İki koridorun eş zamanlı felce uğraması tesadüf değil. İran, savunma stratejisini küresel ticaretin en dar boğumlarına kurmuş durumda ve bu strateji işliyor. Asıl soru şu: ABD-İsrail bloku bu gücün küresel ekonomiyi nasıl bir kırılganlığa sürükleyeceğini hesaplamakta neden bu kadar çaresiz kaldı?
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi ve İktisat Halkası Uluslararası Ekonomi Politikaları Araştırma Merkezi Başkanı Doç. Dr. Recep Yorulmaz, Hürmüz ve Babülmendep boğazlarındaki krizin küresel ekonomi ve ticaret üzerindeki etkilerini şöyle değerlendiriyor:
***
Dünya ekonomisi bugün petrol fiyatlarından çok daha büyük bir sorunla yüz yüze, enerji ve ticaretin iki ana deniz kapısı aynı anda tıkanma noktasına geldi. Hürmüz’den çıkamayan enerji, Babülmendep’ten de güvenle geçemiyor.
ABD-İsrail ittifakının İran’a yönelik operasyonları küresel ticareti önce Hürmüz üzerinden vurdu. Ancak İran bununla kalmadı, Yemen’deki Husi vekaleti üzerinden Babülmendep-Kızıldeniz hattını da kilitleyerek riski ikinci bir cepheye taşıdı. Ortaya çıkan tablo, yalnızca petrol arzını değil, navlun maliyetlerini, LNG piyasasını, enflasyon beklentilerini ve Asya-Avrupa ticaret aksını birden sarsan çok yönlü bir şok dalgası.
İki koridorun eş zamanlı felce uğraması tesadüf değil. İran, savunma stratejisini küresel ticaretin en dar boğumlarına kurmuş durumda ve bu strateji işliyor. Asıl rahatsız edici soru şu: ABD-İsrail bloku daha savaşın ilk saatlerinde İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’i öldürecek, rejimin komuta zincirini parçalayacak kadar ezici bir askeri güç kullandı ama aynı blok, bu gücün küresel ekonomiyi nasıl bir kırılganlığa sürükleyeceğini hesaplamakta neden bu kadar çaresiz kaldı?
Hürmüz: Enerji arzında fiziksel darboğaz
Hürmüz Boğazı, dünya enerji haritasındaki en dar ve en kritik geçit. Basra Körfezi’nin büyük üreticileri, Suudi Arabistan, Irak, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt ve İran’ın kendisi, bu 33 kilometrelik su koridoruna mahkûm. Küresel petrol ticaretinin beşte biri her gün buradan akıyor. Üstelik risk yalnızca ham petrolle sınırlı değil. Katar’ın Ras Laffan terminalinden çıkan LNG sevkiyatları, Japonya’dan Güney Kore’ye, Avrupa’nın kış stoklarına kadar geniş bir coğrafyanın enerji güvenliğini doğrudan belirliyor.
Hürmüz geçişinde, bir ay içinde 41 gemiden 6’ya düşüş, bir yavaşlama değil, fiili bir felç. ABD’nin güney eskort hattı 20-21 Temmuz saldırılarının ardından tamamen işlevsiz kaldı. Birleşik Krallık Deniz Ticaret Operasyonları (UKMTO) güney koridorunda üç tankerin vurulduğunu teyit etti. Geriye kalan gemiler ise İran kıyısına yaslanmak zorunda; yani güvenli geçiş için saldırganın kontrolündeki rotayı kullanmak gibi bir çelişkiye sürüklendiler.
Peki bu fiziksel tıkanma piyasalara nasıl yansıyor? Artık sorun “Petrol var mı?” değil, “Petrol taşınabiliyor mu?” oldu ve bu soru bakış açımızı değiştirdi. Stratejik stoklar kısa vadede tampon oluşturabilir; ancak tamponun da sınırı var. Ras Laffan’a yönelik saldırıların ardından QatarEnergy force majeure (mücbir sebep) ilan etti; ihracat kapasitesinin yüzde 17’si hasar gördü. Dünya LNG arzının beşte birini tek başına sağlayan bir üreticinin bu ölçekte sekteye uğraması, spot piyasada anlık bir sarsıntı değil yapısal bir kırılma anlamına geliyor.
Kızıldeniz-Babülmendep: Alternatif güzergâhın da kırılganlaşması
Hürmüz’de risk artınca dünyanın gözü Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu terminaline çevrildi. Basra Körfezi’ni devre dışı bırakan güncel tek anlamlı alternatif oydu. Ancak 20 Temmuz’da Husiler Suudi Arabistan’a deniz ablukası ilan etti ve bu koridorun güvenilirliği de çözülmüş oldu. Çin ve Hindistan’a ham petrol taşıyan üç büyük tanker Babülmendep önünde U dönüşü yaparak Süveyş’e yönelmek zorunda kaldı. Yanbu’dan Asya’ya Babülmendep rotasıyla 16 gün süren yolculuk, Süveyş üzerinden Afrika’yı dolaşınca 50 güne çıkıyor. Yedek plan da çöktüğünde geriye yalnızca maliyet ve belirsizlik kalıyor.
Üstelik bu tabloda dikkat çekici bir ayrıntı var. Çin, kendi tankerlerinin Babülmendep’ten güvenle geçmesi için Husilerle doğrudan temas kurdu ve her gemiyi tek tek onaylattı. 20 Temmuz’dan bu yana en az dört Çin tankeri boğazı bu şekilde geçebildi. Uluslararası hukukun tanıdığı seyir serbestisi ortadan kalkmış oldu. Böylece bayrak, sahiplik ve ikili pazarlıklara göre işleyen parçalı bir sistem doğuyor. Bu düzen kimin hangi jeoekonomik çıkarla hareket ettiğini salt bir güvenlik meselesinden çok daha net ortaya koyuyor.
İlk ekonomik etkiler: Petrol, LNG, navlun ve enflasyon
İki boğazın aynı anda tıkanması piyasalara çok katmanlı bir fatura çıkardı. Brent petrol savaş öncesinde varil başına 70 dolar civarında seyrederken mart ayında 103 dolara kadar çıktı. Haziran’daki mutabakat metniyle kısa süreli bir rahatlama yaşansa da Temmuz başında yeniden 80 doları aştı, ay sonunda Asya işlemlerinde 88 doları gördü. Husi ablukasının etkisiyle fiyatlar geçici olarak 100 dolar sınırını da zorladı.
Petrol tek başına yeterince ağır bir yük ama tablo bununla sınırlı değil. QatarEnergy’nin force majeure ilanı, dünya LNG arzının beşte birini belirsizliğe itti. LNG altyapısı oldukça katıdır, terminaller ve özel taşıma gemileri bir gecede ikame edilemez. Asya’nın büyük ithalatçıları spot piyasaya mahkum kalmış durumda.
Deniz sigortası tarafında rakamlar daha da çarpıcı. Hürmüz’de savaş riski primleri gemi değerinin yüzde 0,25’inden yüzde 3 ila 10’a kadar çıktı. Yüz milyon dolarlık bir tanker için bu, 250 bin dolardan 10 milyon dolara sıçrayan bir maliyet demek. Navlun fiyatları, rota uzamaları ve sigorta yükü üst üste binince enflasyondaki yavaşlama eğilimi tersine dönme riski taşıyor. Fed’in temmuz sonunda faizleri indirmek yerine sabit tutması ve üç üyenin faiz artışı istemesi, bu tedirginliğin en somut yansıması oldu.
Bölgesel sonuçlar: Türkiye, Kuzey Afrika ve Orta Asya
Bu krizin bölgesel yansımaları da görmezden gelinemez. Mısır, Süveyş Kanalı gelirlerinin erimesini ve Kızıldeniz’deki güvenlik baskısını eşzamanlı yaşıyor. Cezayir ve Libya ise Avrupa’nın enerji çeşitlendirme arayışında yeni bir görünürlük kazanıyor. Hazar havzasındaki koridorların jeostratejik değeri artsa da mevcut altyapı, Hürmüz’den akan devasa hacimleri kısa vadede ikame edecek ölçekten çok uzak.
Asıl dikkat çekici hamle Türkiye’den geldi. Ankara, iki boğazın kilitlendiği tam da bu günlerde Irak’la beş ayrı işbirliği anlaşması imzaladı. Bunların en kritik ayağı, Basra Körfezi’ndeki Fav Limanı’nı Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayacak Kalkınma Yolu Projesi. 1200 kilometrelik demiryolu ve otoyoldan oluşan bu koridor, Hürmüz’e ve Babülmendep’e bağımlı olmayan bir enerji ve ticaret hattı anlamına geliyor. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının (TPAO) Kerkük üretim sahasına ortak edilmesi ve günde 1 milyon varil petrolün Türkiye’ye akışının gündeme gelmesi, bu vizyonun enerji boyutunu tamamlıyor.
Türk dış politikasının bu tabloyu çok önceden okuduğu ve alternatif koridorları krizden önce tasarlamaya başladığı artık inkâr edilemez. Deniz yolları kilitlenirken kara koridorlarını hazır tutan bir strateji, bugün bölgenin en isabetli hamlesi olarak öne çıkıyor.













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *