Allah kul hakkını affetmez mi?

Allah kul hakkını affetmez mi?

Kul hakkı, geniş bir kavram. Kulun bedenine ve malına yapılan tecavüzler maddî hukuk, kalp ve ruhuna verilen zararlar ise manevî hukuk olarak değerlendirilmeli. Bu tanım İslami açıdan çok sorunlu bir tanım olmuş. Çünkü kul denilen şeyin insan olduğunu hatırlar isek insanın elbette duyguları bir bedeni, canı, malı, aklı, inançları vardır. Şimdi bu tanımlamalara göre ilişkilerinize

Kul hakkı, geniş bir kavram. Kulun bedenine ve malına yapılan tecavüzler maddî hukuk, kalp ve ruhuna verilen zararlar ise manevî hukuk olarak değerlendirilmeli.

Bu tanım İslami açıdan çok sorunlu bir tanım olmuş. Çünkü kul denilen şeyin insan olduğunu hatırlar isek insanın elbette duyguları bir bedeni, canı, malı, aklı, inançları vardır.

Şimdi bu tanımlamalara göre ilişkilerinize şöyle bir göz atın. Acaba kul hakkına girmeyen bir davranış biçiminiz mevcut mu? Mesela yoldan geçerken bir yayanın üzerine su sıçrattınız ya da bir kimseye ters bir bakışta bulunup onun moralini bozdunuz. Daha da uzatalım, dini konularda yetersiz ilminize ya da bel’am oluşunuza aldırış etmeden ahkâm kestiniz ve dini insanlara yanlış anlattınız ya da Kur’an’daki hükümleri gizlediniz buna da kul hakkı diyecek miyiz? Kötü bir sözden tutun da bir kimsenin parasını çalmaya, hırsızlık yapmaya ya da tartıda hile yapmaya kadar hemen hemen her şey kul hakkını ilgilendiriyor. Peki Kur’an bu konularda hiç hüküm vermiyor mu? Yani bu yapıp edilenlerin bir adı, bu davranışlara karşı verdiği hükümler yok mu?

Elbette var ama adları hiçte kul hakkı diye geçmiyor. Kur’an’da Allah’ın kul hakkını affetmeyeceğine dair de tek bir kelime geçmemektedir. Müslümanlar Kur’an’ı anlayarak kendi dillerinde okumaya karar verirler ise bu gerçeklerden de haberdar olacaklardır.

Allah’ın kul hakkına önem verdiği ve bununla ilgili günahları affetmeyeceğine dair Kur’an’dan alıntılarla yapılanlar ise kişilerin kendi yorumlarından ibarettir. Daha doğrusu olayları atalarından aldıkları uydurma dinlerine uyumlu hale getirme çabalarıdır.

Kul hakkı İslami açıdan affedilmeyecek tek ve en büyük günah da değildir. Allah Kur’an’da açıkça kendisine ortak koşulması dışında bütün günahları dilediğini affedeceğini belirtmiştir.

“Hiç kuşkusuz Allah, kendisine ortak koşma günahını bağışlamaz. Bunun dışında kalan günahları dilediğine bağışlar. Kim Allah’a ortak koşarsa son derece büyük bir iftira günahı işlemiş olur.” (Nisa-48)

Öyle görünüyor ki bu kul hakkı meselesine müdahil olan kimi alimler! ellerine geçirdikleri kimi hadisleri Kur’an’a ters düşüyor diye hadislerle yok saymaya ya da anlamını hadislere uyacak şekilde yorumlamaya kalkışmışlar.

Bu konu ile ilgili birkaç hadis olduğu söylenen söz;

“Şehidin, yere dökülen ilk kanıyla birlikte, kul hakkı dışındaki bü­tün günahları bağışlanır.” (Hadîs No: 2829 Taberânî’nin Kebîri ve Hâkim’in Müstedrek’inden.)

“Kaçmayarak, yalnız Allah’tan sevap bekleyip sabrederek, düşmana karşı durduğun halde öldürülürsen, borçlarından başka bütün günahlarına kefaret olur. Bunu bana Cibril söyledi.” (Müslim)

Şimdi bu hadis olduğu söylenen sözleri yukarıda verdiğimiz Nisa–48’deki Allah’ın sözü ile karşılaştırınız. Öyle ki vahyin Peygamberimize (S.A.V) indirildiğini de düşünürsek herhalde Peygamberimiz (S.A.V) ayete zıt böyle bir sözü söylememiştir.

Üstelik şimdi  rivayet edeceğimiz hadis, yukarıdaki hadisin tam aksi yönündedir. Hz. Peygamber (S.A.V) buyurdular ki: “Bana Cebrâil gelerek ‘Ümmetinden kim Allah’a herhangi bir şeyi ortak kılmadan (şirk koşmadan) ölürse cennete girer’ müjdesini verdi’ dedi. Ben (hayretle) ‘zina ve hırsızlık yapsa da mı?’ diye sordum. ‘Hırsızlık da etse, zina da yapsa’ cevabını verdi. Ben tekrar: ‘Yani hırsızlık ve zina yapsa da ha!’ dedim. ‘Evet, dedi, hırsızlık da etse, zina da yapsa!’ Hz. Peygamber dördüncü keresinde ilâve etti: ‘Ebu Zerr patlasa da cennete girecektir’” (Buhârî, Tevhid 33; Müslim, İman 153, (94); Tirmizî, İman 18, (2646)).

Anlaşılan o ki yukarıda değindiğimiz söz konusu hadislere dayanak olması babında bu hadisleri doğrulayan ayetler de aranmaya çalışılmış. İşte bu kimselerin bu konuya delil olarak öne sürdükleri ayetlerden birisi de Bakara suresinin 188. ayetidir.

Birbirinizin mallarını haksız yollardan yemeyin. İnsanların bir kısım mallarını günah olacak biçimde bile bile yemek için hakimlere peşkeş çekmeyin.” (Bakara–188)

Bu ayet, başkasının hakkı olan bir malı zimmetine geçiren bir adam ile ilgilidir. Adam, bu mal konusunda aleyhinde delil olmadığı için borcunu inkâr ediyor ve bu iddia ile mahkemeye başvuruyor. Oysa haksız olduğunu, günahkâr olduğunu, yediği malın haram olduğunu biliyor.

Bu ayeti tutup kul hakkının asla affedilmeyeceğine delil göstermek ne kadar doğrudur bilmiyorum? Zaten bu olay Allah’ın helal ve haram hudutları içerisindedir. Bu olaya geleneksel bir anlamda kul hakkıdır dersek bu kimse asla cennete gidemeyecek demektir. Mesela Kul hakkı ile ilgili hakkını yediğin kimseden helallik dilenmesi ve o kimsenin hakkını helal etmesi isteniyor. Şimdi bu ayette de geçtiği üzere kişi bir kimsenin malını bile bile yemiş ise ve o kimse de hakkını helal etmiş ise bu kimsenin yaptığı günah ortadan kalkar mı? Yani Allah’ın bağışlayıp bağışlamaması önemsiz mi? Burada Allah’ı devreden çıkaran insana hükmetme yetkisi veren bu anlayış sakıncalı bir anlayıştır. Zaten ayette de Allah bir hüküm veriyor. Kişinin bu hükme uyup uymaması şekli ile sınava tabi tutulacak. Allah da o kimse hakkında hükmünü verecek. Konu bundan ibarettir.

Bir de kul hakkını çiğnemenin ısrarla, Allah’ın hududuna tecavüz olarak kabul ediliyor olma meselesi var. Söz konusu edilen bu ayetten de günümüz insanının anladığı şekli ile kul hakkının asla affedilmeyeceği anlamının çıkarılması da yine mümkün görülmüyor.

“Boşamak iki defa olur. Bundan sonra kadını ya meşru biçimde tutmak ya da iyilikle bırakmak gerekir. Kadınlara evliyken verdiklerinizden bir şey geri almak helâl değildir. Ama eğer erkek ve kadın, Allah’ın koyduğu sınırları gözetemeyeceklerinden korkarlarsa o başka. Eğer kadın ile kocanın, Allah’ın koyduğu sınırları gözetemeyeceklerinden korkarsanız kadının boşanmak için kocasına fidye vermesinde her iki taraf için de sakınca yoktur. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır, onları aşmayın. Kimler Allah’ın koyduğu sınırları aşarsa işte onlar zalimlerin ta kendileridir.”(Bakara–229)

Allah uymamız gereken birtakım hükümler vazetmiş. Bu da Allah’ın koymuş olduğu kurallardır demiş. Biz Allah’ın haram ve helaller olarak belirlediği böylesi sözlerine bunlar kul hakkıdır ve Allah bunu asla affetmeyecektir dersek çok mübalağa etmiş oluruz. Hem bunlara bir takım kaygılarından dolayı kul hakkı olarak belirlemek çok yanlıştır. O zaman Kur’an’daki tüm şeyleri Kul hakkı diye sınıflandırabiliriz. O zaman da hiç kimse cennete gidemez. Üstelik Kur’an’ın hiçbir yerinde Kul hakkı diye ifadelendirilen, böylesi şeyleri yapınca cehenneme gideceği ya da Allah tarafından affedilmeyeceği şeklinde bir ifade yok. Allah bu yetkisini asla bir kula vermemiştir. Bu ayetler daha önce de dediğimiz gibi bir takım tasavvufçu ve ilahiyatçı/gelenekçi kimselerin hadis olduğunda şüphe duymadıkları sözlere Kur’an’da delil bulma çabalarıdır.

Hatta bu konularda kimi hazretler daha da ileri giderek bakın neler söylemişler:

Bir kimseden haksız olarak alınan bir kuruşu, sahibine geri vermek, yüzlerle lira sadakadan kat kat daha sevaptır. Bir kimse, Peygamberlerin yaptığı ibadetleri yapsa, fakat, üzerinde başkasının bir kuruş hakkı bulunsa, bu bir kuruşu ödemedikçe, Cennete giremez. (Mektubat-ı Rabbani c. 2, m. 66, 87)

Bu söze ne denir bilemiyorum. Yorumunu size bırakıyorum ama bu hazretler hızlarını alamayıp Allah’ın “onlara ölüler demeyin. Benim katımda onlar diridirler ama siz bilmezsiniz dediği şehitlerin bu amellerini bile Kul hakkından aşağıda görme cüretini göstermişler. Yukarıda Peygambere söylettirdikleri sözlere nazaran üzerine de zam yapmışlar. Üç kez şehid dahi olsan kul hakkı ile cennete giremezsin demişler. Üç kez şehid olmak ne demek onu ben anlayamadım anlaşılması meselesini size bırakıyorum. 

“Allah yolunda üç kez şehit dahi olsan ve üzerinde kul hakkı varsa Cennete giremezsin. Tüm günahların affedilir, Kul Hakkı hariç.”

Bu kimselerin Kul hakkı meselesi üzerinde bu kadar yoğun gündem oluşturmaları meselesi bu kadar basit bir mesele olmaması gerekir. Bunun arka planında şaibeli ihanetlerin olduğu da düşülebilir. Bu kimselerin gündemlerinde “Tağuta kulluk (İbadet) etmekten sakınmak (Nahl–36), Asla tağutun huzurunda muhakeme olmamak (hükümlerine boyun eğmemek), Tağutu inkâr etmek (tekfir etmek, lânetlemekle) emrolunduklarını bilmek. (Nisa–60) gibi ayetlerin olmaması bu işte gizli bir gündemin olduğu üzerinde şüphe uyandırmaktadır.

“Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmemekle (Nisa–139) emrolunan bu karanlık kimseler acaba işi kul hakkındaki Kur’an dışı söylemleri ile nereye dayandırmak istemektedirler. Aşağıdaki bu kimselerce uydurulan şu sözler bu kavram üzerinden yapılagelen oyunu deşifre edecek cinsten verilere sahip.

 “Size haksızlık eden, zulmeden, malınızı mülkünüzü gasp eden aslında size iyilik etmiştir. Eyvah onların haline. Sen mazlum, onlar zalim. Alan düşünsün. Ahirette zalim ağlayacak, mazlum gülecek. Zalim verecek, mazlum alacak.”

“Kâfirin dahi kalbi kırılmamalıdır. Salih bir Müslüman korkusu, bir başkasının kalbini kırmamak, onu incitmemektir. Dinini bilen ve bildiklerine uygun hareket eden salih Müslüman, ölü gibidir, hiç kimsenin kalbini kırmaz, incitmez. Zira bir ölünün, diri ile kavga ettiği hiç görülmemiştir.”

Bu sözlere bakılırsa Dr. B. Jill Carroll’un dediği, Fethullah Gülen ve bu gibi tasavvuf alimleri! Kökleri İslam’a dayalı insanımızı İslami köklerinden, Kur’ani köklerinden sıyırarak gerçekten de Rönesans nesli yetiştiriyorlar.

Sizden istedikleri şey ölü bir Müslüman olmanız. Sizlere haksızlık eden zulüm eden müstekbir kâfirlere ise karşılık vermemeniz isteniyor. Bu kavganızın ahirete ertelenmesini istiyorlar. Yani Allah’a havale etmenizi istiyorlar. İnşallah bu kimselerin bağlıları bunlara inat ölü olmadıklarını ispat ederler. Bizlere ölüler gibi olmayı salık veren bu kimselerin amaçları açıktır. Hak ile batıl, kâfir ile mümin, iyi ile kötü kavramlarını esnetmek, bunları yok saymaktır. Bu batılı kafir toplumlar ve yerli müşrikler üzerindeki Müslümanların dirençlerini kırmaya yöneliktir. Ve bunu da yapar iken bizleri Allah ile aldatmaya kalkışıyorlar. Bu yalanlarını da, çok sevdiğimiz Peygamberimize (S.A.V) söylettiriyorlar. Halbuki bizim Peygamberimiz (S.A.V) bu kimselerin iftiralarından beridir. Bizim Peygamberimiz (S.A.V.) “haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” diyor. Bu kimselerin anlattıklarına kanacak olsanız Kur’an bir başka, Hz. Peygamber (S.A.V)  bir başka söylüyor. Hatta Hz. Peygamber (S.A.V.)  her yerde farklı bir şey söylüyor. Böyle bir din algısı asla olamaz.

Fakat şunu da hemen belirtelim ki Müslümanlar zaten bu kimselerin kul hakkına giriyor diye dillendirdikleri, Kur’an’da da geçen, Rabbimizin yasakladığı şeyleri asla yapmazlar. Yapmışlar ise de tövbe ederek bu kimselerden helallik dilerler. Bu konuda herhangi bir sıkıntı olamaz. Sıkıntılı konu kul hakkının affedilme yetkisinin Allah’tan alınıp kullara verilmeye çalışılması meselesidir.

Son söz; Peygamberimizin söylediği farz edilen bu sözleri Kur’an ölçeğinden geçirilmesi bir zorunluluktur. Bu konuda çok dikkatli olmamız gerekiyor. Bu sözlerin birçoğu Kur’an açısından şaibeli sözlerdir. Kul hakkı İslami açıdan affedilmeyecek tek ve en büyük günah değildir. Allah Kur’an’da açıkça kendisine ortak koşulması dışında bütün günahlardan dilediğini affedeceğini belirtmiştir. “Bana kul hakkı ile gelmeyin, kul hakkı hariç diğer günahlarınızı bağışlarım” şeklinde Allah’a isnat edilen söylentinin! İslami bir dayanağı ve gerçekçi bir yanı yoktur. Zira Allah’ın, kulun hiçbir şeyine ihtiyacı yoktur.

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal

1 Yorum

  • Nejat sağlam
    24 Ağustos 2018, 13:43

    Maide Suresi, 38. ayet: Hırsız erkek ve hırsız kadının, (çalıp) kazandıklarına bir karşılık, Allah’tan, ‘tekrarı önleyen kesin bir ceza’ olmak üzere ellerini kesin. Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.

    Yanıtla