“Bacasız sanayi” denilen futbol endüstrisi, bankacılıktan sonra dünyanın en büyük para trafiğinin döndüğü alanlardan biri hâline geldi. Çünkü bu düzen insanların düşünmesini değil, oyalanmasını istiyor. Sorgulamasını değil, bağırmasını istiyor. Mazlumların çığlığı duyulmuyor ama bir futbolcunun transferi manşet oluyor.
Zafer Çam
Gazze yanıyor…
Filistin kan ağlıyor…
Kudüs her gün biraz daha yetim kalıyor.
Bombalar çocukların üzerine yağıyor, analar evlatlarını toprağa veriyor, hastaneler enkaza dönüyor.
İran yalnızlaştırılıyor.
Peki, dünya ne yapıyor?
Birleşmiş Milletler seyrediyor.
NATO toplantılar yapıyor.
Sözde insan hakları savunucuları açıklamalarla vicdan temizliyor.
Müslüman ülkelerin büyük çoğunluğu ise sessizliğini koruyor.
Ortadoğu yanarken, dünya ekranlarını başka bir manzara kaplıyor.
Milyonlarca insan, bir meşin topun peşinden koşan yirmi iki futbolcuyu izlemek için saatlerce ekran başına kilitleniyor.
Günlerce…
Haftalarca…
Aylarca…
Bütün gündem futbol oluyor.
Mazlumların çığlığı duyulmuyor ama bir futbolcunun transferi manşet oluyor.
Binlerce çocuk öldürülüyor, dünya susuyor.
Bir gol atılıyor, bütün dünya ayağa kalkıyor.
İşte çağımızın en büyük afyonu budur.
Yüz bin kişilik stadyumlar artık sadece spor alanı değildir.
Onlar, insanların gerçek hayattan koparıldığı, adaletin, zulmün ve insanlığın unutturulduğu dev afyon salonlarına dönüşmüştür.
İnsanlar futbolla yatıyor, futbolla kalkıyor.
Ama komşu coğrafyada açlıktan ölen çocuklardan habersiz yaşıyor.
Bir milletin vicdanı, eğlenceyle uyuşturulduğu zaman zulüm daha kolay büyür.
Boşuna söylenmemiştir: “Futbol, toplumu oyalayan, insanları gerçek meselelerden uzaklaştıran bir afyondur.”
Bugünün küresel sistemi bunu çok iyi biliyor.
Bu yüzden milyarlarca dolar futbola akıtılıyor.
Kulüpler büyüyor.
Yayın gelirleri artıyor.
Bahis sektörü devleşiyor.
Reklam şirketleri servet kazanıyor.
Birkaç futbolcu ülkelerin bütçesinden fazla para kazanıyor.
Ama Gazze’nin çocukları bir parça ekmek bulamıyor.
“Bacasız sanayi” denilen futbol endüstrisi, bankacılıktan sonra dünyanın en büyük para trafiğinin döndüğü alanlardan biri hâline geldi.
Çünkü bu düzen insanların düşünmesini değil, oyalanmasını istiyor.
Sorgulamasını değil, bağırmasını istiyor.
Adalet istemesini değil, skor konuşmasını istiyor.
Dünya Kupası oynanırken…
Gazze’de, Filistin’de zulüm durmuyor.
İran’da savaş bitmiyor.
Ekonomik kriz sona ermiyor.
Açlık ortadan kalkmıyor.
Adaletsizlik bitmiyor.
Sadece insanların dikkati başka yöne çevriliyor.
Organizatörlerin kasaları doluyor.
Sponsorlar servetlerine servet katıyor.
Halk ise yine pahalılıkla, işsizlikle ve geçim derdiyle baş başa bırakılıyor.
En acısı ise Gazze’de katliamlar devam ediyor.
Geçtiğimiz günlerde saldırıda yakınlarını kaybeden, gözleri ağlamaktan kıpkırmızı olmuş bir Filistinli gencin sözleri aslında insanlığın yüzüne atılmış bir tokattı:
“Umarım Dünya Kupası’nın tadını çıkarıyorsunuzdur. Çok özür dileriz… Belki de sizi biz sıktık.”
Bu cümle, sadece Gazze’nin değil, bütün insanlığın utancıdır.
Çünkü kapitalist düzen, mazlumların yaralarını sarmak için değil; insanları eğlenceyle uyutmak için çalışıyor.
Yüz bin kişilik stadyumlar inşa edilirken, mülteci kamplarında çocuklar çadırlarda ölüyor.
Milyarlar futbol endüstrisine aktarılırken, aç insanlar bir lokma ekmeğe muhtaç bırakılıyor.
Sorun futbol oynamak değildir.
Sorun, futbolun insanların vicdanını susturan, zulmü görünmez hâle getiren bir perdeye dönüştürülmesidir.
Bir toplum, mazlumların feryadını duymuyor; ama hakemin düdüğüne kulak kesiliyorsa orada ciddi bir vicdan kaybı vardır.
Artık gaflet uykusundan uyanmanın zamanıdır.
Gerçek gündemimizi yeniden hatırlamanın zamanıdır.
Çünkü bir gün herkes attığı gole değil, sustuğu zulme hesap verecektir.
İnsanlığın ihtiyacı; insanı uyutan bir eğlence düzeni değil, vicdanı diri tutan, adaleti emreden ve mazlumun yanında duran İslam nizamıdır.
Bugün Gazze için susanlar, yarın kendi çocuklarının çığlığı duyulmadığında kimden merhamet bekleyeceklerdir?













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *