Tarih, kimi zaman zaferleri yazar; kimi zaman da insanlığın vicdanına kazınan büyük imtihanları… Kerbelâ ise yalnızca bir tarih sayfası değil, çağları aşan bir hakikat ve ahlak manifestosudur.
Zafer Çam
Hz. Hüseyin ve beraberindeki sadık yol arkadaşlarının şehadeti, sadece geçmişte yaşanmış acı bir hadise olarak okunamaz.
O gün verilen mücadele, hak ile batılın, adalet ile zulmün, haysiyet ile teslimiyetin ayrıldığı ince çizgiyi tüm insanlığa göstermiştir.
Kerbela’da sayılar değil, ilkeler konuşmuştur.
Güç değil, hakikat kazanmıştır.
Çünkü Hz. Hüseyin, zulme rıza göstermenin bir gün zulmün ortağı olmak anlamına geleceğini biliyordu.
Bu yüzden makamı, canı ve dünya nimetlerini değil; hakkı, adaleti ve Allah’a olan sadakatini tercih etti.
İslam geleneğinde şehadet, bir son değil, Rabbine kavuşmanın en yüce mertebelerinden biri olarak görülür. Bu sebeple ehli irfan, Hz. Hüseyin ve yarenlerinin Kerbelâ yolculuğunu sadece bir matem olarak değil, Hak yolunda ebedî vuslata yürüyüş, adeta ilahî bir düğün olarak değerlendirmiştir.
Buradaki “düğün” benzetmesi, dünya hayatının geçiciliğini ve Allah’a kavuşmanın sevinç vesilesi oluşunu ifade eden manevi bir tasvirdir.
Bugün Kerbelâ’yı anmak, yalnızca gözyaşı dökmek değildir.
Asıl görev, Hz. Hüseyin’in temsil ettiği değerlere sahip çıkmaktır. Haksızlık karşısında susmamak, adaleti savunmak, çıkar uğruna ilkelerden vazgeçmemek ve insan onurunu her şeyin üzerinde tutmaktır.
Aradan asırlar geçmiş olsa da Kerbelâ’nın sesi hâlâ insanlığın vicdanında yankılanıyor.
Çünkü bazı şehadetler yalnızca bir dönemin değil, bütün zamanların rehberidir.
Hz. Hüseyin ve yarenleri de bize, şartlar ne kadar ağır olursa olsun hakikatin yanında durmanın bedeli olsa bile değerinden hiçbir şey kaybetmeyeceğini öğretiyor.
Kerbelâ, bu yüzden sadece hatırlanacak bir acı değil; yaşatılacak bir duruş, korunacak bir emanet ve nesilden nesile aktarılacak bir iman dersidir.













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *