Trump’ın planı bir dönüm noktası mı yoksa diplomatik bir serap mı?

Trump’ın planı bir dönüm noktası mı yoksa diplomatik bir serap mı?

Washington’ın yol haritası, BM destekli Suudi-Fransız planıyla şaşırtıcı derecede uyumlu – ancak temel farklılıklar nedeniyle uygulanamaz hale gelebilir. Polonya Başbakanı geçtiğimiz günlerde Ukrayna için, “Gerçek, yanılsamadan daha iyidir” demişti. Bu söz Filistin konusuna da uyarlanabilir.

Patrick Wintour / The Guardian

Polonya Başbakanı Donald Tusk, Perşembe günü yaptığı açıklamada, “Gerçek, yanılsamadan daha iyidir” uyarısında bulunarak, Donald Trump’ın Ukrayna’nın kaybettiği tüm toprakları geri alabileceği yönündeki iddiasının ardındaki saiklere şüpheyle yaklaşılması gerektiğini söyledi.

Aynı şey ABD başkanının Filistin’e yönelik yeni yaklaşımı için de söylenebilir, ancak birdenbire iyimserler geri döndü ve Gazze’deki iki yıllık savaşın enkazından iki devletli bir çözüm ortaya çıktı.

ABD elçisi Steve Witkoff, bölge liderlerinin genel olarak desteklediğini iddia ettiği 21 maddelik bir Beyaz Saray Filistin planından bahsediyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise, bunun BM Genel Kurulu tarafından bu hafta onaylanan New York bildirgesinde belirtilen Filistin planıyla da uyumlu olduğunu söylüyor.

Peki, biri Amerikan, diğeri BM destekli iki plan arasında nasıl böyle bir yakınlaşma olabilir ve bu sadece Trump’ın yarattığı geçici bir serap mıdır?

İyimser bakış açısına göre, Trump’ın damadı Jared Kushner ve eski İngiltere başbakanı Tony Blair’in nihayet Beyaz Saray’da nüfuzlarını kullanarak Gazze’de savaşın sona ermesinin ertesi gününe dair yeni bir düşünce tarzına olanak sağlamış olmaları mümkün.

Bu vizyonun bir versiyonuna göre, Blair, Gazze Uluslararası Geçiş Otoritesi adlı bir organa beş yıla kadar başkanlık edecek. Bu kurum, Gazze’nin “en yüksek siyasi ve yasal otoritesi” olmak için BM yetkisi talep edecek.

Blair’in herhangi bir rol üstlenmesi ihtimalini bir kenara bırakırsak, Trump ve BM destekli planlar arasında bir yakınlaşmayı mümkün kılabilecek benzerlikler mevcut. Örneğin, her iki plan da Filistinlilerin Gazze’den toplu olarak yerlerinden edilmesini öngörmüyor.

“Trump Rivierası” -zorunlu veya gönüllü sınır dışı etmeler için kullanılan bir kod- Blair tarafından desteklenmiyor ve Mısır ve Ürdün için de kabul edilemez bir durum.

Her iki plan da Hamas’a Filistin’in gelecekteki yönetiminde bir rol vermiyor. Her ikisi de Hamas’ın silahlarının imha edilmesinde ısrar ediyor, ancak bir örgüt olarak yasaklanmasında ısrarcı değil. Hamas’ın Ramallah merkezli İslamcı olmayan rakibi Filistin Yönetimi, uzun zamandır Hamas ve diğer silahlı grupların silah bırakması gerektiğini savunuyor. Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, Perşembe günü BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, “Silahlı bir devlet istemiyoruz” dedi.

Her iki planın da Batı Şeria’da İsrail’in daha fazla ilhak yapmayacağını varsaydığı da doğru ve en azından Macron’a göre Trump, Salı günü Arap liderlerle yaptığı görüşmede bunu kabul etti.

İlhak tanımına çok şey bağlı olabilir. Batı Şeria’da bunu tamamen reddetmek, İsrail yerleşimci hareketi için siyasi bir felaket olurdu, ancak Birleşik Arap Emirlikleri’nin talebi bu ve Trump, Arap devletlerinin desteğini ve yatırımını almak istiyorsa bu konuda ısrarcı olmak zorunda.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar, tartışmanın Filistinlilere ait toprakların ilhakı ile ilgili olmadığını belirterek, “Tartışılabilecek olan, ancak henüz kararlaştırılmayan konu, orada yaşayan İsrailli topluluklara İsrail yasalarının uygulanması ve Filistin Yönetimi’nin denetimine girmemesidir.” dedi. Bu, İsrail’in C Bölgesi olarak bilinen bölgenin kontrolünü ele geçirme planı gibi görünüyor.

Trump, Macron ve Blair’in umduğu gibi bunu reddederse, Binyamin Netanyahu kabul etmek zorunda kalacak.

Ancak bundan sonra planlar arasındaki farklar kısa sürede ortaya çıkmaya başlar.

Aylar süren Fransız diplomasisi sonucunda hazırlanan New York bildirgesi, ilk geçiş döneminde yalnızca bir yıllığına teknokrat bir yönetim öneriyor, ancak daha sonra Filistin Yönetimi’ni Gazze , Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ü kapsayan yeni birleşik hükümetin merkezine koyuyor.

ABD, Abbas’ın New York’a seyahat etmesini bile yasakladı; o halde Washington, Filistin Yönetimi’nin yeni ve birleşik bir Filistin devletinin başına getirilmesine nasıl razı olabilir?

Cevap, Filistin Yönetimi’nin kontrolü ele geçirmeden önce Trump planında karşılaması gereken birçok kriterde yatıyor. Bir diplomat, önerinin İsrail’e veto hakkını kullanma ve Filistin özyönetimine geçişi yavaşlatma konusunda birçok fırsat sunduğunu söyledi.

Trump/Blair planının bir versiyonu, Gazze ve Batı Şeria yönetimlerinin ayrı tutulacağı bir geçiş süreci öngörüyor; Filistin Yönetimi buna karşı çıkıyor.

Benzer şekilde, New York bildirgesi, BM yardım kuruluşu UNRWA’ya yeniden yapılanmada merkezi bir rol veriyor; ancak ABD ve İsrail, örgütün bir terör örgütü olduğu yönündeki asılsız iddiayı temel alarak örgütü yok etmeye kararlı.

Filistin Yönetimi’nin Unrwa’nın rolünü üstlenmesi ve Filistinlilerin geri dönüş hakkına verdiği önemi azaltması konuşuluyordu. Ancak İsrail, Ekim 2023’ten bu yana Filistin Yönetimi’ne hak ettiği vergi gelirini keserek mali baskı uyguluyor.

Öyleyse: Trump, İsrail’in iflas ettirmeye çalıştığı bir örgüte nasıl bir rol verebilir? Cevap, Filistin Yönetimi’nin reformudur, ki bu 20 yılı aşkın süredir diplomasi koridorlarında yankılanan ancak hiçbir zaman gerçekleştirilemeyen bir ifadedir.

Reform programının temel unsurları gayet iyi biliniyor: yeni bir cumhurbaşkanı seçimi, yeni bir parlamento ve tüm adayların İsrail’in var olma hakkını da içeren Filistin Kurtuluş Örgütü tüzüğünü kabul etmesi gerektiği taahhüdü. Bu, Hamas’ı destekleyen adayların da dışlanması anlamına geliyor. Diğer unsurlar arasında siyasi tutuklulara yapılan ödemelerin sona erdirilmesi ve okul müfredatında değişiklikler yer alıyor.

Bunların hepsi 2006’dan beri parlamento seçimleri yapmayan bir örgüt için çok büyük talepler.

Abbas, FKÖ’yü denetleyen organ olan ulusal konsey için 1964’ten beri ilk kez seçim düzenleme planına karşı muhalefetle karşı karşıya. Muhalifleri, Abbas’ın son iki yıldır İsrail’e karşı direnişe öncülük edenleri dışladığını iddia ediyor. Bu, Filistin siyasetinde aylarca sürecek bir tartışmanın habercisi.

Gerçek şu ki, Gazze’nin çorak topraklarından ve Batı Şeria’nın yakılmış mülteci kamplarından nasıl bir Filistin siyasi liderliğinin çıkabileceğini kimse söyleyemez. Bu yüzden Trump, Filistin Yönetimi’ne danışan geçiş dönemi teknokrat bir organı tercih ediyor.

Bulmacanın son parçası, hem Trump hem de BM planlarının öngördüğü uluslararası bir istikrar gücü. Bu güç başlangıçta Mısır-İsrail sınırında konuşlanacak ve İsrail ve Amerikan taraflarıyla koordinasyon halinde Gazze Şeridi’ne girecek. Bu, İsrail güçlerinin Gazze’den aşamalı olarak çekilmesini ve Hamas’a ait silahların teslim edilmesini gerektirecek.

Filistin güvenlik güçlerinin eğitimi Mısır, Ürdün ve bazı İslam ülkelerinde başlayacak ve bu subaylar doğrudan Filistin Yönetimi’ne bağlı çalışacak.

Netanyahu uzun zamandır bir Filistin devleti olmayacağı konusunda ısrarcı ve Blair planının bazı yönleri özyönetim niteliği taşımıyor. Ancak İsrail başbakanı, Gazze’deki savaş sona erdikten sonra ne olacağına dair herhangi bir vizyon ortaya koymadı. Neyi kabul edeceğini söylemesi gereken an hızla yaklaşıyor.

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *