İki yıllık soykırım: Gazze direnişi neden asla teslim olmayacak?

İki yıllık soykırım: Gazze direnişi neden asla teslim olmayacak?

Onlar için direniş taktiksel bir seçenek değil, ahlaki bir zorunluluktur. Teslim olmak, yalnızca toprak kaybı değil, aynı zamanda bir halk olarak varoluşlarının da yok olması anlamına gelir. Fransız düşünür Voltaire’in dediği gibi: “Kendinden daha büyük bir şey uğruna savaşan asla yenilmez.” Gazze savaşçıları gerçekten de eşsiz bir onur örneği.

Adnan Hmidan / Middle East Monitor

Gazze’de soykırım savaşının yaklaşık iki yıl önce başlamasından bu yana, dünya olağanüstü bir gerçeklikle karşı karşıya: Evleri yerle bir edilen, hastaneleri bombalanan ve aileleri parçalanan kuşatma altındaki bir halk; ancak enkazın altından –bazen yalınayak, çoğunlukla da ilkel silahlardan biraz daha fazlasıyla– çıkarak dünyanın en ağır silahlı ordularından birine meydan okuyorlar.

Bu sıradan bir savaş değil. İnsanlık için varoluşsal bir sınav. Toprak ve inanca derinden kök saldığında onurun, en güçlü yıkım cephaneliklerine bile dayanabileceğinin canlı kanıtı.

Mantığa meydan okuyan sahneler

Genç Filistinlilerin harap olmuş mahallelerden çıkıp tanklar ve zırhlı araçlarla, gelişmiş silahlarla, el yapımı cihazlarla veya azimleriyle yüzleşmelerinden daha çarpıcı çok az görüntü vardır. Bunlar sinematik tasvirler değil; daha derin bir denklemi ortaya koyan günlük gerçekliklerdir: Adalete olan inanç sınırsız bir enerjiye dönüştüğünde, teknoloji avantajını kaybeder.

İsrail için iki yıllık başarısızlık

Gazze’yi yok etmek için neredeyse iki yıldır devam eden sistematik girişimlere rağmen İsrail, ilan ettiği hedeflere ulaşamadı. Direniş yok edilmedi. Teslimiyet dayatılmadı. Aksine, her geçen gün İsrail’in askeri ve siyasi varsayımlarının kırılganlığı ortaya çıkıyor.

Filistin direnişi zayıflamak yerine, her fedakarlıktan daha fazla güç aldı. Her şehit, her yıkılan ev, her yara bere içindeki sokak, mücadeleye devam etmek için yeni bir sebep haline geldi. İsrail içinden gelen haberler bile, askerleri arasında artan travma ve psikolojik çöküntü seviyelerine işaret ediyor. Buna karşılık, Gazzeli savaşçılar, davalarının netliği ve özveriye hazır oluşlarıyla motive oluyorlar.

Felsefelerin mücadelesi

Gazze’de yaşananlar sadece bir ateş gücü alışverişi değil. İki varoluş felsefesinin çatışması. Bir tarafta, her ne pahasına olursa olsun bireysel hayatta kalma takıntılı bir güç, diğer tarafta ise kolektif hayatta kalma ve onurlarını kişisel hayatlarından daha önemli gören bir halk var.

Onlar için direniş taktiksel bir seçenek değil, ahlaki bir zorunluluktur. Teslim olmak, yalnızca toprak kaybı değil, aynı zamanda bir halk olarak varoluşlarının da yok olması anlamına gelir.

Fransız düşünür Voltaire’in dediği gibi: “Kendinden daha büyük bir şey uğruna savaşan asla yenilmez.” Bu sözler Gazze’deki mücadelenin özünü çok iyi özetliyor.

Tarihin yankıları

Tarih büyük kurtuluş mücadelelerine sahne oldu, ancak Gazze buna yeni bir boyut katıyor. Cezayir, 1962’de bağımsızlığına kavuşana kadar 130 yıldan fazla Fransız sömürge yönetimine katlandı. Vietnam, tüm zorluklara rağmen Amerika Birleşik Devletleri’ni yıprattı ve sonunda yendi ve 1975’te geri çekilmeye zorladı.

Gazze bugün de aynı kahramanca mücadeleler silsilesinin bir parçası, ancak bir farkla: Dünyanın Gazze’de tanık olduğu şey daha önce hiç görülmemiş bir şey. Bu sadece bir gerilla hareketi veya partizan kampanyası değil. Her sokağı, kampı, tüneli ve yıkık eviyle yaşayan, nefes alan bir direniş cephesine dönüşmüş, bütün bir toplum.

Filistinli komutan Abdülkadir El-Hüseyni’nin 1948’de söylediği şu sözler her zamanki gibi gerçekliğini koruyor: “Aynı anda hem savaşıp hem de teslim çağrısı yapamam. Ya onurlu bir hayat ya da onurlu bir ölüm.”

Küresel konuşmayı değiştirmek

Gazze’nin direnci, İsrail’i savaş alanında sarsmakla kalmadı. Aynı zamanda küresel söylemi de altüst etti. İsrail saldırısını “güvenlik” ve “meşru müdafaa” söylemleriyle meşrulaştırırken, Gazze dünya çapında dayanışmayı teşvik eden ahlaki bir merkez olarak ortaya çıktı. Londra ve New York sokaklarından ABD ve Avrupa’daki kampüslere kadar Gazze, adalet ve hesap verebilirlik hareketlerini ateşledi.

Gazze dünyaya direnişten daha fazlasını sunuyor; 21. yüzyılda insan onurunun anlamıyla etik bir yüzleşmedir.

Sonuç: Gazze boyun eğmeyecek

Gazze savaşçıları gerçekten de eşsiz bir onur örneği. Üstün teknolojiye sahip oldukları için değil, çok daha nadir bir şeyi temsil ettikleri için: Davalarına olan inançları ve sınırsız bir fedakarlık isteği.

Hayata umutsuzca tutunan bir ordu ile fedakarlığı onurlu bir mücadelenin kapısı olarak gören savaşçılar arasında, eninde sonunda galip gelen silahlar değil, ruhtur.

Gazze boyun eğmeyecek. Karşı karşıya olduğu şey geçici bir savaş değil, yok etmeyi amaçlayan bir soykırım projesidir. Yine de halkı, en karanlık zamanlarda bile inanç ve adaletle bağlı bir topluluğun ayakta kalabileceğini kanıtladı.

Dünya, böylesine uzun süreli bir kolektif direnişe nadiren tanık oldu. Bir daha asla böyle bir şey görmeyebilir. Zira Gazze direnişi sadece bir hayatta kalma hikâyesi değil; aynı zamanda cesaret ve fedakarlığın her türlü baskı silahına karşı koyabileceğinin canlı bir kanıtıdır.

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *