Kur’an ve Peygamber’in ahlakı hayatınızda ne kadar görünür?

Kur’an ve Peygamber’in ahlakı hayatınızda ne kadar görünür?

Bugün halk geçim derdindeyse, gençler umutsuzsa, adalet duygusu zedelenmişse, biz sadece sembolleri konuşarak kendimizi kandıramayız. Kur’an’a dönüş sloganla olmaz. Peygamber’i anmak törenle olmaz. Asıl soru şu: Biz gerçekten Kur’an’ın tarafında mıyız, yoksa gücün yanında mı?

Zafer Çam

Bir dönem bu ülkede başörtüsü yasaktı.
Bugün serbest.
Bakan, vali, kaymakam, savcı, kurumlarda müdürler var.
Bir dönem örtü ve sakal fişlenme sebebiydi.
Bugün değil.
Ama asıl soru şu: Kur’an hayatınızda ne kadar serbest?
Peygamber’in ahlakı hayatınızda ne kadar görünür?
Halkın hakkı ne kadar korunuyor?
Bir dönem sembol mücadelesi verildi.
Ama sembolleri kurtarırken manayı kaybetme riskiyle karşı karşıyayız.
Dün üniversite kapılarında ağlayan başörtülü genç kızlar vardı.
O gözyaşları bu toplumun hafızasına kazındı.
“Bu zulüm bitecek” denildi. “İnancımızla okuyacağız, adaletle yöneteceğiz” denildi.
Şimdi dönüp bugüne bakalım.
Başörtüsü serbest.
Sakal serbest.
Dindar nesil yetiştirme iddiası yıllarca kürsülerden tekrar edildi.
Peki Kur’an’ın adalet emri ne kadar hayatta?
Kur’an, güçlüye karşı da adaleti ayakta tutmayı emreder.
Kur’an, akrabanın, partinin, grubun değil hakkın yanında durmayı öğretir.
Kur’an, yetimin malına el uzatmamayı, emanet ehline verilmeyi, ölçü ve tartıda hile yapmamayı emreder.
Bugün halkın alın teri ne kadar korunuyor?
Yoksulun hakkı ne kadar gözetiliyor?
Torpil, kayırma, israf karşısında kaçımız yüksek sesle konuşabiliyoruz?
Peygamber, iktidar eline geçtiğinde mütevazı yaşamaya devam etti.
Gücünü zenginleşmek için değil, adaleti tesis etmek için kullandı.
Kendisi için değil, halk için yaşadı.
Bugün Kur’an okuma yarışmaları var.
Bugün “Peygamber sevdası” mitinglerde var.
Ama Kur’an yaşamda, Peygamber ahlakı makam odalarında ne kadar var?
Sorun başörtüsünde değil.
Sorun sakalda değil.
Sorun, Kur’an’ın ahlakını sembollerin arkasına saklamamızda.
Bir zamanlar dışlandığımız için temiz kalmak kolaydı.
Bugün imkân içindeyken temiz kalmak zor.
Asıl imtihan şimdi.
Eğer başörtüsü güçle beraber kibri büyütüyorsa,eğer namaz makamla beraber suskunluğu getiriyorsa, orada ciddi bir kopuş var demektir.
Ve en ağır vebal şudur: Dini temsil iddiasıyla halktan kopmak.
Çünkü bu din sarayların değil halkın dinidir.
Bu kitap seçkinlerin değil herkesin kitabıdır.
Bu Peygamber elitlerin değil, yetimin, yoksulun, kimsesizin peygamberidir.
Bugün halk geçim derdindeyse, gençler umutsuzsa, adalet duygusu zedelenmişse, biz sadece sembolleri konuşarak kendimizi kandıramayız.
Kur’an’a dönüş sloganla olmaz.
Peygamber’i anmak törenle olmaz.
Halkın duasını almak propaganda ile olmaz.
Gerçek dönüş; israfı terk etmekle,
emaneti ehline vermekle, güç karşısında da hakkı savunmakla olur.
Bugün ihtiyacımız olan şey daha fazla görünür dindarlık değil;
daha fazla görünür adalettir.
Başörtüsü serbest olabilir.
Sakal serbest olabilir.
Ama eğer Kur’an’ın ahlakı hayatımızda esir, Peygamber’in adaleti sözde, halkın hakkı zayıfsa,
o zaman özgürlük sadece görüntüdür.
Asıl soru şu: Biz gerçekten Kur’an’ın tarafında mıyız, yoksa gücün yanında mı?
Cevabı başörtüsü değil, cevabı sakal değil, cevabı halkın duası verecek.
Ve o dua, samimiyeti çok iyi ayırt eder.

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *