Siz Allah’a İman Etmeyi Ne Sandınız?

Siz Allah’a İman Etmeyi Ne Sandınız?

Musa’nın Firavun’a yaptığı tebliğin aynısına bugünkü toplumlar muhtaçtır. Allah’ın koyduğu hadlere bağlı kalmak, Allah’ı hüküm/yasa koyucu olarak kabul etmek ve bu hakkı başka hiç kimseye tanımamak mümin ve müslim olmanın gereğidir…

Mehmed Durmuş

Yeryüzünde bozgun her yerde. Çürüme had safhada. Bütün günahlar medya vasıtasıyla sere serpe yayılmakta ve günahkâr yaşam kitleler nazarında normalleşmektedir. Kim, hangi günahın kendi kapısını çalmayacağını zannediyorsa, ertesi gün o günahı evinin içinde bulacağından emin olmalıdır.

Geçtiğimiz günlerde kıdemli bir gazeteci çürümenin lokal/mevzii olmadığına dikkat çektikten sonra, siyaset kurumunun çok yönlü bir arınma süreci başlatması gerektiğini söylüyordu. Halbuki siyaset kurumu denilen yapı zaten çürümenin merkez üssüydü ve onun arınma diye başlatacağı şeyin başka bir bozulma olacağından kuşku duyulamazdı.

Allah Musa’yı Firavun’a gönderdiğinde, Musa’nın teklifi oldukça yalındı. Firavun’u sadece arınmaya davet ediyordu. Musa Firavun’un aklına arınmayı düşürecekti. Firavun firavunlukla o kadar meşguldü ki, arınmayı düşünecek vakti bile olmuyordu… “Firavun’a git! Çünkü o tağutlaştı. Ona de ki: Arınmaya niyetin var mı? Sana Rabbinin yolunu göstereyim de O’ndan korkasın.” (Nâziat, 17-19).

Firavun ‘ihtiyaç yok’ dese de Allah’tan korkmaya davet edilmesi gerekenlerin başında geliyordu. Kur’an, “su taştı” (tağa’l-mâu) sözü bir anlamda ıstılah haline gelsin diye, Firavun’un durumunu “tağâ’l-fir’avnu” mealinde izah etmektedir. Yani Firavun hakkın, hakikatin sınırını aştı ve taştı. Yeryüzünde şerrin, fesadın, şirkin ve küfrün makarrı oldu. Firavun’un imdadına “Allah’tan korkmak” eksenli bir uyarının yetişmesi gerekiyordu. Tüm Firavunları arındıracak olan, Allah korkusudur. Ama Firavunlar kendilerini Allah’la tartabilecek bir anlayışta oldukları için, “Allah’tan kork!” uyarısı yağmur olarak yağsa bile, ondan hiç ıslanmamaktadırlar.

Firavunlaşmış rejimler ve sistemler bizzat çürümenin kendisi olarak işlev görmektedirler. Bir ülke düşünün ki, topraklarına evliya yatağı nazarıyla bakılıyor. Minareleri süngü, kubbeleri miğfer olsun isteniyor. Fakat bu ülkenin ana okulunun eşiğinden içeriye adım atan, deyim yerindeyse, yaratılış gömleğinden henüz çıkarılıp getirilen ana kuzuları, bu en körpe çağlarında, ‘eğitim-öğretim’ tabelası asılmış kurumda ilk olarak neyle tanışıyorlar dersiniz? Bakın, besmele sözünü ağzımıza bile alamıyoruz. Çünkü anaokulu çocukları, ağızlarına besmeleyi almaktan yasaklıdırlar. Çünkü anaokulu çocukları dört-beş yaşlarında Allah adıyla -sahici anlamda- tanışırlarsa, büyüdüklerinde uyuşturucu kullanmazlar! Fıtrat kabuklarını yeni yeni yaran bu yavrularımız müzikle, dansla, eğlenceyle, kutlamayla, festivalle tanıştırılmaktadırlar. Öğrencilerin sınıfa girip çıkmaları bile müzikle duyurulmaktadır. Ulusal bayram dedikleri kutlama ve anma günlerinde çocuklarımız ‘tören’ adı verilen eğlence zulmüne maruz bırakılmaktadırlar. Fıtratları böyle biçimlendirilmektedir. Böylece bir ülkenin en büyük serveti demek olan genç nesiller dans kültürüyle büyütülmektedirler. Dimağlarına Allah’a, ahiret gününe, edep ve ahlaka, Allah için sevme ve Allah için buğuz etmeye dair herhangi bir tat zerk edilmemektedir. Ayak tırnağından saçının teline kadar fıtrat kokusu yayılan küçücük evlatlarımızın ar damarları -maalesef- en erken çağda çürütülmektedir. Kısacası koca bir milletin evlatları eğitim kurumlarında itina ile çöp haline getirilmektedir.

Muhafazakâr diye anılan gazetecilerin de arasında bulunduğu bazı kişilerin göz altına alındığı ve kimisinin tutuklandığı suçlarla ilgili ilginç yorumlar yapılmaktadır. Sorunun ne kadar büyük ve köklerinin derinlerde olduğu hakkında neredeyse yazılmadık bir şey kalmadı. Sorun biliniyor ve yaşayarak görülüyor ama sorunun çözümüne dair ‘hak’ denebilecek hemen hiçbir teklif sunulmamaktadır. Bizim bildiğimiz tek çözüm tağutlaşmaktan ve tağut sistemlerine daha fazla kul-köle olmaktan vazgeçip, Allah’a kul olmanın yollarına ihtida etmemizdir. Temelinde Allah mefhumu bulunmayan, Allah’a imanın sadece bireylere tanınmış bir inanç özgürlüğüne dönüştürüldüğü bir toplum hayatında çürümeye karşı alınacak bir tedbir bulunmamaktadır. Çünkü çürüme, topluma hükmeden nizamın bizzat kendisidir. Musa’nın Firavun’a yaptığı tebliğin aynısına bugünkü toplumlar muhtaçtır.

Allah’a iman, Allah’tan korkmak, takvalı olmak, Allah’ın koyduğu hadlere (sınırlara) bağlı kalmak, Allah’ı hüküm/yasa koyucu olarak kabul etmek ve bu hakkı başka hiç kimseye tanımamak mümin ve müslim olmanın gereğidir. Din, müzelik bir seyir nesnesi değildir. Din, insanın hayatıdır, dünya ve ahiret tasavvurudur. Hiçbir insan dinsiz değildir ama Allah’ın dininden başka hiçbir din makbul değildir. Allah katında tek makbul din, İslam’dır.

Allah’a iman, insanın her anlamda Allah’ın yasalarına sıkı sıkıya bağlanmasıdır. İnsan, onu yaratan, yaşatan, öldürüp tekrar diriltecek olan, eşler ve çocuklar veren, sağlık-sıhhat bağışlayan, rızık indiren, dünyada insanın ihtiyaç duyduğu her şeyi eksiksiz ve kusursuz var eden Allah iken, nasıl olup da hayatını ve mematını Allah’a adayamamaktadır?

Kur’an’ın bildirmesiyle biliyoruz ki tarihte istisnasız bütün toplumlar zorda kaldıklarında Allah’a yaklaşmışlar, kendi kendilerine yettiklerine kanaat getirdiklerinde Allah’tan uzaklaşmış, hatta O’na kafa tutmuşlardır. Günümüz toplumları da aynı yoldan ilerlemektedirler. Az önce bahsettiğimiz üzere, mesela eğitimde genç nesiller Anıtkabir’e göre eğitilmekte, ülkenin iç ve dış güvenliği söz konusu olunca Allah’ın indirdiği şehidlik ve gazilik gibi kavramlara sığınılmaktadır. Esasında bugünkü düzende hayatın hiçbir alanında din Allah’a has kılınmamıştır. Kur’an’ın tanıklığına göre bu, müminlerin değil, müşriklerin tavrıdır.

Allah’a isyan üzere kurulmuş ve öylece devam eden bu yeni düzende her türlü günah olabildiğince serbesttir. İnsanların günaha dalma yarışlarına dur diyecek hiçbir kurum bulunmamaktadır. Böyle olunca, her geçen gün bir yenisi eklenen bahis, uyuşturucu, alkol, fuhuş gibi suçlardan şikayetçi olmak anlamsızdır. Çünkü salih amel imanın ve İslam’ın, fısku fücur da demokrasinin semeresidir. Her sistem ektiğini biçmek zorundadır.

Kur’an kalplerdeki nifak, imansızlık ve günah işleme arzularına şifadır. Genç nesillerin temiz ve ahlaklı olmaları isteniyorsa, tevbe edip, Allah’a iman etmemiz, Kur’an’ı rehber, İslam’ı din edinmemiz ve ölüp gitmiş herhangi bir siyasi liderin cehennemden bizi yönetemeyeceğini idrak etmemiz gerekmektedir. Genç nesilleri Anıtkabirlere taptırma kepazeliğinden kurtarmamız gerekmektedir. Allah bize âfâkta ve enfüste ayetlerini göstermek istemekte, biz ise âfâkta ve enfüste zilleti seçmekteyiz

Allah’a iman, dünya hayatımızı mamur edecek, ahirette bizi cehennemin ebedî azabından kurtaracak olan yegâne çaredir. Bütün nesillerimize ahiret hayatını, cenneti ve cehennemi bildirmek, ben Müslümanım diyen herkesin görevidir.

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *