göre çok daha fazla devletçi bir çizgiden yanadır. Devlet, yoksulları korumalı, sosyal harcamaları artırmalıdır, yoksa zengin yoksul uçurumu sistemin tamamını tehdit edebilir. Üst sınıfların da -hakları kadar- sorumlulukları vardır. Ancak bu devletin iktisadi hayatı kontrol etmesini talep etme aşamasına kadar gelmez.

John Kekes’e göre “Muhafazakârlık siyasal bir ahlaktır. Siyasaldır çünkü bir toplumu iyi yapan siyasal düzenlemeleri amaçlamaktadır, ahlakidir çünkü bir toplumun, içinde yaşayan insanlara iyi -başkalarını hoşnut eden ve yararlı- yaşamlar sürmesini sağlaması halinde, o toplumun iyi olduğunu kabul eder. Kısmen, muhafazakârların muhafaza edilmesi gereken bir kısım siyasal düzenlemelerle ilgili sık sık birbirleriyle ihtilafa düşmeleri gerekçesiyle, liberalizm ve sosyalizm gibi muhafazakârlığın da farklı versiyonları bulunmaktadır. Bununla birlikte, düzenlemelerin lehinde veya aleyhinde olmalarının nedenleri, düzenlemelerin ait olduğu toplumun geçmişinde bulunabileceğinden aslında aralarında hiçbir anlaşmazlık bulunmamaktadır. Bu, muhafazakârların toplumun varsayımsal bir sözleşmeden veya hayali ideal bir düzenden veya tüm insanlık için yararlı olduğu sayılan şeylerden oluştuğu fikrini inkâr etmelerine sebep olmaktadır. Yukarıda sayılanlar ve diğer alternatifler yerine, muhafazakârlar bugünkü hayatlarında ve gelecekte yaşamak istedikleri hayatın nasıl mantıklı olacağı hususunda, tarihin biçimlendirici etkileri bulunduğu için kendi toplumların tarihlerine bakarlar. Bununla birlikte muhafazakâr tutum, muhafazakâr toplumun tarihsel düzenlemeleri lehine kabul edilip üzerinde düşünülmemiş bir önyargı da değildir. Muhafazakârlar, tarihin iyi yaşamlara yararlı olduğunu gösterdiği düzenlemelerin korunması tarafında yer almaktadırlar.

Akılcılık eğilimli muhafazakârlar ile muhafazakâr olmayan ütopyacılar arasında şüpheci muhafazakârlar bulunur. Onların şüpheciliği ancak ya aşırı ya da ılımlı bir biçim alabilir. Aşırı olan fideizmdir (inancılık). Fideizm inanç üzerinde güveni ve aklın reddini içerir. Fideist muhafazakârlar iyi bir toplumun sahip olması gereken siyasal düzenlemelere rehber olarak aklı kabul etmezler. Nedenlerin bilimsel, metafizik ya da sadece deneye dayalı olup olmaması herhangi bir şeyi değiştirmez. Hangi şekilde olursa olsun nedenlere dayanmaya karşıdırlar. Tüm nedenlerin nihai olarak inanç üzerinden kabul edilmesi gerektiğine inanırlar.

Akılcı siyasetin tehlikeli aşırılıkları ile aklın fideist reddi arasında şüphecilik ılımlı bir biçim alır. Bu görüşe sahip muhafazakârlar, gerçekte ahlaki bir düzen olduğunu inkâra gerek görmezler. Onlar sadece bu güvenilir bilgiye sahip olabilmeyi inkârda kararlıdırlar. Şüpheci muhafazakârlar sorunların çözümündeki çabaların başarısından çok insan yanılabilirliği üzerinde durmuşlardır. Vahiy, dini metinler ve sonsuz hakikatin bilgisini ikna edici delil ihtiyacı içinde düşünürler. Bu iddiaları sadece onları desteklemeye elverişli birer delil oldukları derecede güvenilir görmektedirler. İddialar onun üzerine dayalı olduğu sürece delil olarak sorgulanabilir. Şüpheci muhafazakarlara göre, tarihsel kayıtlarca da az güvenilir olarak görülen metafizik ve ütopik düşüncelere başvurmaktansa, çeşitli siyasal düzenlemelerin tarihine bakmak daha mantıklıdır.

Bununla beraber şüphecilik muhafazakârları, nedenlerin tarafında veya karşısında olarak, siyasal düzenlemelerin değerlendirmesini inkâr etmelerine yol açmaz. İnkâr ettikleri şey iyi bir nedenin mutlak ve evrensel olmasıdır. Bu muhafazakârların şüpheciliği bu sebeple mantıklı olması mümkün ve arzu edilen bir mantıkla ilgili toptan bir şüphe yerine, kanıtların onları destekleyeceği husus üzerine inançları temel yapmak ve inançların gücü ile kanıtların gücünü orantılı hale getirmektir. Şüphecilikleri metafizik ve ütopik önermelerden siyasal düzenleme sonuçları çıkarmaktır. Siyasi düzenlemelere konu insanların deneyimlerine sıkıca bağlı olmalarını istemektedirler. Bu deneyimler kaçınılmaz olarak tarihsel olduğundan, şüpheci muhafazakârlar tarihte destekleyici kanıt aramaktadırlar. Halkın paylaşmadığı vücudun deliklerinde cinsel zevkin mümkün olduğu veya ütopyacı ideallerle uyumlu olacak temelde insanların arzularını değerlendiren metafizik önermelerinden sonuç çıkarmaya çalışmazlar. Şüphecilik böylece deneyimlerin ötesinde yatan spekülasyonları temel alarak ve toptan mantığa güvensizlik nedeniyle makul siyasal düzenlemeler yapılması yönündeki tüm çabalara şüpheyle bakarak tehlikelerden kaçınır.

Muhafazakârlar iyi yaşamı destekleyecek siyasal düzenlemelerde kararlıdırlar, bu yüzden iyi yaşamın ne olduğu, hangi yükümlülükler, erdemler ve tatminlerin değerli olduğu konusunda görüş sahibi olmalıdırlar. Yaşamlarını iyi yapan değerler hakkında bir bakışları olmalıdır. Ancak değerlerin farklı olduğu görünmektedir. Sayısız yükümlülük, erdem ve tatmin, onları birleştiren ve ayrı ayrı önemini değerlendiren sayısız yol vardır ve bu sebeple yaşamları iyi yapan sayısız yolun olduğu görülmektedir. Belirli siyasal düzenlemeler veya onlara karşı olarak sunulabilen nedenler üzerinde temel bir etkisi olduğu için muhafazakârların değerlerin farklılığına ilişkin bir bakışları olmalıdır. Sorun, geniş bir şekilde kabul gören ancak, karşılıklı olarak birbirlerini dışlayan üç görüşün olmasıdır: mutlakiyetçilik, görecelilik ve çoğulculuk.

Muhafazakarlar Neden Devrimi Sevmezler?

İnsan doğasına ilişkin liberal veya sosyalist iyimserliği reddeden muhafazakarlara göre, insanın ve toplumun tarihten, tecrübeden, dinden, gelenekten bağımsız olarak, salt akla dayanılarak mükemmelleştirilmesi imkansızdı. Bu dünya mümkün olabilecek en güzel dünya değildi ve onu daha iyi hale getirmek için kuşkusuz çaba göstermek gerekliydi; ama bir veya bir grup bireyin kavrayabileceğinin ötesinde karmaşık bir dünyada, uygarlığı var eden bu kurum ve değerleri bir yana iterek, salt akıldan hareketle toplumu yeniden kurmaya kalkışmak küstahlıktı. Dahası, buna kalkışmak, başka bir ifadeyle, bazı yönleriyle insanüstü bir yapı ve işleyişe yukarıdan müdahale ederek onu yeniden biçimlendirmeye kalkışmak, sadece faydasız bir girişim olarak kalmayıp, aynı zamanda zararlı da olacaktı. Yapılması gereken, yeryüzüne cenneti getirmek için yola çıkıp onu sonuçta cehenneme çeviren Kartezyen rasyonelizme -veya Hayek’in kullandığı bir kavramla “kurucu rasyonalizm”e- dayalı siyasi projelerle mücadele etmekti.

Devrimin toplumsal yapıya müdahalesiyle ortaya çıkacak olumsuz sonuçlar arasında, toplumu yaşayan bir organizma gibi bir arada tutan ve bireye bir sığınak oluşturan ara kurumların tahrip edilmesi tehlikesi de vardı. Fransız Devrimi, lonca gibi bazı kurumları tasfiye ederek, aile gibi diğer bazılarını ise devletin müdahalesine açarak bunu yapmıştı. Bu kurumların ve normların boşalttığı yeri devletin dolduracak olması ise, buna bağlı diğer bir tehlikeyi ifade ediyordu. Burke, “geleneksel toplumsal düzeni yok eden veya ciddi bir biçimde sakatlayan bu yasaların açtığı boşluğu devletin yeni silahlarının dolduracağı uyarısında bulunuyordu.

Devrim ve radikal değişim arzusunun kaynağında, insanın mütevazi akıl kapasitesini kabullenmeyi reddedip, onun gücünü abartarak, dünyayı ona dayalı olarak yeniden biçimlendirmeyi öngören bir zihniyet mevcuttur. Bu zihniyetin temel özelliği, rasyonalizm ve onun siyasete uyarlanması vardır. Siyasetteki rasyonalizmin temel hatası ise, öngördüğü değişimin zorunlu kıldığı yeter bilgi şartını hiçbir zaman yerine getiremeyecek olması, dolayısıyla çok sayıdaki değişkeni ve bunların birbirleriyle ilişkilerini ihmal etmesidir.

Yazının ikinci bölümü:

Muhafazakarlık insana, topluma ve siyasete nasıl bakar?

Venhar Haber

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal