Amerika’nın 35 yıllık Filipinler deneyimi ona, Müslümanları katlederken diğer Müslümanları nasıl kandırabileceğini, Ilımlı İslam projeleri gibi projeler ile Müslümanları nasıl manipüle edebileceğini öğretti…
Konunun önemini hissettirmek için yazıya, Michigan Üniversitesi’nin internet sayfasında yayınlanan “Michigan Üniversitesi ve Filipinler” başlıklı bir makaleden alıntı ile girelim:
“Moro direnişi, ABD ordusu ile silahlı Müslümanlar arasındaki ilk karşılaşmaydı. Bu tecrübe, 20. Yüzyılın başından günümüze kadar ABD ordusunun Müslüman “düşmanlarına” karşı yaklaşımını etkilemiştir.
ABD ordusunun Moro halkına karşı kullandığı şiddet içeren stratejilerin çoğu Ortadoğu savaşlarında -özellikle Irak ve Afganistan’da- yeniden kullanıldı. ABD’nin Filipinler’i işgali ile Ortadoğu’daki askeri müdahaleler arasındaki benzerlikler çarpıcıdır. Bu bağlantılar Amerikan liderleri tarafından bile dile getiriliyor.
Örneğin, ABD Başkanı Donald Trump, Filipinler’de siviller de dâhil olmak üzere Moroları toplu olarak katleden ABD Ordusu Generali John J. Pershing’in yaptıklarını överek Tweetinde, “ABD’li General Pershing’in teröristler yakalandığında ne yaptığını inceleyin, 35 yıl içinde Radikal İslamcı Terörü yok etti!” dedi[1]. Müslümanlara karşı nefret ve ırkçı şiddet sergileyen Pershing, domuz kanına batırılmış mermiler kullanarak Moro muhaliflerini öldüren biriydi. Trump’ın, General Pershing’in yöntemlerini Ortadoğu’ya uygulama önerisi, günümüzdeki sömürgeci şiddetin temellerini gösteriyor. Amerika, Moro direnişi günlerine ve Güney Filipinler’deki askeri emperyalizm tarihine geri dönmüş gibi duruyor.”[2]
Alıntıda bahsedilen ABD’ye bugünlerde kılavuzluk ettiği iddia edilen Amerika’nın Moro tecrübesini biraz açalım.
Güney Asya kıyılarında yedi bin civarında adadan oluşan Filipinler’in İslamiyet’le tanışması yüzyıllar öncesinde Arap tüccarlar aracılığıyla gerçekleşmişti. Bu ilişki nedeniyle büyük çoğunluğu Malay olan Müslüman halkın içinde Hint ve Arap kökenlilere de sıklıkla rastlanır.
Ünlü İspanyol kâşif Ferdinand Macellan adalara ilk çıkan sömürgecilerdendi. Macellan Boğazına da ismini veren Macellan, 1521 yılında Mactan Adası’nın yerel lideri Müslüman Şef Lapu-Lapu ve savaşçıları tarafından Mactan Savaşında öldürülmeden önce bu adalara İspanya Kralı Philip’in ismini vermişti (Filipinler). (Macellan’ın öldürüldüğü günün, Cebu Adasındaki Müslümanlar tarafından hala bayram olarak kutlandığını bölgeyi ziyaret eden bir dostumdan öğrenmiştim.)
1600’lü yıllara kadar bölgeye taşınan 15 bin civarındaki İspanyol’un büyük çoğunluğu haydutlar, katiller ve hırsızlar olan adli mahkûmlardı. İspanya’nın ahlaken en düşük zümresinin adalara taşınması katliamların vahşiliğini açıklamak için gösterilen sebeplerden biridir.
1565’ten sonra İspanyollar büyük bir hız ve zalimlikle adaları sömürgeleştirmeye ve Hristiyanlaştırmaya giriştiler. İspanyol tüfekleri ve topları karşısında tutunamayan, böl-yönet fitne politikaları karşısında tevhidlerini kaybedip iç çekişmelere düşen yerli “Sulu” Sultanlıkları 330 yıl boyunca İspanyollar karşısında sürekli gerilemek zorunda kaldılarsa da teslim olmadılar.
İspanyolların daha önce Fas ve Endülüs Müslümanlarına verdikleri aynı isimle Moro diyerek hitap ettikleri Mindanao ve Sulu’nun Müslüman halkı, üç yüz otuz yıllık mücadele boyunca deniz ticaretlerini ve bağımsızlıklarını korumak için büyük bir kararlılık gösterdiler ve yüzyıllar süren savaş nedeniyle bölge Müslümanları arasında “Cihat Farzı” hep diri kaldı.[3]
Sulu ve Mindanao Sultanları, İspanyol tehdidine karşı yardım alabilmek veya kendi iç anlaşmazlıkları nedeniyle dönem dönem İstanbul’daki Osmanlı Halifesi’ne ulaşmaya çalıştıkları rivayet ediliyor. Ancak muhtemelen bu girişimler genellikle başarısız olmuş olsa gerek ki, Osmanlı kayıtlarında şu ana kadar Batılı sömürgecilerin Akdeniz’i kullanmalarına izin vermemek dışında bu bölgeye somut askeri veya siyasi yardım yaptığına dair bir kayda rastlanıldığını işitmedik.
Gâvur takvimine göre 1898 yılında ABD ile girdiği savaşta yenilgiye uğrayan İspanya, Paris Antlaşması ile Filipinleri, 20 milyon dolar ve hiçbir yerlinin Manila şehrine sokulmaması şartı ile Amerika Birleşik Devletleri’ne sattı[4].
Amerika Halifeyi Keşfediyor
Bir yıl sonra (1899) Filipinlerin ilk Cumhurbaşkanı sayılan milli kahramanları Emilio Aquinaldo’nun ABD’ye karşı bağımsızlığını ilan ederek 1. Filipin Cumhuriyetini kurması Filipinler-Amerika savaşını tetikledi. Ancak Amerikalıların süreye ihtiyaçları vardı çünkü çok hazırlıksız yakalanmışlardı. Eğer yerli savaşçılara Sulu Müslümanları da destek verirse Amerikalılar çok zor durumda kalacak bölgede tutunma imkânı bulamayacaklardı.
Amerikan Dışişleri Bakanı John Hay’ın aklına bir çözüm geldi. Osmanlı İmparatorluğu’ndaki ABD elçisi Oscar Straus’tan Osmanlı Sultanı II. Abdülhamid’e yaklaşmasını ve Sultan’dan Filipinler’deki Sulu Sultanlığı’nda yaşayan Müslümanlara Amerikan egemenliğine boyun eğmelerini isteyen bir mektup yazdırmasını istedi.
Elçi 2. Abdülhamit Han’a “Diğer Batılılar gibi olmadıklarını, amaçlarının sömürü olmadığını, halkların dinleri ile sorunlarının olmadığını, insan haklarına saygılı olduklarını, Müslümanları sevdiklerini bu nedenle gereksiz yere kan dökülmesini istemediklerini ancak adalıların onları İspanyollar gibi zannettikleri için kendileri ile savaştıklarını” anlatacaktı.
O tarihe kadar Filipinler’deki Müslümanların varlığını bilmediğini itiraf eden Sultan II. Abdülhamit, Hacc mevsimi olması nedeniyle Hicaz’a gelen Sulu Müslümanlarına ulaştırılmak üzere bir telgraf gönderdi. Telgrafta Amerikalıların, “adalardaki Müslümanların dinlerini özgürce yaşayabileceğinin garantisini verdiğini” söyleyerek, Morolara, barışçıl bir şekilde ABD hâkimiyetini kabul etmelerini tavsiye ediyordu.
Abdülhamid’in yazdığı mektup Mekke’ye gönderilmiş, oradan da iki Sulu şefi tarafından Sulu’ya götürülmüştür.” Mektup başarılı olmuş ve “Sulu Müslümanları… bağımsızlıkçıların isyanına katılmayı reddetmiş ve Amerikan ordusunun kontrolünü ve egemenliğini tanımışlardır.”
ABD’nin Zamboanga[5] Valisi Binbaşı John Park Finley konu hakkında hatıratında,
“Bu gerçekleri değerlendirdikten sonra Sultan, Halife olarak Filipin Adaları’ndaki Müslümanlara, Amerikan yönetimi altında dinlerine hiçbir müdahaleye izin verilmeyeceği için Amerikalılara karşı herhangi bir düşmanlığa girmelerini yasaklayan bir mesaj gönderilmesini sağladı. Morolar hiçbir zaman bundan daha fazlasını istemedikleri için, Filipin ayaklanması sırasında Aguinaldo’nun ajanları tarafından yapılan tüm teklifleri reddetmeleri şaşırtıcı değildir. Başkan McKinley, yaptığı mükemmel iş için Bay Straus’a kişisel bir teşekkür mektubu gönderdi ve bu işin başarılmasının Birleşik Devletleri sahada en az 20 bin asker bulundurmaktan kurtardığını söyledi. Okuyucu burada durup bunun insan ve milyonlarca para olarak ne anlama geldiğini düşünecek olursa, CİHADI önleyen bu harika diplomasi örneğini takdir edecektir.” diye yazar.
Ancak sahadaki durum Amerikan elçisinin II. Abdülhamit’e anlattığı gibi değildi. Sadece 1899-1902 yılları arasında 3 senede Amerikalıların katlettiği Filipinli sayısı İspanyolların 330 senede katlettiklerini aştı. Durum Amerikan Kızılderililerinin başına gelenlerden farklı değildi.
ABD’li siyasetçilerin “otorite” kabul edip Filipinler uzmanı olarak kulak verdikleri siyaset bilimi profesörü Joseph Ralston Hayden yayınladığı yazı ve konferanslarında Moroları (Filipin Müslümanlarını) “medenileştirilmesi” zor, ilkel bir halk olarak nitelendiriyordu. Tam ifadesi şöyleydi: “Morolar her türlü aydınlanma ve uygarlaşma kapasitesinden yoksun bir geleneğe mensup.”
Tuğgeneral J. Franklin Bell ise şöyle yazmıştı: “Çok az istisna dışında, neredeyse tüm nüfus bize düşmanca davranıyor. Böyle bir toplumla mücadele etmek için, hayatı olabildiğince dayanılmaz hale getirmek gerekir. Bunu başarmanın en etkili yolu da insanların zihinlerini öyle bir kaygı ve korku içinde tutmaktır ki, bu koşullar altında yaşamak katlanılmaz olsun.”[6]
Bu tür tanımlamalar, Moro halkını yalnızca aşağılık özneler olarak nitelendirmekle kalmıyor, aynı zamanda ABD birliklerinin savaş suçlarını aklayabilecek şekilde onları insanlıktan çıkarıyordu. Bu mantığa göre, ABD ordusu asla masum insanlara karşı suç işlemezdi, ancak bunlar nasıl insan sayılabilirdi?[7]
Uygulamaları da bu yönde oldu.
Her ne kadar II. Abdülhamit’e Moro’ların dinlerine karışılmayacağına dair söz verilmiş ve 1899’da Sulu Sultanlığı ile bunları garanti eden Kiram-Bates Antlaşması imzalanmış olsa da Amerika bölgeye ihtiyaç duyduğu yığınağı yapıp Emilio Aquinaldo’nun birliklerini ezdikten sonra Müslüman MORO’ların üzerine yöneldi.
Sözlerinin hiç birini tutmadı. Fiili işgale başladı ve MOROLARI topraklarından sürüp, erkek kellesi başı vergi alıp, şeriata ve örfe dayalı bölgesel sistemi lağvetti. Bölgenin dini âlimlerini aşağılayıp, altın aramak için kutsal görülen Müslüman öncülerin mezarlarını kazdırdı. Köylere baskınlar düzenleyip halkın elindeki silahları toplayıp, erkekleri, iç bölgeleri sömürebilmek için açılan yol inşaatlarında zorla çalıştırmaya, çok evliliği yasaklayıp kadınları özgürleştirme adı altında aile düzenlerini darmadağın etmeye girişti.
Yedi bin adanın üzerindeki tüm köyler uçaklardan bombardıman ile yakıldı ve yok edildi.
1906’da Bud Dajo katliamında ABD Başkanı Trump’ın övdüğü General Pershing komutasındaki Amerikan askerleri bir volkanın kraterinde sıkışmış Datu Amil liderliğindeki büyük çoğunluğu kadın ve çocuk 600’den fazla insanı katletti. (Amerikan olmayan kaynaklarda rakam en az bin olarak veriliyor.[8]) ABD birlikleri tüfekler, makineli tüfekler, el bombaları, toplar ve patlayıcılarla donanmışken, Moroların elinde Moro kültürüne özgü bir silah olan barong bıçağı ve orak gibi ilkel silahlar vardı.[9]
Diğer katliamlar unutulurken bu katliam akıllarda kaldı çünkü bu katliamdan kurtulan tek bir kız çocuğu vardı. Ve Amerikalılar onun resmini kartpostal haline getirip bütün ülkeye bir GURUR Abidesi olarak yaymışlardı.
Başkan Theodore Roosevelt, katliamı emreden Mindanao askeri valisi Tümgeneral Leonard Wood’a şahsen bir mesaj göndererek kutladı: “Sizi ve komutanızdaki subay ve askerleri, bu kadar muhteşem bir şekilde Amerikan bayrağının şerefini koruduğunuz o muhteşem askeri başarıdan dolayı tebrik ediyorum.”
Ancak kadın ve çocukların ayrım gözetmeksizin katledilmesi Amerika kamuoyunda bazılarının da vicdanına dokunmuştu. Ünlü yazar Mark Twain, Roosevelt’in telgrafına cevaben sert bir eleştiri yazdı. “O, üniformalı katiller Amerikan bayrağının onurunu korumadı, aksine Filipinler’de sekiz yıldır sürekli olarak yaptıkları gibi, onu bir kez daha lekelediler” diye yazdı.[10]
Amerikalıların Filipinlilerle giriştiği mücadele yıllarca sürdü ancak binlerce insan öldüğü halde tam hâkimiyet sağlanmadı ve Filipin Müslümanlarına boyun eğdirilemedi. Bunun üzerine MORO siyasetinde değişikliğe giden Amerika, sertlik yanlısı politikasından vazgeçerek uzlaşmacı bir politik anlayışa yöneldi.
Amerika ILIMLI İSLAM’I keşfediyor
ABD için Filipinler çok önemliydi. Filipin adalarının çevresinde yaşayan 850 milyonluk büyük bir pazar vardı. Asıl hedef Asya idi. Filipinler bir basamaktı. Asya’ya çıkışta bir üs olarak kullanılacaktı. Bu nedenle Filipinler’de barışın ve huzurun yani tam boyun eğdirmenin sağlanması ABD için önemliydi.
Zamboanga Valisi Binbaşı John Park Finley 1912 Nisan ayında Moro sorununu çözmek için yeni bir yol denemeye karar verdi.
Moro halkının halifeye çok bağlı olduğunu söyleyen Finley, İslam inancını ve Kur’an’ı bilen biriydi. Filipinlerde bir cami inşa ettirmişti. Finley’e göre Moro Müslümanlarının “eğitilemezliği(?)” İslam’ı doğru bilmemelerinden kaynaklanıyordu. Eğer onlara doğru İslam öğretilirse Amerika’ya karşı savaşmayacakları için onları katletmek, onları katletmek için de büyük masraflar yapmak zorunda kalınmayacaktı.
Finley 1913 Mart ayında “Filipin Ahali-i İslamiyesi Vekil-i Mutlakı” sıfatıyla İstanbul’a geldi. Yanında MORO ileri gelenlerinden ve âlimlerinden alınmış 53 adet tavsiye mektubu vardı. Şeyh-ül İslam Esad Efendi 27 Mart 1913 Perşembe günü kendisini bu sıfatla kabul etti. Görüşmeler sonunda Şeyhülislam Esad Efendi’nin önerisi üzerine Sultan V. Mehmed Reşad, 13 Mayıs 1913’te Meşihat Dairesi kâtibi Seyyid Mehmed Vecih Efendi’yi Şeyhülislam Vekili unvanıyla Filipinler’e atadı. Vecih Efendi Ekim 1913’te İstanbul’dan yola çıktı. Beyrut, İskenderiye, Cidde güzergâhını izleyip Hac farizasını yerine getirip Hindistan (Bombay) ve Singapur üzerinden 28 Ocak 1914’te Zamboanga’ya ulaştı (yaklaşık 3,5 ayda.) Moro’lar onu büyük coşkuyla karşıladı. Finley ile birlikte civar adaları dolaşarak vaaz verdi. Vaazlarında İslam ahlakını, ibadeti ve “iyi vatandaş” olmayı vurguladı. Moro’lar onu Halife temsilcisi olarak görüp büyük sevgi gösterdi; çiçeklerle karşıladı, dualarına ağladı.
Vecih Efendi bölgedeki izlenimlerini Sebîlürreşâd dergisinde “Filipin Mektupları” başlığıyla yayımlandı. Ancak Vecih Efendinin çalışmalarından rahatsız olan bölgedeki misyonerlerin şikâyetleri nedeniyle Vali Francis B. Harrison onu Filipinlerden çıkmaya zorladı. Zaten çok ağır kayıplar alan Filipinler Müslümanlarının silahlı direnişi çok zayıflamış Mehmet Vecih Efendiye ihtiyaç da kalmamıştı.
Vecih Efendi iki ay kadar kaldığı Filipinlerden İstanbul’a döndü. I. Dünya Savaşı sırasında (1915) Cemal Paşa, onu yeniden Filipinler’e görevlendirdi. Yolculuk ABD üzerinden olacaktı. ABD’liler Vecih Efendinin Filipinlere girişine izin vermedi. Mehmed Vecih Efendi 4/5 Mayıs 1916’da ABD’de (Richmond, Virginia) Filipinlere gidebilmek için izin beklerken yakalandığı hastalık nedeniyle 33 yaşında vefat etti.
ABD’nin ilk “Ilımlı İslam” projesi böylece rafa kalkmış oldu.
Bu dönemde Amerika Ordusunda yayınlanan bir bildiride Morolar cahil olarak nitelendiriliyor, onların Kur’an öğretilerini çiğnedikleri için “Gerçek Müslüman” olmadıkları iddia ediliyordu. Moroların arasında ahlaksızların, kumar, içki, zina düşkünlerinin ve özellikle Kur’an’da açıkça yasaklanan diğer Müslümanların köleleştirilmesine dair yasağı çiğneyenlerin bulunduğu vurgulanıyordu.[11] Bundan maksat muhtemelen hem Amerikan ordusundaki Müslümanları, hem katliamlara itiraz eden Hristiyan askerleri hem de dış Müslüman Kamuoyunu manipüle etmekti.
Sonuçta Filipin-Amerikan Savaşı’nda (1899-1913) Amerikalılar Filipinlere 126.000 asker yığdı. Kendi kaynaklarına göre yaklaşık 20.000 civarında milisi ve 200.000 civarında sivili katlettiler. Ancak Luzviminda Francisco gibi Filipinli tarihçiler bu rakamlara eleştirel yaklaşarak rakamın 600.000–1 milyon (veya daha yüksek) civarda olduğunu tespit ettiler. Zira Amerika’nın yaktığı ormanlar, köyler, tarlalar, ekinler, berbat koşullarda toplama kamplarına yığılan insanlar, ticaretin ve bölgeye yiyecek girişinin engellenmesi ile savaşın uzun vadeli etkilerinin çok daha fazla insanı perişan ettiğini ve ölümüne neden olduğunu fark etmişlerdi. Bu araştırmacılar içinde rakamı 3 milyona kadar çıkaranlar vardır.[12]
İspanyol Rahip ve coğrafyacı Prof. Manuel Arellano Remondo, Filipin Adaları Genel Coğrafyası adlı eserinde Amerikalılar adaya adımlarını atmadan önce 1895 yılında adaların nüfusunun 9 milyon civarında olduğunu Amerikalıların işgalinde geçen 6 yıl boyunca nüfusun 8 milyonun altına düştüğünü kaydededer.[13]
Amerika’nın 35 yıllık Filipinler deneyimi ona, Müslümanları katlederken diğer Müslümanları nasıl kandırabileceğini, Ilımlı İslam projeleri gibi projeler ile Müslümanları nasıl manipüle edebileceğini, İslami kurumları -Halifelik gibi- Müslümanlara karşı nasıl kullanabileceğini, eğer bütün bunlar işe yaramazsa Müslümanları TEKFİR ve onların gerçek Müslümanlar olmadıklarını söyleyip KAFİR ilan ederek diğer Müslümanlara nasıl katlettirebileceğini öğretti.
Amerika’nın FİLİPİNLER deneyimi tam da Trump’ın dediği gibi Amerika için EŞSİZ bir deneyimdi.
(Nasipse devam ederiz)
[1] Donald Trump, Twitter paylaşımı. 17 Ağustos 2017, 11:45.
[2] https://philippines.michiganintheworld.history.lsa.umich.edu/s/exhibit/page/creating-the-moro-subject
[3] https://tr.wikipedia.org/wiki/Moro_%C4%B0syan%C4%B1_(1899-1913)
[4] https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/607167
[5] Zamboanga: Filipinlerde bir şehir.
[6] https://espressostalinist.com/genocide/philippine-american-war/
[7] https://philippines.michiganintheworld.history.lsa.umich.edu/s/exhibit/page/creating-the-moro-subject
[8] https://newlinesmag.com/argument/a-notorious-photograph-from-a-us-massacre-in-the-philippines-reveals-an-ugly-truth/
[9] https://philippines.michiganintheworld.history.lsa.umich.edu/s/exhibit/page/creating-the-moro-subject
[10] https://newlinesmag.com/argument/a-notorious-photograph-from-a-us-massacre-in-the-philippines-reveals-an-ugly-truth/#:~:text=Kad%C4%B1n%20ve%20%C3%A7ocuklar%C4%B1n,biliyordu%22%20diye%20yazd%C4%B1.
[11] https://philippines.michiganintheworld.history.lsa.umich.edu/s/exhibit/page/creating-the-moro-subject
[12] Ana britannica.com
[13] https://espressostalinist.com/genocide/philippine-american-war/













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *