Büyük güçler satranç oynarken, piyonlar yine bu coğrafyanın insanları oluyor. Asıl soru şu: İslam dünyası neden sürekli kendi içinde bölünüyor? Neden enerjisini iç çatışmalara, mezhep kavgalarına, sınır gerilimlerine harcıyor?
Zafer Çam
Gazze yanıyor.
Gazze aylardır değil, yıllardır bombaların gölgesinde.
Çocuklar toprağa, analar feryada, şehirler harabeye dönmüş durumda.
İsrail güvenlik söylemiyle yürüttüğü operasyonları sürdürürken, ortaya çıkan tablo bir güvenlik meselesinden çok daha fazlasını gösteriyor: yıkım, insani kriz ve kuşatılmış bir halk.
Dünyanın gözü önünde bir trajedi yaşanıyor.
Peki İslam dünyası ne yapıyor?
Bir yanda Pakistan ile Afganistan arasında yükselen gerilim.
Sınır hattında çatışmalar, karşılıklı suçlamalar, diplomatik restleşmeler…
Ve gelin nokta savaş.
İki Müslüman ülke, iki komşu halk, iki yorgun coğrafya.
Kime karşı?
Neden?
Kimin hesabına?
Gazze’de çocuklar enkaz altında can verirken, Kabil ile İslamabad arasında silahların konuşması kime yarıyor?
Ortadoğu’da ise tansiyon başka bir cephede yükseliyor.
Katil Amerika Basra Körfezi’nde askeri varlığını artırıyor, donanmalar hareket halinde.
İran ile gerilim her an sıcak çatışmaya dönüşebilecek bir eşikte tutuluyor.
Bölge sürekli diken üstünde.
Her açıklama, her askeri sevkiyat yeni bir savaş ihtimalini besliyor.
Büyük güçler satranç oynarken, piyonlar yine bu coğrafyanın insanları oluyor.
Asıl soru şu: İslam dünyası neden sürekli kendi içinde bölünüyor? Neden enerjisini iç çatışmalara, mezhep kavgalarına, sınır gerilimlerine harcıyor?
Neden ortak bir diplomatik irade, ortak bir ekonomik blok, ortak bir savunma refleksi geliştirilemiyor?
Gazze’de yaşananlar sadece Filistin meselesi değil; bu, uluslararası hukukun, insan haklarının ve küresel vicdanın testidir.
Ama aynı zamanda İslam dünyasının da imtihanıdır.
Eğer her ülke kendi iç hesaplaşmasına gömülürse, eğer her kriz kardeş kavgasına dönüşürse, dış müdahaleler için zemin her zaman hazır olur.
Tarih bunun örnekleriyle dolu.
Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni bir savaş değil; yeni bir akıl, yeni bir birlik anlayışıdır.
Pakistan ile Afganistan arasındaki her kurşun, Gazze’deki bir çocuğun çığlığını bastırmaz.
İran ile Amerika arasındaki her gerilim, bölge halklarına sadece daha fazla yoksulluk ve belirsizlik getirir.
Katil Yahudi İsrail-Filistin meselesi ise askeri reflekslerle değil, adil ve kalıcı bir siyasi çözümle son bulabilir.
Asıl mesele düşmanı sloganla belirlemek değil; stratejiyle, akılla ve birlikle hareket edebilmektir.
Ümmet kan ağlıyorsa, bunun sebebi sadece dışarıdaki güçler değil; içerideki dağınıklık, öfkeye teslim olmuş siyaset ve kısa vadeli hesaplar da bu tablonun parçasıdır.
Artık sorulması gereken soru şudur:
Birbirimizle savaşarak mı güçleneceğiz, yoksa ortak akıl üreterek mi?
Tarih, kardeş kavgasıyla ayağa kalkan bir medeniyet yazmamıştır. Ancak aklı ve birliği merkeze alan toplumların yeniden doğduğunu defalarca göstermiştir.
Bugün karar zamanı.













1 Comment
Your Name *Vedat Demiralay
1 Mart 2026, 22:21"Asıl soru şu: İslam dünyası neden sürekli kendi içinde bölünüyor? Neden enerjisini iç çatışmalara, mezhep kavgalarına, sınır gerilimlerine harcıyor?
Neden ortak bir diplomatik irade, ortak bir ekonomik blok, ortak bir savunma refleksi geliştirilemiyor?" Diyorsunuz…
Rabbimiz ayeti kerimede yanlış işler yapan kullarını "Sizin başınıza gelenler kendi ellerinizle yaptıklarınız yüzündendir." diye uyarıyor. Adeta Bizim halimizi özetliyor.Ne denmek isteniyor,yani siz emrolunduğunuz gibi dosdoğru olduğunuz halde bunlar başınıza gelmiyor,siz yanlış işler yapıyorsunuz ,size indirmiş olduğum vahye ve örnek olarak gönderdiğim elçiye rağmen ,hevanıza göre hareket ediyorsunuz ve bunun neticesinde başınıza bu olumsuzluklar geliyor.
Ortak irade,ekonomik blok,ortak savunma refleksi,yada harhangi birliktelik olmasının şu haliyle imkansızlığı aşikardır.
Biz ne üzere birlik olacağız ,birlikteliğin şartları neler,nasıl olmalı…biz bunları yüce kitabımızdan öğreniyoruz.Rabbimiz bize 103: Ey mü’minler! Hepiniz birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve ayrılığa düşmeyin. Allah’ın size olan şu nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşmandınız; derken Allah kalplerinizi kaynaştırdı da O’nun bu nimeti sayesinde kardeş oldunuz."diye buyuruyor . Biz bunun pratik hayatta örnekliğini Resulullah as ve arkadaşlarının mücadelesinde gördük.
REPLYBugün yaşananlar ise ayeti kerimenin tersine herkes elindekilerle seviniyor,kendini en doğru görüyor,çesitli mezhep ve meşreplere bölünmüş hepsinin elinde ayrı ayrı ipler…ulusçuluk,laiklik,modernizm,demokrasi ve birsürü insan hevasından kaynaklanan ideolojiler ve ila ahir….bu haliyle bir araya gelme imkanı varmı!? Tabiki imkansız ,ancak toptan Allah’ın ipine sarılarak biz bu dağınıklıktan parcalanmışlıktan,düşmanlıktan kurtulup kardeşler olabiliriz,Rabbimizin beyan ettiği gibi.
Eğer biz müslümanlar olarak fikri ve kalbi olarak kirlendiğimiz bu putlardan şirklerden arınabilir ve bizi çepecevre kuşatan tağuti rejimlerden kurtulabilir,Alemlerin Rabbi olan Allah’ın ahkamını hakim kılabilirsek,işte o zama bir birliktelikten ümmet olmaktan ve herhangi bir ortaklıktan bahsedebiliriz.
"Bir toplum kendi özündekini değistirmedikce Allah o toplumun durumunu değiştirmez." Rad/11
Bizim halimizde kötü olduğuna göre,toptan Allah’ın ipine sarılmak birici görevimizdir.Eğer şerefli izzetli bir şekilde yaşamak,mazlumların umudu kafirlerin zalimlerin cezalandırıcısı olmak istiyor isek.