28 Şubat 2026’da başlayan ABD ve İsrail’in İran’a karşı savaşı, askerî alanın ötesinde sonuçlar doğurdu. Fransa’daki Noria Araştırma Enstitüsü’nde yayımlanan bir analize göre enerji piyasasındaki aksama, yatırımların yön değiştirmesi ve güvensizlikten kaynaklanan maliyetlerin artması, Batı Asya bölgesindeki siyasi ve güvenlik ilişkilerini yeniden biçimlendiriyor.
Bu analize göre, savaşın ilk aylarında en çok uluslararası ilgiyi askerî saldırılar, İran’ın füze ve deniz gücünün zayıflatılması ve Hürmüz Boğazı’ndaki kriz çekmiş olsa da savaşın daha kalıcı etkileri enerji piyasası, ticaret, yatırım ve bölgesel güvenliğin ekonomi politiği gibi alanlarda şekilleniyor.
Yazar, yeni gelişmelerin Fars Körfezi’ndeki Arap ülkelerini kendi güvenliklerinin geleceği konusunda farklı görüşler benimsemeye yönelttiğini, aynı zamanda Avrupa ve Asya’daki enerji ithalatçısı ülkelerin, Rusya-Ukrayna savaşından kaynaklanan enerji krizinden beş yıldan kısa süre sonra yeniden büyük bir arz şokuyla karşı karşıya kaldığını belirtiyor.
Hürmüz ve Babü’l-Mendeb; İkili Bir Krizin Oluşumu
Savaşın başlamasından önce dünya deniz yoluyla petrol ticaretinin yüzde 20 ila 25’i ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) yüklerinin yaklaşık yüzde 20’si Hürmüz Boğazı’ndan geçiyordu. Bu yüksek yoğunlaşma, Hürmüz Boğazı’nı küresel ekonominin en kırılgan noktalarından biri hâline getirmişti.
Savaşın başlamasıyla İran’ın boğaz üzerinde kontrol kurma çabası, ABD’nin deniz yoluyla verdiği karşılıklar, petrol tankerlerine yönelik karşılıklı saldırılar ve artan güvensizlik, savaşın ilk aylarında İran dışı ülkelerin ham petrol ihracatının zaman zaman günde yaklaşık 500 bin varile kadar düşmesine yol açtı; oysa bu rakam savaştan önce günde yaklaşık 14 milyon varildi.
Fars Körfezi ülkelerinin petrol üretimi 2026’nın ortalarına doğru bir ölçüde toparlanmış olsa da tankerlere erişimdeki kısıtlar, sigorta maliyetlerindeki keskin artış ve çatışmaların dönemsel olarak yoğunlaşması ihracatı hâlâ zorlaştırıyordu.
Bu süreçte gaz alanında en büyük zararı Katar gördü. Katar’ın LNG ihracatı, 2026’nın ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 96 ila 97 azaldı. Bu makalede sunulan istatistiklere göre Katar, savaşın ilk altı ayında yalnızca 18 LNG yükü ihraç etti; geçen yılın aynı döneminde ise bu rakam 509 yüktü.
Ayrıca savaşın başında Katar’ın «Ras Laffan» tesislerine yapılan saldırı, on milyarlarca doları aşan hasar bıraktı ve bu ülkenin LNG ihracat kapasitesini, iyimser bir onarım varsayımında bile birkaç yıl boyunca etkileyecek.
Suudi Arabistan ve BAE, Hürmüz Boğazı’nı Baypas Etmeye Çalışıyor
Hürmüz’de güvensizliğin artmasıyla Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, alternatif petrol ihracat güzergâhlarının kullanımını artırdı.
Suudi Arabistan’ın petrolü Kızıldeniz’deki Yenbu limanına taşıyan Doğu-Batı boru hattı ile BAE’nin Umman Denizi kıyısındaki Habşan-Füceyre boru hattı, önemi artan güzergâhlar arasında yer aldı.
Ancak kriz hızla alternatif güzergâhlara da sıçradı. Eylül 2026’da Irak topraklarından faaliyet gösteren ve İran destekli gruplara atfedilen insansız hava aracı saldırıları, Suudi Arabistan’ın Doğu-Batı boru hattının geçici olarak durmasına yol açtı; o dönemde bu hat daha yüksek kapasiteyle, günde yaklaşık 5 ila 7 milyon varil düzeyinde çalışıyordu.
Aynı zamanda Yemen’deki Ensarullah güçleri kıyı bölgelerinde geniş çaplı bir operasyon başlattı ve el-Muha liman kentini ele geçirerek Babü’l-Mendeb’e doğru ilerledi; Meyyun adasını kontrol altına alarak Suudi Arabistan’ın petrol taşıma deniz güzergâhlarına yaklaştı.
Rapora göre bu gelişmeler, pratikte bir «çift darboğaz krizi» yarattı; öyle ki bu krizde enerji güvenliği artık yalnızca Hürmüz Boğazı ile sınırlı değil ve kırılganlık zinciri Fars Körfezi ile Hürmüz’den Babü’l-Mendeb’e ve Kızıldeniz’in güneyine kadar uzanıyor.
Petrol ve Taşımacılık Maliyetlerinin Artışı
Babü’l-Mendeb’de güvensizliğin yoğunlaşmasıyla Suudi Arabistan’ın, Hürmüz’ü baypas etmek için artırdığı Kızıldeniz üzerinden petrol ihracatı keskin biçimde geriledi.
Bu raporda, Ensarullah güçlerinin ilerlemesinin ardından Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz üzerinden ihracatının bazı tahminlere göre yaklaşık yüzde 97 azaldığı, Babü’l-Mendeb’den tanker geçişinin de kayda değer ölçüde düştüğü belirtiliyor.
Gemilerin sigorta maliyetlerinin artması ve bazı büyük deniz taşımacılığı şirketlerinin seferlerini durdurması da enerji nakliye maliyetlerine ek yük getirdi.
Savaşın bir döneminde varil başına 120 doların üzerine çıkan Brent petrol fiyatı, sonrasında 90 ila 110 dolar aralığında dengelendi; ancak nakliye güzergâhlarındaki her yeni aksama piyasayı anında etkiledi.
Arap Ülkeleri Alternatif Altyapı Geliştirmeye Yöneliyor
Bu koşullara karşılık olarak Fars Körfezi ülkeleri, Hürmüz dışında kalan boru hatlarına, depolama tanklarına ve limanlara yönelik yatırımlarını artırdı. Füceyre, Salalah ve Sohar limanları, bu stratejide önemi artan bölgeler arasında yer aldı.
Noria’nın analizine göre bazı tahminler, alternatif petrol nakliye hattı altyapılarının bu on yılın sonuna kadar savaştan önce Hürmüz’den geçen petrol hacminin kayda değer bir bölümünü ikame edebileceğini gösteriyor; ancak bu kapasitenin gerçek düzeyi projelerin uygulanma hızına ve bölgenin güvenlik durumuna bağlı olacak.
Bu adımların yanı sıra büyük enerji ithalatçısı ülkeler de alternatif kaynak üretimini artırarak, stratejik petrol rezervlerini kullanarak ve yenilenebilir enerjiyi daha hızlı geliştirerek Fars Körfezi petrol ve gazına bağımlılıklarını azaltmaya çalışıyor.
Körfez İşbirliği Konseyi Ülkeleri Üzerindeki Ekonomik Baskı
Enerji şoku, Körfez İşbirliği Konseyi’ne üye ülkelerin ekonomileri üzerinde farklı etkiler bıraktı.
Bu analize göre Konsey üyesi ülkelerin 2026 yılı büyüme tahminleri belirgin biçimde aşağı yönlü revize edildi ve bazı petrol ihracatçıları, savaş öncesi tahminlere kıyasla 14 ila 15 puanlık bir büyüme kaybıyla karşılaşabilir.
Katar ve Kuveyt, LNG ihracatına daha yüksek bağımlılık ve alternatif güzergâh kısıtları nedeniyle daha kırılgan değerlendirildi.
Buna karşılık Suudi Arabistan ve BAE, daha büyük mali rezervlere ve alternatif ihracat güzergâhlarına sahip olmaları nedeniyle şoku emme konusunda daha güçlü görülüyor; ancak savaşın uzaması senaryolarında bu ülkelerin gayrisafi yurt içi hasılasında da yüzde 3 ila 5’lik düşüş gündeme geldi.
Katar da Ras Laffan tesislerinin zarar görmesi ve LNG ihracatının keskin biçimde düşmesi nedeniyle ihracat gelirlerindeki azalmanın yanı sıra bazı durumlarda sözleşmesel yükümlülüklerinin bir bölümünü yerine getirebilmek için ABD’den LNG yükü satın almak zorunda kaldı.
Sermayenin Fars Körfezi Piyasalarından Kaçışı
Savaş, sermaye ve ticaret akışını da etkiledi.
Fars Körfezi ülkelerinin bazı finans piyasaları sermaye çıkışıyla karşılaştı ve Dubai ile Katar borsa endeksleri, küresel endekslere kıyasla çift haneli düşüşler yaşadı. Turizm sektörü ve emlak piyasası, özellikle Dubai’de, bu sektörlerin en yoğun faaliyet dönemini yaşaması beklenen bir dönemde kayda değer bir daralma gördü.
Öte yandan deniz taşımacılığının Hürmüz Boğazı dışındaki Arap Denizi limanlarına yönelmesi, nakliye süresini ve maliyetini artırdı.
Bu makalede sunulan tahminler, bölgede zarar gören enerji tesislerinin onarım maliyetini 50 ila 60 milyar dolar civarında hesaplıyor. Ayrıca yeni boru hatları, depolama tankları ve limanların geliştirilmesi, önümüzdeki yıllarda 100 milyar doların üzerinde yatırım gerektirebilir.
Ulusal Varlık Fonlarının Önceliklerinin Değişmesi
Savaşın önemli sonuçlarından biri, Fars Körfezi’ndeki Arap ülkelerinin sermayesinin yön değiştirmesi olarak gösteriliyor.
Bu analize göre hükümetler ve ulusal varlık fonları, ABD ve diğer Batı piyasalarında teknolojiye, özel sermayeye ve emlağa yönelik geniş çaplı yatırımlar yerine kaynaklarının daha büyük bölümünü iç dayanıklılığı artırıcı projelere, savunma sanayisine, enerji altyapısının sağlamlaştırılmasına ve mali rezerv oluşturmaya ayırıyor.
Bu eğilim, uzun vadede Fars Körfezi ülkelerinden Batı ekonomilerine akan sermayeyi azaltabilir.
Bu arada Çin, Fars Körfezi üretici ülkeleriyle uzun vadeli enerji ilişkilerini korumayı sürdürüyor ve son kriz, Pekin’in Batı liderliğindeki askerî eylemlere karşı daha az kırılgan enerji tedarik zincirleri kurma isteğini artırdı.
Körfez İşbirliği Konseyi Ülkeleri Arasındaki Görüş Ayrılığı
Savaş, aynı zamanda Körfez İşbirliği Konseyi’ne üye ülkelerin yaklaşımları arasındaki farkı da büyüttü.
Bu Konsey resmî olarak dağılmamış olsa da üyeleri, tehditlere ilişkin farklı değerlendirmeleri ve dış güçlere bağımlılık düzeyleri temelinde farklı yollar izliyor.
BAE; İsrail’e Daha Fazla Yakınlaşma
Birleşik Arap Emirlikleri, Fars Körfezi’ndeki Arap ülkeleri arasında İsrail ile operasyonel iş birliğine en fazla yönelen ülke oldu.
İsrail’in hava savunma sistemlerinin, örneğin Demir Kubbe sistemlerinin, BAE topraklarına konuşlandırılması, istihbarat iş birliğinin artması ve Abu Dabi’nin OPEC’ten çekilmesi, bu ülkenin yeni yaklaşımının işaretleri olarak gösteriliyor.
Bu analize göre BAE, askerî ve teknolojik öz yeterliliğini artırmayı, ABD ve İsrail ile güvenlik ilişkilerini derinleştirmeyi ve Suudi Arabistan liderliğindeki enerji çerçevelerine bağımlılığını azaltmayı amaçlıyor.
Suudi Arabistan; Çok Yönlülük Politikası
Riyad ise daha temkinli bir yaklaşım benimsedi. Suudi Arabistan, ABD ile güvenlik ilişkilerini korurken Pakistan ve Türkiye ile savunma iş birliğini de artırdı ve Kızıldeniz’deki enerji ihracat altyapısına daha fazla yatırım yaptı.
Aynı zamanda Riyad, Tahran ile ilişkilerini tamamen kesmekten kaçındı.
Yazar, bu yaklaşımı bir tür «uzun vadeli çok yönlülük» olarak nitelendiriyor; amacı Suudi Arabistan’ın tek bir dış güce bağımlılığını azaltmak, önemli bir enerji ihracatçısı olarak konumunu korumak ve stratejik bağımsızlığını artırmak olan bir politika.
Katar; Arabuluculuk ve Kapsayıcı Güvenlik
Katar, LNG altyapısının ağır hasar görmesi nedeniyle bölgedeki diğer ülkelerden daha fazla gerilimin düşürülmesine ve kapsayıcı güvenlik düzenlemeleri oluşturulmasına vurgu yaptı. Doha, İran’ın bölgenin gelecekteki herhangi bir güvenlik çerçevesinde yer almasını istiyor ve Tahran’ın yalnızlaşmasına yol açacak politikalara direniyor.
Bu konunun Katar için önemi yalnızca siyasi değil; çünkü İran ile Katar arasında ortak Güney Pars-Kuzey Kubbe gaz sahası bulunuyor ve bu kaynağın güvenliği iki ülkenin ekonomisi için hayati önem taşıyor.
Umman; Tarafsızlık Politikasını Sürdürme
Umman da geleneksel politikası olan tarafsızlık ve arabuluculuğa vurgu yaptı.
Umman limanlarının Hürmüz Boğazı dışında kalması bu ülkeye coğrafi bir avantaj sağlıyor ve Maskat, hasım taraflar arasında iletişim kanalı olarak rolünü bir kez daha öne çıkardı.
Söz konusu analize göre Umman; diyaloğa, gerilimin düşürülmesine ve tüm taraflarla iletişimin korunmasına vurgu yapıyor ve uzun süreli bir savaşın, bölge istikrarı için kısa vadeli askerî kazanımlardan daha tehlikeli olduğunu düşünüyor.
İsrail, Babü’l-Mendeb Çevresinde Daha Fazla Nüfuz Peşinde
Bu rapor, İsrail’in hayati deniz güzergâhları yakınındaki stratejik varlığının artmasını da savaşın sonuçları arasında görüyor.
Makalenin iddiasına göre İsrail, Aralık 2025’te Somaliland’ı tanıdı ve 2026’da da bu bölgeyle ilişkilerini geliştirdi.
Stratejik iş birliği bildirisinin imzalanması ve iki taraf arasındaki güvenlik ile istihbarat iş birliğine dair raporlar, bu analizde İsrail’in Babü’l-Mendeb’in güney bölgeleri ve Aden Körfezi’ndeki nüfuzunu artırma çabasının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Somaliland, uzun bir kıyı şeridine ve Berbera limanına sahip olması nedeniyle İsrail için gözetleme, lojistik ve Ensarullah güçlerine karşı olası operasyonlar açısından stratejik önem taşıyor.
Bu adımlar Somali, Türkiye, Mısır ve bir dizi Arap ile Afrika ülkesinin sert muhalefetiyle karşılaştı.
İsrail’in Arap Ülkeleriyle İlişkilerinin Normalleşmesi Sürecinin Canlanması
Bu analizin başka bir bölümünde, İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki ilişkilerin normalleşmesi sürecinin, «İbrahim Anlaşması» olarak bilinen çerçevede yeniden güçlendiği belirtiliyor.
Makaleye göre İsrail ile Fas, Eylül 2026’da diplomatik ilişkilerini tam büyükelçilik düzeyine yükseltme konusunda anlaştı ve doğrudan uçuşların artırılmasıyla yatırımların korunması ve çifte vergilendirmenin önlenmesine ilişkin anlaşmaların imzalanmasını gündemine aldı.
Yazar, BAE ile İsrail arasındaki güvenlik iş birliğinin yanı sıra bu sürecin, Fars Körfezi’nden Kuzey Afrika’ya uzanan ve güvenlik, istihbarat, denizcilik ile savunma sanayii boyutları taşıyan bir doğu-batı ekseninin oluşmasına yol açabileceğini düşünüyor.
Avrupa Yeniden Enerji Şokuyla Karşı Karşıya
Yeni kriz yalnızca bölge ülkelerini etkilemedi. Ukrayna savaşının ardından Rusya’nın boru hattı gazına bağımlılığını azaltarak ağırlıklı olarak ABD ve Katar kaynaklı LNG ithalatına yönelen Avrupa, şimdi enerji alanında bir başka şokla karşı karşıya.
Hürmüz krizi, küresel piyasada LNG arzının azalmasına, Avrupa’da gaz fiyatlarının yükselmesine ve Avrupalı ile Asyalı ülkelerin LNG yüklerini elde etme rekabetinin yoğunlaşmasına yol açtı.
Bu rapora göre Avrupa’da enerji maliyetlerinin artması, kıtadaki ülkelerin iç siyasi gelişmelerini bile etkiledi.
Bu kapsamda Almanya ile Rusya dışişleri bakanlarının Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında gerçekleştirdiği üst düzey görüşme, enerji maliyetlerinin artışı ve iç siyasi baskılar ortamında yapıldı.
Ayrıca aşırı sağcı «Almanya için Alternatif» (AfD) partisi, Rusya’nın gaz arzının geri dönme olasılığı konusunda Gazprom dahil Rus taraflarla temaslarda bulundu.
Asya Yeni Enerji Kaynakları Arıyor
Asya ülkeleri de Hürmüz güzergâhına bağımlılıklarını azaltmaya çalışıyor.
Çin ve diğer büyük enerji alıcıları, ihracatı Fars Körfezi’ne daha az bağımlı olan Kanada, Mozambik, Endonezya, Papua Yeni Gine ve Arjantin gibi ülkelerle uzun vadeli sözleşmelere yöneldi.
Bazı Asya ülkeleri kısa vadede de fiyat artışını ve arz düşüşünü yönetmek için kömür tüketimini artırdı ve yenilenebilir enerji geliştirme programlarını hızlandırdı.
Böylece mevcut kriz, enerji piyasasında yeni bir mantığı güçlendirdi: enerji kaynaklarının ve nakliye güzergâhlarının coğrafi çeşitliliği artık stratejik bir zorunluluk hâline geldi. Noria Research
ABD; Aynı Anda Hem Askerî Aktör Hem Enerji İhracatçısı
ABD bu denklemde ikili bir konuma sahip. Washington bir yandan Fars Körfezi’ndeki en önemli askerî aktör, diğer yandan Avrupa için başlıca LNG tedarikçilerinden biri sayılıyor.
Bu ikili rol, ABD’nin enerji kriziyle bağlantılı güvenlik ve ekonomik çıkarları aynı anda taşımasına yol açtı.
Bu arada Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü ve enerji piyasasıyla bağlantılı diğer kurumlar, üretimi yönetmede ve piyasaya mesaj göndermede daha fazla zorlukla karşılaştı; çünkü bu örgütün bazı kilit üyeleri aynı anda savaşın doğrudan sonuçları ve bundan kaynaklanan enerji gelişmeleriyle mücadele ediyor.
Yeni Denklem; Enerji, Ekonomi ve Güvenlik Birbirine Bağlandı
Noria’nın analizi, son gelişmelerin enerji, ekonomi veya güvenlik alanlarında ayrı ayrı ele alınamayacağını vurguluyor.
Hürmüz Boğazı’ndaki aksama Avrupa’da enerji fiyatlarının yükselmesine yol açıyor; fiyat artışları Avrupa ülkelerindeki iç siyasi baskıyı artırıyor; bu durum Rusya ile yeniden temas kurma çabalarının zeminini hazırlayabilir ve sonunda Avrupa’nın Ukrayna’yla ilgili politikalarda bütünlüğünü etkileyebilir.
Öte yandan aynı kriz, Fars Körfezi ülkelerinin Kızıldeniz altyapısına yatırımlarını artırmasına yol açıyor; bu durum Babü’l-Mendeb’in stratejik önemini yükseltiyor ve karşılığında İsrail’in Somaliland’da var olma ve BAE ile daha yakın güvenlik iş birliği yapma motivasyonunu güçlendiriyor.
Yazara göre tüm bu gelişmeler, ekonomik kararların, güvenlik hesaplarının ve jeopolitik gelişmelerin birbirini güçlendirdiği iç içe geçmiş bir döngü yarattı.
(Tesnim)













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *