Ürdünlü uzman Fatıma es-Samedi, İran’ın ancak somut stratejik kazanımlar karşılığında esneklik gösterebileceğini, Tahran’ın müzakere masasında uyguladığı “maliyet yükleme” politikası içerisinde, sahip olduğu imkanları birer “stratejik silaha” dönüştürdüğünü belirtti.
Fatıma es-Samedi, x hesabından yayınladığı değerlendirmesi şöyle:
İran’daki mevcut tablo, pek çok analizin hâlâ eski yorum kalıplarına hapsolduğunu açıkça gösteriyor. Bu kalıplar, İran’ın karar alma mekanizmasında “rasyonel” bir diplomatik hat ile “şahin” bir askeri hat arasında bir bölünme olduğu varsayımına dayanıyor. Oysa sahadaki gelişmeler bunun tam aksine işaret ediyor.
Bugün İran’da gördüğümüz şey, dış politika ve ulusal güvenlik araçlarının tek bir çerçevede yönetildiği, bütünleşik bir karar alma yapısıdır. İran’ın ulusal güvenliğini ilgilendiren kararların üretim sürecinde bu araçları birbirine rakip veya çatışan yollar olarak yorumlamak mümkün değildir.
Tahran’ın davranışlarını “öngörülemezlik” veya “iç baskılar” gibi psikolojik başlıklarla anlamlandırmaya çalışmak beyhudedir. Bu tür yaklaşımlar, çatışmanın yapısal doğasını göz ardı etmekte ve jeopolitik analizin yerine sığ, indirgemeci davranışsal açıklamalar koymaktadır.
Fiilen yaşanan durum, güç unsurlarının, zorlamaya dayalı bir müzakere mantığı çerçevesinde bilinçli ve kasıtlı bir şekilde kullanılmasıdır. Bu denklemde coğrafi ve ekonomik unsurlar doğrudan birer baskı aracına dönüşmektedir.
Dünya enerji sisteminin kilit noktası olan Hürmüz Boğazı’nda uygulanan strateji tam da budur; burası sadece bir su yolu değil, rakiplerin hesaplarını yeniden şekillendirmek için kullanılan stratejik bir etki aracıdır.
Bu nedenle, ekonomik kısıtlamaların kaldırılması gibi somut bir karşılık olmaksızın “esneklik”ten bahsetmek, mevcut müzakere mantığında pratik bir temelden yoksundur. Ortada net bir davranış kalıbı vardır: Stratejik bir kazanım elde edilene kadar baskı kartlarını elden çıkarmamak.
Zira İranlı karar vericinin zihnindeki vizyon, bu kartlardan erkenden vazgeçmenin bir esneklik değil, müzakere pozisyonunu zayıflatan bir hamle olduğunu söylemektedir.
Bu noktada “geçiş ücreti dayatması” gibi tasavvurlar, sevkiyat özgürlüğünü siyasi ve ekonomik bir maliyete bağlayan pratik bir anlayışın ürünüdür.
İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki tavrını belirleyen şey ne içsel bir ikilem ne de konjonktürel psikolojik faktörlerdir; aksine bu tavır, mevcut uluslararası sistemin doğasını kavramış olmanın ve diplomasiyi stratejik kaynak yönetiminin bir uzantısı olarak yeniden tanımlamanın sonucudur.
Bu yeni tanımda enerji ve tedarik zincirleri, müzakerenin en kritik ve belirleyici başlıkları haline gelmektedir.
Özetle: “Yeni İran”daki bu tablo, geçtiğimiz on yılın araçlarıyla açıklanamaz.
Çeviri: Yakın Doğu Haber













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *