İran’ın Moskova Büyükelçisi, Tahran ve Moskova’nın nükleer işbirliği alanında 25 milyar dolar değerinde bir mutabakat zaptı imzaladığını açıkladı.
Tesnim Haber Ajansı dış politika masasının bildirdiğine göre; Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) Enstitüsü ile İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Siyasi ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nin (IPIS) ortaklaşa düzenlediği “Değişen Dünyada Rusya ve İran İşbirliği” konulu çevrim içi bilimsel ve pratik konferans, Çarşamba günü 3 Haziran’da Moskova’da gerçekleştirildi. Konferansa İran’ın Moskova Büyükelçisi Kazım Celali, BDT İşleri Komitesi Birinci Başkan Yardımcısı Konstantin Fedoroviç, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Said Hatibzade, eski İranlı diplomat Seyyid Muhammed Kazım Seccadpur ve iki ülkeden çok sayıda düşünür katıldı.
Konferansta söz alan İran İslam Cumhuriyeti Büyükelçisi, iki ülke elitleri arasındaki diyaloğun geliştirilmesine katkılarından dolayı enstitü ile Siyasi ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’ne teşekkür etti. Siyonist rejim ile Amerika’nın 2025 ve 2026 yıllarında İran’a yönelik gerçekleştirdiği iki kriminal saldırıya değinen Celali, “Bu savaş iki yüzü olan bir madalyon gibidir. Madalyonun bir yüzü saldırganlığın, şiddetin, vahşetin ve tüm uluslararası hukukun ile uluslararası ilişkilerin hiçe sayılmasının derinliğini göstermektedir” dedi.
Celali sözlerini şöyle sürdürdü: “Öyle bir savaş ki, daha ilk gününde bir ülkenin liderini şehit ediyorlar, İran’ın güneyinde bir okula saldırarak yaşları 7 ile 12 arasında değişen 168 çocuğu şehit edip birçoğunu da yaralıyorlar. Bu cinayetler 40 gün boyunca ambulanslara, hastanelere, camilere, kiliselere, huzurevlerine, sivil yerleşim yerlerine ve altyapılara saldırılarla devam ediyor.”
Günümüz insanının uluslararası hukukun tamamen göz ardı edildiği bir dünyayla karşı karşıya olduğunu belirten Celali, “Bu dayatılan savaş madalyonunun güzel ve parlak yüzü ise, İslamî İran’ın farklı boyutlarda gösterdiği kahramanca direniştir. Belki de bazıları, İran İslam Cumhuriyeti’nin, biri dünyanın ilk ordusuna, diğeri ise sözde bölgenin ilk ordusuna sahip iki nükleer gücün peş peşe gelen saldırılarına karşı bu şekilde direnebileceğini tahmin etmiyordu” ifadelerini kullandı.
İran İslam Cumhuriyeti’nin mütecavizlere karşı koymadaki gücünün, özellikle Rusya Federasyonu’nda takdirle karşılandığına işaret eden Büyükelçi, “Dini Liderin şehadetinin ardından, askeri güçlerimiz saldırganlara karşı son derece profesyonel, sistematik ve isabetli bir tepki verdi. Bu durum, askerlerimizin iman kuvvetine, milli iradeye, teknolojik ve silahsal gelişmişliğe sahip olduğunu gösterdi” dedi.
İran İslam Cumhuriyeti’nin Irak’taki Baas rejimi ile yaptığı sekiz yıllık savaştaki şahsi tecrübelerini aktaran Celali, “O dönemde askeri teçhizatımız yoktu; kalaşnikof mermisi ve dikenli tel için bile başka ülkelere el açıyorduk. Ancak bugün İran İslam Cumhuriyeti askeri güçleri öyle bir noktaya gelmiştir ki, bu eşitsiz, dayatılan ve insanlık dışı savaşta kendi güçlerine dayanarak parlamaktadırlar” diye vurguladı.
Halkın sokaklardaki varlığını İran direnişinin ikinci sütunu olarak nitelendiren Celali, “Düşmanlarımız, ‘Eğer gelirsek halk da sokaklara dökülecek’ şeklindeki yanlış analizle saldırıyı başlattılar; ancak halkımız askeri saldırıyı ve rejimi devirmeyi desteklemek için sokaklara çıkmadığı gibi, aksine üç ayı aşkın bir süredir güçlü bir iman ve sarsılmaz bir iradeyle ülkelerini korumak için meydanlardadır” dedi.
İran Büyükelçisi, halkın gösterdiği bu olgunluğun bazı memnuniyetsizlikleri inkar etmek anlamına gelmediğini belirterek, “Geçtiğimiz kış bazı eleştiriler oldu ve olaylar yaşandı; ancak İranlıların ulusal olgunluğunun derinliği bundan sonra kendini gösterdi ve saldırganlara şu mesajı verdi: Topraklarımızın neresine saldırılırsa saldırılsın, hepimiz farklılıklarımızı bir kenara bırakır, Dini Liderin ve İran bayrağının etrafında kenetleniriz” ifadelerini kullandı.
İranlı yetkililerin ve diplomatların gösterdiği başarının direnişin üçüncü sütunu olduğunu kaydeden Celali, “Saldırganlar, İran’a saldırıldığında bazı yetkililerin kaçacağını ve İranlı diplomatların sığınma talep edeceğini sanıyordu. Fakat tüm yetkililer ülkelerini yönetmek için tam bir metanetle ayakta kaldı. Allah’ın izniyle, değil İran içinde, yurt dışındaki tek bir diplomatımız bile sığınma talep etmedi; aksine diplomatlarımız küresel arenada gurur verici işlere imza attılar” dedi.
İranlı diplomat, Ramazan ayında dayatılan savaşın anlatılmasında ülkemizin dış temsilciliklerinin sanal diplomasi faaliyetlerinin etkisine ve Batı medyasının bu etkiyi itiraf ettiğine değinerek, “İranlı diplomatların sanal alandaki cesareti ve geniş çaplı faaliyetleri, İran diplomasisinde eşsiz sahneler yarattı” diye konuştu.
Konuşmasının bir diğer bölümünde, Rusya’nın İran’a verdiği desteklere, özellikle de Dini Liderin şehadeti ve İran’a yönelik saldırı sonrasında Vladimir Putin’in taziye ve kınama mesajlarına teşekkür eden Celali, “Uluslararası mücadele arenasında Rusya ve Çin; New York, Viyana ve diğer uluslararası mecralarda İran İslam Cumhuriyeti’nin yanında durmuş, uluslararası hukuku ve bu bağlamda İran İslam Cumhuriyeti’nin pozisyonunu savunmuşlardır” dedi.
İran’ın hiçbir ülkeye saldırma niyeti olmadığını ve saldırmadığını belirten Büyükelçi, “Komşu ülkeleri çok mühim görüyoruz ve komşuluk hukukunu hiçbir zaman çiğnemedik. Ancak daha önce de ilan ettiğimiz gibi, bize her nereden saldırılırsa orayı vuracağız. Bu İran’ın doğal hakkıdır. Bir yerden ülkemize füzeler fırlatılacak, çocuklarımız ve halkımız şehit edilecek ve biz sadece izleyecek değiliz. Dolayısıyla biz komşu ülkelere saldırmadık, mütecavizlerin üslerine saldırdık. Bu eylem tamamen uluslararası hukuka uygundur ve hiçbir hata yapmadık” dedi.
Celali sözlerine şöyle devam etti: “Bölgesel güvenlik düzenlemelerinin, bölge dışı güçlerden güvenlik ödünç almaya dayandırılmasının bir yere varmayacağını önceden ilan etmiştik. Yerli bir bölgesel güvenlik mekanizması oluşturmalıyız. Bugün İran İslam Cumhuriyeti’nin ‘güvenliğin satın alınamayacağı ve başkalarının bunu bizim için var edemeyeceği, bunu kendimiz inşa etmemiz gerektiği’ yönündeki tezi kanıtlanmıştır.”
Uluslararası hukuk uyarınca saldırganları cezalandıracak küresel bir iradenin bulunmamasından üzüntü duyduğunu ifade eden Celali, “Bazı ülkeler yanlış bir şekilde bugün iki savaş varmış gibi gösteriyordu: Biri İran’ın Siyonist rejim ve Amerika ile savaşı, diğeri ise İran’ın komşu ülkelerle bölgesel savaşı. Oysa bu ihtilafın temeli Amerika ve Siyonist rejimdir. Küresel kamuoyunun saldırganları layıkıyla cezalandırmış olmasından memnuniyet duyuyoruz. Nitekim Rusya Federasyonu’nda da kamuoyunun ve medyanın hak cephesinin ve İran İslam Cumhuriyeti’nin yanında olduğunu gördük ve görmekle kalmıyoruz” dedi.
İran ve Rusya arasındaki ikili işbirliği projelerine, özellikle Kuzey-Güney Koridoru projesine değinen Celali, “Güncel gelişmeler ışığında, iki ülkenin Kuzey-Güney Koridoru’ndaki işbirliğinin önemi her zamankinden daha net anlaşılmıştır. Uluslararası su yolları ve boğazların tehdit altında olduğu göz önüne alındığında, deniz dışı rotaların önemi doğal olarak daha da artmıştır. Bu büyük ve ana yollardan biri, bölge ülkelerinin, özellikle de İran İslam Cumhuriyeti ve Rusya’nın iradesiyle güçlenen Kuzey-Güney Koridoru’dur” diye vurguladı.
İran’ın Rusya Büyükelçisi, sözlerini şöyle sürdürdü: “İki ülke bu koridoru faaliyete geçirmiştir. Koridorun doğu bölümünden 3 milyon tondan fazla mal geçmektedir ve burası 15 milyon ton kapasiteye sahiptir. Hazar Denizi üzerinden geçen orta bölümde ise 10 million ton mal taşınmış olup, bu bölümün kapasitesi 14 milyon tona kadar çıkabilmektedir; her ikisini de güçlendirmeliyiz.”
Kuzey-Güney Koridoru’nun Azerbaycan Cumhuriyeti üzerinden geçen batı bölümünden 3 milyon tondan fazla mal geçtiğini belirten Celali, “Reşt-Astara hattını tamamlayarak bu bölümü tahkim etmeliyiz. Dün Rusya Ulaştırma Bakan Yardımcısı ile bir toplantı yaptım; bu hattın 162 kilometrelik kısmının kamulaştırma işlemleri tamamlandı ve proje başlangıcı için yakında Rusya’ya teslim edilecek” dedi. Celali, Rus gazının İran rotası üzerinden taşınması projesi ile Avrasya ülkelerine, özellikle de Rusya’ya stratejik malların nakledilmesini, iki ülke arasında gelişmekte olan ekonomik işbirlikleri arasında saydı.
İki ülkenin nükleer enerji alanındaki işbirliklerine de değinen İran Büyükelçisi, “Buşehr Nükleer Güç Santrali şu anda devrededir. İkinci ve üçüncü santrallerin inşası sürmektedir. Rus dostlarımıza, uzman ve mühendisleri kademeli olarak İran’a geri gönderdikleri için teşekkür ediyoruz. Bunun yanı sıra, büyük ölçekli bir proje olarak Hürmüz Santrali gündemimizdedir ve 2025 yılında bu bağlamda 25 milyar dolar hacminde bir mutabakat zaptı imzaladık. Bu plan, İran’ın özel sektörünün yürüttüğü ve Rosatom ile işbirliği yaptığı, İran’ın en büyük nükleer projesidir” dedi.
Rosatom şirketi işbirliğiyle küçük ölçekli nükleer santraller alanında yürütülen ortak çalışmaların da bir diğer işbirliği projesi olduğunu belirten Celali, bu projenin en kısa sürede başlamasını ümit ettiğini dile getirdi.
İki ülkenin radyofarmasötik (radyo-ilaç) üretimi alanındaki etkileşim ve araştırma çalışmalarının her geçen gün büyüdüğünü ifade eden Celali, “İran bu alanda göz kamaştırıcı gelişmeler kaydetti. Bugün 70 radyofarmasötik ürün üretmekteyiz. İran, 2025 yılında dünyada radyofarmasötik alanında en iyi üç ülke arasında yer aldı. Bu da bizim nükleer teknolojiyi barışçıl amaçlar doğrultusunda kullandığımızı göstermektedir” diyerek sözlerini tamamladı.













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *