Biz iki Ömer’den hangisi olmayı tercih ediyoruz? Hz Ömer gibi kendi akrabamızdan, kabilemizden, mezhebimizden olmadığı halde her zaman doğrulun ve adaletin yanında mı? Yoksa Ebu Cehil gibi, sadece bizden olana, sadece çıkarlarımıza göre adaletli olmayı mı tercih ediyoruz?
Gülbahar Ay Satan
Bazı insanlar; zenginlerin, güçlülerin, iktidarların yanında durur. Makam mevki sahibi olanlarla bir karede yer almak için fırsat kollar. Kırk takla atar.
Bazıları ’’itibarı’’ parayla satın alır. Kendine yüksek kuleler yaptırarak, altın kaplama eşyalarla itibarının da yükseldiğini zanneder. Evet, itibar için saraylar, lüks arabalar, ihtişamlı kıyafetler…
Bazı insanlar da tam tersi, makam mevki sahiplerine karşı mesafeli durur. Adaletsizliğe karşı eleştiriden uzak kalmamak için, tahakküm altına girmemek için, hesap gününü unutmamak için mütevazi bir hayat yaşar.
Yaşadığımız yüzyılda Gazze’de, İran’da böyle yaşayan nice şehitlere şahit olduk. Bu şehitlerin gömleklerinin rengi solmuş, ceketleri pörsümüş ama izzet, şeref ve itibar nedir insanlara göstermişlerdir. Heniyye, Hamaney ve niceleri…
Cesur, zeki, bilgili, cömert ve belagati güçlü bir insan her zaman kendi davasına fayda sağlar. Bu minvalde İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in risaletin zorlu yıllarında şöyle dua ettiği rivayet edilmektedir. “Allahım, İslam’ı iki Ömer’den biri ile kuvvetlendir.”
Peki kim bu iki Ömer? Biri Ömer Bin Hattab yani Hz. Ömer. Diğeri ise Amr Bin Hişam, künyesi ise Ebul hakem (hikmetin babası) lakin kibrinin sonucunda künyesi Ebu Cehil olarak anılan şahıs. Bu iki Ömer ayrı kültürlerde değil aynı ortamda büyüdü, hatta bu iki Ömer dayı ve yeğendir.
Acaba ne oldu da bu iki Ömer’den biri olan Ebu Hakem yani hikmetin babası olarak bilinen Amr Bin Hişam, Ebu Cehil oldu (cehaletin babası) oldu. Bu adam kibrine, gururuna adına ne derseniz değil yenildi. Ve kaybedenlerden oldu.
Ya Hz. Ömer? O da Amr Bin Hişam gibi cesur, cömert, zeki, bilgili, sözü dinlenirdi. Fikirlerine önem verilirdi. Arap kültüründe kabileci bir ortamda yetiştiği için, akrabalık bağlarına sıkı sıkıya bağlıydı. Kureyş’in birliği, itibarı, çıkarı, şerefi Hz. Ömer için çok önemliydi. Bu yüzden Hz. Muhammed’e karşı çıkıyordu. Ama mutlak hakikati, gerçek şeref ve adaleti Allah’ın elçisinin söylediklerinde olduğunu görünce iman etti. Bunun dışında kalan her şeyi elinin tersiyle itti.
Gelelim esas konumuza, yani yaşadığımız çağa, gelelim daha imtihanı bitmemiş olan biz insanlara.
Biz iki Ömer’den hangisi olmayı tercih ediyoruz? Hz Ömer gibi kendi akrabamızdan, kabilemizden, mezhebimizden olmadığı halde her zaman doğrulun ve adaletin yanında mı? Yoksa Ebu Cehil gibi, sadece bizden olana, sadece çıkarlarımıza göre adaletli olmayı mı tercih ediyoruz?
Ebu Cehil’in mezhebinden (yani karakter- ahlak olarak Ebu Cehil’in tuttuğu yolu tutan) sözde İslamcı olan bir yazardan bahsetmek istiyorum. Çünkü yüz binlerce takipçisi sayısı var. Bu sözde İslamcı zat 28 şubatta ABD, İran’da Minap kız çocuklarının okulunu bombalandığında huşu içinde Suriyeli muhaliflerin mezarlarını ziyaret etmişti.
Yine aynı cenahtaki sözde İslamcılar, 4 Temmuz ABD’nin bağımsızlık gününde FSM köprüsü ABD bayrağı renkleriyle ışıklandırıldığında, sonrasında yapılan NATO zirvesine katil, sapık, İsrail’in dostu Trump geldiğinde bu sözde aydınlar sosyal medyada ne paylaştı dersiniz? Vallahi Sednaya hapishanesini paylaştı. Tabi İran’a lanet okumayı es geçmeden. İran, Suriye’ye destek verdiği için Esad düşmemiş dolayısıyla bu işkencelerin sorumlusu İran imiş. Bu İslamcılar Trump geldiğinde neden Ebu Gureyb hapishanesini değil de Sednaya hapishanesini paylaştı. Çünkü hepimiz gördük ki Türkiye’de yapılan Nato zirvesinde Trump’ın çok samimi görüntüleri vardı. Bunu görerek mutlu olan, gözleri dolan, ne kadar itibarlıyız diye gurur duyan Müslüman çevrenin bu ayıbını saklamak için, Trump’ın Ankara’dan İran’ı bombalayın emrini sevimli göstermek için bu hapishaneyi gündeme taşıyan paylaşımlar yapıldı. Yani sözde İslamcılar bu paylaşımlarla esas zalim Trump değil İran’dır demeye çalıştı. İşte mezhepçiliğin pratikte karşılığı budur!
Ey Suriye savaşın paranoya yapanlar; Şii, Sünni tarihini bir kenara bırakalım. Hz. Ali mi yoksa Hz. Aişe mi haklı bunu da bırakalım. Son minvalde 2011 Arap Baharı adı altında Suriye’de muhalifler ayaklandı ve ülke iki kutuba bölündü. Biri, Esad zalim ne olursa olsun gitsin dedi. Diğerleri ise Irak gibi olmak istemiyoruz, Arap Baharı dış güçlerin oyunu diyerek Esad’ı destekledi. Suriye’de Esad, Rusya İran gibi ülkelerden destek aldı. Ayaklanan muhalifler ise Türkiye, ABD gibi ülkelerden destek aldı. Buraya kadar şu haklı ya da haksız demedik herkes kendi tarafından 6 sayısını 9 olarak görebilir.
Ayaklanan Muhalifler için işkence cezaevleri kurulmuş, kim birine zulmediyorsa kapalı karanlık dehlizlerde zaten Allah hesabını soracaktır. Irakta Ebu Gureyb’de, Mamak cezaevinde, Diyarbakır cezaevinde… 80’li yıllarda Türkiye’deki cezaevlerinde yapılan işkenceleri okuyun ayırt edemeyeceksiniz orası Irak mı, Suriye mi yoksa Türkiye mi diye. Kim bu işkenceyi yapanlar? Kimin güvenlik güçleri? Kim yetiştirdi bu insanları hangi aile büyüttü doyurdu?
Türkiye’de İslamcılık oynayıp Suriye devrimi diye kafayı bozanların suçlarını yüzlerine vurmayınca kendilerini haklı görüyorlar. Elbette yabancı devletlerden savaş için yardım alabilirsin ama bu yardım seni tahakküm altına sokmamalı. Ticaret yapabilirsin ama zulme kapı aramamalıdır. Sen özgürlük istiyorum deyince yedi düvel Suriye’ye girdi. At izi it izine karıştı. Son minvalde İsrail rahatça at koşturmaya başladı. Trump’ın Ahmed Şara’yı Suriye’nin başına ben getirdim gibi garabet açıklamalarına hiç girmiyorum onlar başlıca bir makale konusu.
Hal böyle iken ABD’nin ortadoğudaki tüm pisliklerini, Irak’ta, Afganistan’da emperyalizmin yarattığı zulmün müsebbibi olarak İran’ı gösteriyorsunuz. Tüm devletlerin ulusal reflekslerine (İsrail ile işbirliği de dahil) hoşgörü ile bakıyorsunuz ama söz konusu İran olunca hemen sünni düşmanı diye etiketliyorsunuz. Bu nasıl bir terazi? İftirada ve adalette Ebu Cehil’i geçtiniz!
Sünni devlet geleneğinde devlet kutsaldır. Yani yöneticinin görüşü, politikaları adeta din gibidir. Sizin Suriye şehitleri diye ağladığınız kişileri pratikte mezhepçilik kılıcınızı keskinleştirmek için kullanıyorsunuz. Hepimiz biliyoruz ki Arap Baharında ‘hasbelkader’ Esad’ın tarafında da olabilirdiniz o zaman Sednaya sizin için devletin ayaklanmayı bastırmak için kullanılan sıradan bir cezaevi olacaktı. Bunları Mısır tecrübesinden biliyoruz. Ağladığınız Müslüman kardeşler, zindanda ölen Müslümanlar ne zaman unutuldu? Sisi ile görüşüldüğünde sözünüz hazır; Gazze için, ümmet için elbette görüşülecek. Ebu Cehil de aynı sizin gibi statükocu idi. Kendinize helal olan şeyler başkasına gelince haram! Size göre yaptığınız her iş hikmetli; bu zalimle görüşmek ve kucaklaşmak bile olsa…
Beni hayrete düşüren diğer bir husus, iktidar trollüğü yapan bir gazeteci (trollüğü o kadar abartıyor ki iktidar bile kendisinden rahatsız oluyor). ABD İran’a bombalar yağdırırken bu sözde İslamcı trol masayı yumrukluyor, kulakları rahatsız edecek sekilde bağırıyor; İran bombalanırken asla üzülmeyin tam tersi sevinin diyor. Neden? Çünkü Suriye’de sünni bacılarımıza tecavüz edilirken Şia diye bağıranları unutmadık diyor. Ve binlerce kişi bu videoyu beğeniyor. Destekliyor.
Kim bu tecavüzcü? Onlarca devletten yüzlerce örgütten kimin ajanı bunlar ? Hani dalga konusu olmuştu, İran’daki Mossad ajanlarının sayısı. Niye tecavüzcü denilince ajan kelimesini rafa kaldırıyorsunuz. Ben Şiiyim demiş! Daha ne olsun bu mezhepçilik yapmak isteyenlere delil olarak yeter de artar bile! İstikametinizi bu tecavüzcü mü belirleyecek!
Tüm dünya şahit oldu, İran ABD üstlerini yerle bir ediyor, dünyada emperyalizme karşı cesurca savaşarak tarih yazıyor. İsrail’i yerle bir ediyor ama Türkiye’deki sözde İslamcılar tüm bunları görmezden gelip o tecavüzcüyü kâle alıyor. Belki de gerçekten Şii’dir bilmiyoruz. Birçok kendi başına hareket eden Şii gruplar da vardı. Kaldı ki her ırktan her mezhepten her ülkeden Ebu Cehiller de çıkar, sapıklar da, ihanet edenler de…
Avrupa bile mezhep savaşlarını bitirdi birlik oldu. Ama Müslüman ülkelerdeki mebzul miktardaki bu troller yeni bir sayfa açılmasın diye ve asla birlik olunmasın diye üflüyorlar. Olaylara bir düğüm atıyorlar ve asla çözülmesin diye üflüyorlar. Felak ve nas surelerindeki şerlerinden korunmamız gereken odakların içinde bunlar da var. Bu zihniyetler satılmış ve korkak iktidarları besliyor. Böylelikle birlik olamayan Müslüman halklar olup bitenleri sadece izliyor. Bakın kafirin izni olmadan Gazze’ye bir bardak su veremiyor.
Her mezhebin içinde bidatlar, hurafeler olabilir. İnsan içine doğduğu yerin geleneğine, örfüne, mezhebine sempatiyle bakabilir. Bu hepimiz için geçerlidir. Kendi hatalarını görmek ve eleştirmek her zaman daha zordur. Bunu bilerek yaklaşmalıyız Müslüman kardeşlerimize.
Siz ey mezhepçilik yapanlar!
Gerçek birlik isteyen tarihe, siyasete hakim 5 dil bilen İranlı yöneticileri, birliğe çağıran bunun üzerine yazan çizen alimleri, filozofları, ileri teknolojide füze yapan, uzay teknolojisi yapan, ilaç yapan buna rağmen gömleğinin rengi solmuş mütavazi yiğitleri görmüyorsunuz. Önü arkası kırpılmış ergenlerin yaptığı videolara kulak kabartıyorsunuz. Ömer’e küfreden bir Şiiye kulak kabartıyorsunuz ama sahabeye hakaret edene ceza veren Hamaney’i görmezden geliyorsunuz. Kuklacı medyaya kulak kabartarak; İran’ı molla rejimi, tek adamlı rejim ya da diktatörlük gibi lanse ediyorsunuz. Ama üst düzey yöneticileri ölse de sarsılmayan birçok danışma kurulu, birçok meclisi olan bir yapıyı görmezden geliyorsunuz. İran sokaklarındaki birkaç muhalife kulak kabartıyorsunuz ama cenaze törenine 40 milyon kişi katılmış (katılamayanlar da çocuk ve yaşlı) bunu görmezden geliyorsunuz.
Bakara 214. ayet ne diyor: “Yoksa sizden öncekilerin çektiklerini çekmeden cennete girebileceğinizi mi sandınız.”
Ankebut 2. ayet ne diyor: “İnsanlar ‘iman ettik’ demekle imtihan edilmeyeceklerini mi sanıyorlar?”
Nahl 63. ayet ne diyor: “Şeytan onlara yaptıklarını süslü gösterir…”
Kur’andaki ayetler sadece öncekilere inmedi, sadece müşriklere inmedi. Önceki müminler de iman ettikten sonra Ebu Cehillerle, firavunlarla iş birliği yaparak maddi manevi refah yaşayabilirdi.
Sen şu an sınanmadığını mı sanıyorsun? Sadece Ebu Cehil mi, kininden, kibrinden, nüfuzundan, sınıfsal üstünlüğünden, mevkisinden, parasından imtihan olacak? Ebu Cehil de Allah’a inanıyordu ama putlarını da bırakmak istemiyordu. Evinizde taştan, tahtadan putunuz yok diye kendinizi şirke bulaşmamış mı zannediyorsunuz? Müşriklerin Allahla beraber taptığı putlar; otorite, güç ve parayı simgeliyordu. Müşrikler Allah’a inanıyorlar ama Ama Allah’ın işlerine, siyasetlerine, mallarına karışmasını istemiyordu.
Günümüze bakınca ne kadar da tanıdık bir tablo değil mi? NATO zirvesi güzel geçti elhamdülillah diyen İslamcı yazarlar Allah’a inanıyor, namazını kılıyor. Otorite, güç, para konusunda elimiz güçlendi diye şükür namazı kılmayı da ihmal etmiyor(!) Sözde İslamcılık oynayan Müslümanların kibri, kendilerini özel seçilmiş gibi görmeleri, kendilerine her şey mübahmış gibi davranmaları bana Ebu Cehil’in Bedir savaşı için Kâbe’de ettiği duayı hatırlatıyor. Ebu Cehil o kadar kibirli ve kendini o kadar üstün görüyor ki haşa Allah’ın da onun yanında olacağını düşünüyor. Duası bile kibirli idi; haklı olan kazansın dedi ve bedir savaşında öldü.
Bazı ölüler yaşayanlardan daha çok konuşur demişti başka bir şehit… Evet, manifesto gibi bir ölüm! Hamaney’e ağlamak için Şii ya da İranlı olmaya gerek yok, haysiyetli olmak yeterlidir. Hamaney’e veda ederken İslamcılık neymiş gördük. Bir mümin nasıl yaşar ve nasıl ölür şahit olduk.













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *