Her ne kadar yolculuğun türlü hallerine hazırlıklı saysak da kendimizi yine de zorlanırız, ağırlaşırız, hantallaşırız, şikayetleniriz. Etrafımızda akıp gidenleri gördükçe kendi şikayetlerimize hayıflanırız. Onları kendi şükrümüze kıyas ettiğimiz için utanırız.
M. Akif Coşkun
Kendimizi Aramaklar Yolculuğu
taşa yazılan meskenlidir zamana
silkelenir esner genişler uzanır
dualanmış bir gönüle şifalanır
uzamsızdır uzaksızdır uzafsızdır
yarılacak kafa hedeflidir taşına
İnsan kendini kendine sabitlemekten alıkoyamaz. Her şey akar gider etrafında, ayağının altındaki zemin kaypaklıdır, başının üzerindeki gök sürekli renk değiştirir. Teninin tazeliği, gözlerinin buğusu ve dahi zihninin uğultusu akışkandır durmaz yerinde. Etrafını kuşatan tüm bu durmazların ortasına kendini bir hülyaya esirleyerek olduğu yerde sabit ilerlemektedir. Kendini kendine sabitlemekten alıkoyamaz evet, kabahati her zaman kendinde aramak abes olsa da kendini kabahatli görmesini de şanından saymalıyız.
Ayak uçlarımda gittikçe kesiflediğim bir soğuk ile donuk yüzlü gökyüzünün hışırtısını serinliyorum yüzüme. Kendimi kendime sabitlediğim şu anda önümden hızlıca akan menzillerime şaşıyorum. Ayaklarım soğuğun kesifliğine yenik düşse de inad ediyorum, az biraz daha yavaş aksa önümden, biraz daha okusam diye üşüyorum içime doğru. Nedir bu inadım, ısrarım neye, tüm bildiklerim hafızamdan sanki birer birer yolunmuş gibi nedir afaziyetim?
Vadinin omuzlarında kısır bir kar örtüsü bu sefer yeterince aydınlatmıyor, bu sefer vadi yeterince kapanmamış içine, avretinden mahcuplanıyor sanki. Fakat ne yaparsa yapsın düzenini bozmuyor. Ödün vermiyor. Kendine tevdi edilen emanetine sahip çıkıyor. Kendini yurt edinmişlere gösterdiği hürmet gözlerimi dolduruyor. Utanman varsa utan, varsa biraz yutkun, şamarlan biraz ne çıkar biraz yarılsa kafan. Vadinin gönlüme suretlediği ile gönlümün vadiye mukavemeti arasında sıkışıp kalmış gibiyim. Söz geçiremiyorum işte o kadar dilsiz. Ne zaman diye soruyorum, daha ne kadar diye avazlanıyorum. Vadi, kısır beyaz örtüsünü çekiştirmekten beni işitmiyor. Parmak uçlarımda gökyüzünün donuk yüzü hissizleşiyor. Hadi, durma, duracak zaman değil. Zamanı değil sormanın. Okunmanın henüz zamanı değil. Taşa yazdıklarının meskenini sen bilemezsin, belirleyemezsin boşuna yorma kafanı, yarılacak kadar varsa o bulur senin taşını, taşa yazılanlar illaki yardırır, mahzunlanma.
Tüm bu devinimlerin ortasında sabitlediğim kendimi kendim teselli ediyorum. Kendim kendine hatır ediyor, halini sual ediyor. Bazı yollar yalnız başına alınır. Yalnız başına, kendi kendine yetersizliğini sineye çekerek, ama yine de kabullenerek geçilir bazı yollar. Yorulsan da, düşüp kalsan da, pis pasak içinde olsan da hesap soranın olmaz, nerde kaldın diyenin olmaz, gecikmişliğine sitemlenenin olmaz. Varlığı ile yokluğunun bir olması ne kadar iyi gelebilir ki insana? İşte o kadar iyi gelir yalnız başına yol alırken o bazı yollar. Evet kuruntu, evet mübalağa, evet hüzün, yeterince mahcubiyet yaşamış bu yüzüme az bile değil mi? Fakat durmamalı etrafımda devingenler olanca hızıyla akmalı, üşüyen ayklarıma sıcak bir nefes olmalı.
olur da okunursan sanma kendini su
korkma kafan yorulmaz hatır sormaktan
ki hatırdır sadece hatırlandıkça yoklatan
olur da yazılırsan ne çıkar taş olmaktan
kendi yüküne yüksünür mü sandın tortusu
Her ne kadar yolculuğun türlü hallerine hazırlıklı saysak da kendimizi yine de zorlanırız, ağırlaşırız, hantallaşırız, şikayetleniriz. Etrafımızda akıp gidenleri gördükçe kendi şikayetlerimize hayıflanırız. Onları kendi şükrümüze kıyas ettiğimiz için utanırız. Neden onları kendi şükrümüze malzeme yapmadan bereketine eremiyoruz? Nasıl bir duanın içindeyim Allah’ım, kendimi bilmezim af bile dileyemezim. “Onların başına gelen, neden benim de başıma gelmiyor?” diyerek duamı gözden geçirebiliyor muyum? Onlar adına bir şey yapamıyor oluşumun sahihliğini bu duaya demirleyebiliyor muyum, “Allah’ım, onların yaşadığı musibeti bana da tattır!” diyebilecek miyim? Zihnimden geçirdiğim bu dua dilime cesaretlenemiyor yazık bana, vahlar bana.
İçimde yanan bu kor, vadinin utana sıkıla çekiştirdiği kısır kar örtüsünü de elinden alıyor. Vadi utanıyor, ben yüzsüzleşiyorum. Ayaklarım artık üşümüyor. Etrafımda devinenler suskun, sakin benim uzaklaşmamı seyre koyuluyor.
Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *