Ulema, kendi kurumu olan medreseleri kendi iç meselesi olmaktan kendisi çıkarmış, kamusal tartışmaya açmış, daha sonra da laik siyasi iktidarın hedefine koymuştu. Medreseler hakkında nizamname hazırlanmadan yıllar önce ulema ıslahat nizamnamesini adeta kendisi hazırlamıştır.
Yakup Döğer
İttihat ve Terakki Cemiyeti, Ocak 1913 tarihinde gerçekleştirdiği Bab-ı Ali baskınından sonra muhalefeti ezerek, yapmak istediği reformlara gidecek yolu tamamen açtı. İttihatçıların hedefinde uzun zamandır ulema ile medreseler vardı ve medreseler için yapmak istedikleri reformları bir an önce gerçekleştirmek istiyorlardı. Darbenin ardından medreselerin geleceği hakkında hararetli tartışmalar başladı. İttihatçılar iktidarın bütün olanaklarını ele geçirmiş, karşılarında direnebilecek hiçbir muhalefet kalmamıştı.
II. Meşrutiyetin ilanıyla birlikte medreselerin ıslahı meselesi yoğun olarak tartışılmaya başlandı. Tartışmalar öyle ileri gitti ki, medreselerin gerekli olup olmadığı dahi tartışmanın konusu oldu. İttihatçılar 31 Mart vakasından da medreseler hakkında yapmak istedikleri düzenlemelere bir meşruiyet devşirmeye çalışıyordu. 31 Mart vakasından sonra ulema sınıfına karşı hasmane bir tutum takınılmış, dini eğitim sorgulanmaya başlanmıştı. İttihatçıların iktidarın iplerini eline geçirmesiyle de önlerinde herhangi bir engel kalmamıştı. Artık “Sarıklıların” hakkından gelmek gerekiyordu.
31 Mart vakası, İttihatçıların deyimiyle (aynı zamanda Müslüman basının da) sadece irticai bir vaka olarak kendisini göstermekle kalmamış, ulemaya ve medreselere bakışı da değiştirmişti. Ulema sınıfını kullanarak iktidara gelen İttihat ve Terakki, iktidara geldikten sonraki planlarını devreye sokmak için hem uygun hem de meşru bir sebep buldular. 31 Mart vakasını gerçekleştirenler, ulema sınıfından medreseli olanlardı ve aynı zamanda ilmiye talebelerini de kullanarak iktidara karşı bir isyan hareketi başlatmışlardı. Yani olayda çıbanbaşı olanlar medrese ve medreselilerdi.
Ulemaya ve medreselere karşı iktidarın takındığı tavır, dönemin ilmiye sınıfı ve eğitim kurumları olan medreseler açısından sıkıntılı süreç izlemekteydi. Bu sıkıntılı süreçten rahatsız olan ulema, kendilerine takınılan bu tavra karşı savunma ihtiyacı hissettiler.(1)
Sahte softalığa ilan-ı harb
İttihat ve Terakki bu dönemde, taraftar basınıyla da, medreseler ve ulema hakkında aleyhte propaganda yapmakta, gazete ve dergilerde pervasız makaleler yayınlanmaktaydı. Aslında sorgulanan ve tartışılan asıl mesele medreseler özelinde dini eğitimdi. Zira medreselerde verilen dini eğitim, iktidardan bağımsız işlemekte, iktidar medreselerde verilen eğitimi takip edememekteydi. Medreseler hakkında reformu savunan dönemin uleması ve aydınlar, geleneksel eğitim kurumlarına karşı duydukları tahammülsüzlüğü gizlemekte bir beis görmüyordu. Bu merkezde düşünen ulema ve aydınlar, dini eğitimin köktenci bir şekilde ıslahına yönelik olağanüstü çaba gösteriyordu.
İttihatçı basının hedefinde genel olarak ulema, ulema özelinde ise medreseler ve medrese eğitimi vardı. İttihatçı basın ulema ve medreselere pervasızca saldırıyor, insafsızca eleştiriyordu. İttihatçı basının kalesi olarak görülen, Batıcı Abdullah Cevdet’in İctihad dergisi, bu saldırılarda başı çekiyor, çok sert makaleler neşrediyordu. Dergide makaleleri neşredilen yazarlar, iktidarı da arkalarına almanın verdiği güvenle sözlerini sakınmadan sergiliyor, medreselerin terakkinin önünde en büyük engel olduğunu ileri sürüyor, ıslah edilmelerinin bile gereksiz olduğunu ifade edebiliyorlardı.
İctihad Gazetesi “Sahte Softalığa Harb”(2) diyerek ulema ve medreselere aleni bir savaş açıyordu. İttihatçıların medreselere dair gelecekteki politikalarını aşina edercesine, medreselerin kapatılacağını ve yerlerine Avrupa tipi okulların açılacağını ifade ediyorlardı. Abdullah Cevdet ile birlikte, materyalizmden ve Ömer Hayyam’ın fikirlerinden etkilenen Kılıçzade Hakkı da, İctihad Gazetesinde ulema ve medreselere karşı aynı pervasız tavrı takınmıştı.
İtikad-ı batılaya harb
Kılıçzade Hakkı, ulema ve medreselere karşı takındığı tavrın kendisi için herhangi olumsuz bir sonuç doğurmayacağından o kadar emindir ki nereye şikâyet edilirse edilsin kendisine hiçbir zarar veremeyeceklerini ifade etmektedir.(3) İttihatçı iktidarı arkalarına alan reform yanlısı ulema ve aydınlar hiçbir hukuki yaptırımla karşılaşmayacaklarından emindir. Kılıçzade Hakkı yaklaşık üç yıl sonra, daha ağır eleştirilerin olduğu “İtikadat-ı Batılaya İ’lan-ı Harb” adlı bir risale neşredecektir. Kılıçzade, tarihte kurulan İslam Devletlerinin çöküş sebeplerinden birini, belki de en önemlisini, softaların ve dervişlerin batıl itikatlarına bağlıyordu.(4) O’na göre, devletin dost ve düşman milletler arasında marifetsiz, sanatsız, haysiyetsiz yaşamasına sebep softalardır.(5)
Ulema ve medreselere yapılan bu itibar suikastlarına karşı, cılız da olsa itiraz sesleri yükselir. Toplumun hemen her sınıfının, olması gerektiği yerden geri kalmışlığına bakılmaksızın, sadece ilmiye sınıfını ve medreseleri eleştirmek art niyetli bir tutumdur ve medreselere karşı kasıtlı olarak yapılmaktadır.(6)
Ulemadan softaya
Abdülhamid’i devirmek ve yeni siyasi düzeni kurmak için ulemayı ve medreseleri arkasına alan İttihat ve Terakki, “Kullanışlı ahmaklar” olarak gördüğü ulema zümresini artık saf dışı bırakmaya kararlıydı. Ulema ise İttihatçıları desteklerken, ileride böyle bir şeyin başlarına gelebileceğini hiç akıllarına getirmemişti. Gelinen eşikte, ya tamamen yok olacaklar ya da hiçbir hususta seslerini çıkarmayacaklardı. Zira kendilerine ve kurumlarına karşı iktidar destekli acımasız bir savaş başlamıştı ve ulemanın karşı koyacak gücü de kalmamıştı. Artık kendilerine “Ulema” diye değil de “Softalar” olarak seslenilmekteydi. Softalar hayatın dışına itilmeli, medreseler kapatılmalıydı.
Medreselere pervasızca saldıran Ali Naci’nin ifadesiyle, ne zaman tesis edildiği bilinmeyen, İstanbul’un basık dar, makus mahalleleri arasında taştan yapılmış yapılara medrese denilmektedir. Bunlar birer öğretim yeri olmaktan ziyade birer maişet kaynağıdır.(7)
Ulemaya ve medreselere yapılan bu saldırılar karşısında Bab-ı Meşihat sürekli olarak şikâyette bulunmasına rağmen, haklarında hiçbir işlem yapılmadığı görülmektedir ya da çok kısa süreli olarak yayınları durdurulmaktadır. Yukarıda da ifade edildiği gibi, ulema ve medreselere saldıranlar, kendilerine hiçbir yaptırım uygulanmayacağı hususunda emindir. Bu saldırıların esas amacı ise, kontrol edilebilirlikten uzak olan medreselerin ve dini eğitimin, devlet kontrolünde olması sağlanmaya çalışılarak modern okullar yapısına kavuşturulmaya çalışılmasıdır. Bu aynı zamanda tek tip devlet okulu ve tek tip din eğitiminin sağlanmasıdır.
Mektep – medrese: Aynı program, aynı nizam
İttihatçı iktidar yanlısı ulema ve aydınının ileri sürdüğü iddialar, bu iddialar merkezinde tek tipleştirme projeleri, bir bakıma İslamcı basından da destek bulmaktadır. İslamcı basının amiral gemilerinden olan Sebbilürreşad medreselerin ıslah edilmesi, yerine aynı idare ve müfredatı paylaşacak şekilde devlet merkezli olarak mektep ve medresenin birleştirilmesini, aynı program, aynı nizamın tatbik edilmesi gerektiğini ileri sürebiliyordu.(8) İttihatçı ulema dışından, bir bakıma kendi içlerinden de böyle seslerin çıkması, haklı sebeplerle gelecek kaygısı yaşayan tüm ulemayı tedirgin ediyordu.
Medreselerde yapılacak reform çabalarının, nerelere kadar gidebileceğini az çok kestiren ulema, nasıl hareket edecekleri hususunda çok da fikir sahibi değildi. İktidarın baskısı ve İttihatçı basının sürekli medreseleri ıslah yönündeki taarruzları karşısında, değişimin kaçınılmaz olduğu kanaatine vardıkları söylenebilir. Bu kanaate sahip oldukları, medreselerin ve dini eğitimin ıslah edilebileceği, fakat bunun kökten ve hızlı bir şekilde değil de, tedrici olarak yapılması gerektiğini ileri sürmelerinden anlaşılmaktadır.
Muhalif ulema, medreselerin ve dolayısıyla dini eğitimin ıslah edilmesinin kaçınılmaz olduğunu anladıklarında, kendi fikirlerini de söylerler. Onlara göre, medreseler ıslah edilmelidir. Islah edilme hususunda milletin alimi de cahili de hemfikirdir. Hatta ıslah edilmesinin aklen ve şer’an farz olduğunu dahi zikrederler. Muhalif ulemayı esas endişelendiren ise, medrese ıslahının kimler tarafından ve nasıl yapılacağıdır. Meşrutiyetin ilanından bu yana bu husus üzerinde birçok tartışma olmuş lakin bu tartışmalardan herhangi bir sonuç çıkmamıştır. Islah meselesi de burada düğümlenmektedir. Belirlenmesi gereken ilk husus ise, medreselerin ıslahının kimler tarafından yapılacağıdır.
Hükümet ulemaya rehber olmalı
Aslında ıslah meselesinin halledilmesi ilmiye sınıfından beklenmekte, fakat meşrutiyetin ilanı üzerinden beş sene geçmesine rağmen, ilmiye sınıfı bu meseleyi halledememiştir. Dolayısıyla ilmiye sınıfından medrese meselesinin ıslahını ümit etmek beyhudedir. Geriye ise bir tek yol kalmakta, bu işi hükümetin halletmesi gerekmektedir. Gelecek kaygısı çeken muhalif ulemanın, hükümete böyle bir işi tevdii ederken de bir şerhi bulunur. “Hükümet yapmalı, fakat doğrudan doğruya değil, yine ulema vasıtası ile yapmalı, hükümet ulemaya rehber olmalı, bütün müderrislerden müteşekkil müderris encümeni kurmaya teşvik etmelidir.”(9) Bu encümenden birçok müderrisin istikbaline de ait makul kararlar alması beklenmektedir.
İttihatçıların 1913 sonrası iktidarı ele geçirmeleri ve muhalefeti bastırmaları sonucunda, medreselerin ıslahı konusu daha hararetli bir şekilde tartışılmaya başlamıştır. Tartışmaların dozu medreseler aleyhine o kadar yüksektir ki, muhalif kesimden olan bazı ulemayı da etkilemiş, onlar da medreselerin ıslahını umumi bir mesele olarak ifade etmek zorunda kalmıştır. Bayezid Dersiam Müderrislerinden bir grup müderrisin, kuşkulu ve korku dolu bir dille, önce medreselerin faziletlerini izah edip sonra da gerekenin yapılmasını söylemeleri, gelişmeler karşısında duydukları sıkıntıları anlatmaya kâfidir.(10) Ulema açısından diğer sıkıntılı bir durum da, medreseler ve kendileri üzerinde kurulan baskıya karşı bir araya gelip nasıl bir tavır sergileyeceklerini belirleyememeleridir. Onların bu tereddütlü tutumlarını görenler, kendilerini de ıslah programına davet ederek işin ucundan tutmalarını tavsiye etmiştir.(11)
Talebe hareketleri: Uyanışın eseri
Reform tartışmalarını iki taraf hararetli bir şekilde sürdürür iken, süreç içerisinde bu tartışmalara, reform yanlılarının safında talebe sınıfı da dahil olur. Bu dahil oluş başka bir safhaya geçişin de habercisi gibidir. Medrese-ilim geleneğinde asırlardır hocalarına karşı saygıda hiçbir kusur etmeyen talebe sınıfı, gelinen eşikte hocalarına karşı kazan kaldırmış gibidir. Sebbilürreşad bu hareketi, “uyanış eseri” olarak sütunlarına taşır.(12) Talebe-i Ulumdan bir talebenin arkadaşlarına seslenişi, talebelerin medrese hocalarına karşı nasıl bir tavır takındığını anlamak açısından manidardır:
“Haydi, sevimli meslektaşlarım! Kanlı, canlı arkadaşlarım! Hayat gösterelim. Terakki ve tealimizin sebebine teşebbüs edelim. Öncelikle hoca efendilerimizin takip edegeldikleri ortaçağ usulünün lağvı için müttefikan hoşnutsuzluğumuzu ifade edelim. Artık bu gibi öğretim usulünün faydalı olmadığı ve olamayacağı tamamen tahakkuk ettiğinden bu hususta taassup ve inat edecek bir arkadaşımı tasavvur edemem. Binâenaleyh görüşelim, tanışalım, anlaşalım.”(13)
Reformlara karşı ortak bir tavır alamayan muhafazakâr ulema, kendi meslektaşlarından da muhalefet görmeye başlamıştır. Onlara göre, Osmanlıların arkalarını Avrupa’ya, yüzlerini Asya’ya çevirmeleri, felaket asırlarını başlatmıştır. Medreseler hakiki birer irfan mevkii olma şerefini muhafaza ettikleri süre içerisinde, memleketin yükselmesine büyük katkı sağlamış fakat bu mevkilerini kaybettikleri günden itibaren varlığın mevcudiyetini sarsan muzlim dimağların türemesine yol açan birer meskenet derecesine düşmüştür.(14) Ulema sınıfı baş başa verip bu meseleye çözüm bulmazsa gidişatın sonu hüsran olacaktır. Öteden beri ilmiye aleyhinde bulunmayı, ilmiyeyi halk nazarında küçük düşürmeyi itikat edinenlerin kalemlerinden sızan kötü neşriyat, iyi niyete yorulacak gibi değildir. “Softalığa” alenen “ilan-ı harb” açılmıştır.(15)
Sebbilürreşad’a teşekkür
Medreselerde ve dini eğitimde, reform yanlılarıyla muhafazakârlar arsındaki mücadele, sadece ilmiye sınıfının tartışma alanı olmaktan çıkmış, tartışmalara talebeler de katılmaya başlamıştır. Bu müdahil oluş, ilmiye için sıkıntılı bir durumu da yansıtmaktadır. Medrese talebeleri artık, geleneksek hiyerarşiyi aşmış, bir zamanlar önlerinde saygı ile durdukları hocalarını tanımaz olmuştur. Hocalarından izinsiz, dönemin basınına beyanatlarda bulunmaya başlamışlardır. Sebbilürreşad bu beyanatların neşriyatında başı çekerek talebelerden teşekkür alır.
Öksüz ve açık bir tabirle metruk medreseler, acı feryatlarını, zehirli dertlerini dökmek için, bir hami, bir kurtarıcı aramaktır. Felaket derecesinde bir hale düştüklerini çok zaman önce anlamalarına rağmen, her şeyden mahrum kaldıklarını anlatacak bir mercii bulamamış, bütün elemleri ile bütün ihtiyaçları için için yanan bir volkana dönmüştür. Artık talebeler, bu feryatları ile dertlerini dökerek meşru haklarını kullanmaktadır.(16) Talebe-i ulumdan ferdi olarak feryatlarını dile getirenler olduğu gibi, toplu olarak da reformlara dönük fikir beyan edenler de vardır.(17) Talebelerin feryatları bütün sınırları aşmış olarak her yerden yükselmektedir.(18)
Mederesetül Vaizin Nizamnamesi
1914 yılının Mart ayında, Şeyhülislam Mehmed Esad Efendi’nin ayrılmasıyla Meşihat Makamı boşalır. Sultan Mehmed Reşad’ın iradesiyle bütün şer‘i mahkemelerin ve medaris-i İslâmiyye’nin tanzimi, ıslahı ve cemiyetin hayrına hizmet vermesi için ulemadan Hayri Efendi’nin şer‘i muamelâta vâkıf olması sebebiyle, medrese ve dini eğitimin modernleşmesinden yana olan Mustafa Hayri Efendi atanmıştır.(19) Mustafa Hayri Efendi aynı zamanda Evkaf Bakanlığını da birlikte yürütmüştür.(20) Mustafa Hayri Efendi’nin Şeyhülislam olarak atanması -ya da reformcular tarafından atanmasının sağlanması- ve aynı zamanda Evkaf Bakanı olması, medreselerin ıslahını ve dini eğitimin devletleşmesini savunanlar için fırsat olmuştur.
Yeni Şeyhülislam, medreselerdeki eğitimin modernleşmesi ve aynı zamanda merkezileşmesi için ciddi girişimlerde bulundu. Bu girişimlerden en önemli olanlarından birisi de, vaizler için bir nizamname hazırlamaktı.(21) Hazırlanan nizamnamenin ilk maddesinde, oluşturulan kurumun Evkaf Nezareti’ne bağlılığından bahsedilmesi, ileriye dönük medrese ve dini eğitimin devlet kontrolünde olacağına da işaret etmekteydi. Nizamnamede, muallim yetiştirecek bir yüksekokulun kurulacağı belirtilmektedir. Ayrıca okula kaydolacak öğrenci sayısı da devlet tarafından belirlenecektir.
Medresetü’l-Mütehassısin
Meşihat Makamına Mustafa Hayri Efendi’nin geçmesiyle, medreselerin ve dini eğitimin ıslahı için “Medresetü’l-Mütehassısin” adlı bir okul da kurulur. Kurulan yeni okul, medreselerin tüm mezunları arasından talebe alacaktır. Bu okulda okuyan talebeler, İslami İlimlerde ihtisas sahibi olarak, gelecek nesillerin öğreticileri olacaktır.(22) Medresetül Vaizin Nizamnamesinden sonra, Medresetü’l-Mütehassısîn Nizâmnâmesi de hazırlanır.(23)
31 Mart vakasından sonra başlayan medreselerin ıslahı ve dini eğitimin kontrol altına alınmasına dair hararetli tartışmalar, bu tartışmaların ardından reform programı, İttihatçı iktidarın teşvikiyle Mustafa Hayri Efendi tarafından hazırlanarak yasalaştırılır. Aslında olup biten ise, medrese ve din eğitiminin en azından başlangıç olarak merkezileşiyor, devletleşiyor olmasıydı. Islah programı ile medreseler ve dini eğitim tamamen, devletin bir kurumu halini alan Meşihat-ı İslamiyye kontrolüne geçmiş, Şeyhülislamın medreseler üzerindeki gözetimi artmıştır.
Devlet destekli olarak, geleneğinin dışında yaşanan olağanüstü gelişmeler karşısında, muhafazakâr ulema çok da bir şey yapamayacağını anlamış gibidir. Kerhen de olsa, yeni ıslahat programından memnun olduklarını ifade ederken, tavsiyelerde bulunmaktan başka bir şey ellerinden gelmemiştir.(24) Medreselerin ve dini eğitimin, kendi onayları olmadan değiştirilemeyeceği kanaatine sahip olan ve kanaatinde ısrarcı davranan ulema, büyük yanılgı içine düştüğünü çok geç anlar.
Kendi sonunu hazırlayan ulema
Meşrutiyetin ilanından sonra İttihatçı iktidar tarafında olan ulemadan her biri, iktidarın nimetlerinden faydalanırken, kontrol edemedikleri medreselerin ıslah edilmesini çok erken dönemde savunmuştu. Devlet imkânlarından yararlanırken devletçi olan ulema, iktidardan uzaklaştırılıp bir kenara bırakıldığında, kullanıldıklarını anladıklarında çok geç olmuştu. Medreselerin ıslahı, dini eğitimin devletleşmesi ve tamamen devlet kontrolüne geçmesi, özerk bir yapısı olan medreselerin ve ulemanın halk üzerindeki etkisini ilk zamanlar sınırlamış, süreç içerisinde ise tamamen ortadan kaldırmıştır. Meşrutiyetin ilanıyla birlikte İttihatçı iktidarla iş tutan ulema, meşrutiyetin ilk yıllarında kendi kurumları olan medreseleri kıyasıya eleştirmiş, reform yanlılarına adeta akıl verir gibi davranarak büyük hata yapmıştı.
Meşrutiyetin ilk yıllarında ilmiye sınıfının kurduğu Cemiyet-i İlmiye-i İslamiyye ve yayın organları olan Beyanülhak, mesele üzerine sürekli neşriyatta bulunmuş ve medreseleri asker firarilerinin, ömrünü boşa geçirenlerin yuvası olarak tanımlamıştı.(25) Ulema, kendi kurumu olan medreseleri kendi iç meselesi olmaktan kendisi çıkarmış, kamusal tartışmaya açmış, daha sonra da laik siyasi iktidarın hedefine koymuştu. Medreseler hakkında nizamname hazırlanmadan yıllar önce ulema ıslahat nizamnamesini adeta kendisi hazırlamıştır.(26) Meşrutiyetin ilk yıllarında Tokat mebusu olan Mustafa Sabri Efendi dahi iktidara, ulema sınıfını ve medreseleri kontrol etmesini, nüfuz alanına almasını, devlet kontrolünde olmasını tavsiye etmiştir.(27) Tabii Mustafa Sabri Efendi bu tarihlerde meclisi mebusanda koltuğu olan bir Tokat mebusudur.
Muhalefetin tasfiyesi
Medrese ve dini eğitimin ıslahına dönük erken dönem tavsiyeler her ne kadar yerinde olsa dahi, süreç içerisinde politik bir malzemeye dönüşmesinde, iktidar tarafından laikleştirilmesinde ulemanın payı büyük olmuştur. Islahat programına karşı çıkmaları, medreselerin özerkliğini koruma çabaları gelinen süreçte hiçbir fayda vermedi. Medreseler ve dini eğitimin merkezileşmesini, devlet denetimine geçmesini cılız seslerle de olsa eleştiren muhalifler, baskıcı İttihatçılar tarafından kısa sürede susturuldu. Medreseleri hem eleştiren aynı zamanda da savunan Ahmed Şirani, Meşihat Makamı ve medrese ıslah komisyonu için yazdığı “Mersiye-i Medaris”(28) adındaki hicvedici şiirinden dolayı tutuklanarak Divan-ı Harb’de yargılanmış ve çıkarmakta olduğu dergi kapatılmıştır. Yargılanmasının sonucunda bir sene hapis ve 25 lira para cezası almıştır.
Reformlara karşı çıkanlar, aleni olarak muhalif olanlar, işini gücünü, geçim kaynağını kaybetmekle de karşı karşıya kalabiliyordu. Siyasi iradeye muhalif olan, iktidar tarafından tehlikeli görülen onlarca ulema yeni düzende devre dışı bırakılmış, iktidarla iş tutanlar ise üst mevkilerde görev almıştır.
Sıratımüstakim-Sebbilürreşad, meşrutiyetin ilanıyla birlikte, reformcular safında yer almış, reform taleplerini ve öğrenci mektuplarını sürekli neşrederek, medrese mektep birleşmelidir demişti. Reform hareketlerini destekleyen İslamcı cenahın amiral gemisi, çok değil on yıl sonra, medreselerin tahrip edildiğinden, satıldığından, bakımsızlığından şikâyet edip, milletin uyanması için medreselerin yeniden ihya edilmesi gerektiğini savunacaktır.(29) Aynı zamanda sarıklılara karşı da ustaca hücumlar başlamıştır.(30) Meşrutiyetin ilk yıllarında medreselerin çöküşünün sebebini ulemaya ve ders programlarına bağlayanlar, ilerleyen yıllarda fonksiyonunu tamamen yitirmesinin sebebini reformcular olarak gördüler. Lakin çok geç kalınmış oldu.(31)
Ahmed Şirani’nin, medrese ıslahının ve reform girişimlerinin iç yüzünü anlattığı makalesinin bir kısmını iktibas etmeyi, meselenin anlaşılması ve günümüze dair bir perspektif oluşturması açısından uygun görüyoruz:
“İttihat Terakki’nin fikrince, medreseler ile tekkeler müdahale edilmesi lazım gelen birer komite yatağı idiler. Çünkü medreseler ve tekkeler diğer memurlar gibi azledilme ve tayin edilmeye tabi olmadıklarından, içlerinde muhalefet hissi besleyenler ve nüfuzu altında olan birçok talebeleri, müritleri, muhalefet fikriyle etkileyebileceklerinden, kendilerinin hasımları çoğalacaktı. Hiçbir şekilde çürük tahtaya basmak istemeyen açıkgöz jönlerce bu tehlikenin önünü almak gerekiyordu. Fakat nasıl ve ne surette hareket etmek bu maksatlarına erişmelerini sağlayacaktı? Burasını fazla düşünmeye gerek duymadan aradılar buldular: “Islah-ı medaris ve tekaya.” Medrese ve tekkelerin istedikleri şekilde ve surette ıslahı, yalnız komitacılığa dair endişelerinin önüne geçmekle kalmayacak, talebelerin ve müritlerin, dervişlerin ve onların vasıtası ile bütün Müslümanların dini hisleriyle ve faziletli ahlaklarıyla da oynamalarına fırsat verecektir. Ve bu suretle bir taşla iki kuş siyasetleri tatbik edilmiş olacaktı.
Bu hain maksadın husule gelebilmesi için, icrası lazım gelen ıslahatın, önemli ve ilk şartı rahle-i tedris ve kürsü-i irşaddı. Yapmak istediklerini gerçekleştirmeleri, şer’an ve kanunen azil ve atamaya tabi olmayan dersiamlığın varlığıyla mümkün değildi. Bunun yegâne çaresi, müderrisin ve meşayihi azil ve atmaya tabi memurin zümresine ilhak etmekti. Derhal böyle bir kanun tanzimi suretiyle, azil ve atamayı kendi yetkilerine aldılar ve ıslahata başladılar.
Fakat nasıl ve ne suretle? Evvela: Kendi mensuplarından sarıklı ve soylu birçok cühela ile kendilerine bağlanan ve yaltaklıkta ileri gidenleri, makamatın en yüksek tabakalarında müteaddid ve muhtelif vazifelerle görevlendirdiler. Saniyen: Zülfüyâra dokunmayan ve saati ömrünü sükut-u metinane ile geçirenlere de, aşağı sınıflarda birer ders verdiler. Salisen: Bu evsafı matlubeye haiz olmayanların bir kısmı ıslahatın daha bidayetinde kadro harici, diğer bir kısmı da göz boyamak maksadına mebni birer dersle taltif edildi. Fakat çok geçmeden onlar da birer bahane ile açığa çıkarıldı.”(32)
Dipnotlar
1 Mustafa Sabri, Menakıbımız Misalimiz, Beyanülhak, sayı 30, tarih 21 Haziran 1909
2Abdullah Cevdet, Softalığa Dair, İctihad, cilt IV, sayı 60, tarih 04 Nisan 1329 – 17 Nisan 1913
3 Kılıçzade Hakkı, Dervişlik, Softalık Mes’elesi, İctihad, sayı 62, 18 Nisan 1329 – 1 Mayıs 1913
4 Kılıçzade Hakkı, İtikadat-ı Batılaya İ’lan-ı Harb, sayfa 3, Şems Matbaası, 1332, ikinci baskı
5 Ahmed Şirani, Sen Yazdın Ben de Yazacağım (Softalar ve Medreseler Muharririne), Medrese İtikadları, sayı 5, tarih 3 Haziran 1329 – 16 Haziran 1913
6 Ahmed Şirani, İctihad Refikimize İlk Sözlerim, Medrese İtikadları, sayı 1, tarih 6 Mayıs 1329 – 19 Mayıs 1913
7 Hemedanizâde Ali Naci, Softalar ve Medreseler, sayfa 1, İstanbul, Necm-i İstikbal Matbaası, baskı tarihi yok
8 Mehmed Şükrü, Medrese Mektep Birleşmeli, Sebbilürreşad, cilt 11, sayı 285, tarih 13 Şubat 1329 – 26 Şubat 1914
9 Hafız Mehmed Hilmi, Medaris Meselesi, Sebbilürreşad, cilt 10, sayı 251, tarih 20 Haziran 1329 – 3 Temmuz 1913
10 Medreselerin Islahı Mesail-i Umumiyedendir, Sebbilürreşad, cilt 10, sayı 236, tarih 7 Mart 1329 – 20 Mart 1913
11 Mehmed Şemseddin, Medreselerin Islahı Hakkında İtiraf ve İşhadçılara, Sebbilürreşad, cilt 10, sayı 238, tarih 21 Mart 1329 – 3 Nisan 1913
12 Talebe-i Ulumda Hareket-i Fikriyye, Sebbilürreşad, cilt 10, sayı 242, tarih 18 Nisan 1329 – 1 Mayıs 1913
13 a.g.e.
14 M. Şemseddin, Medreselerin Islahı Hakkında, Sebbilürreşad, cilt 10, sayı 238, tarih 21 Mart 1329 – 3 Nisan 1913
15 H.N., Medrese Fikirleri: Dertlerimiz, Devalarımız, Medrese İtikadları, sayı 1, tarih 6 Mayıs 1329 – 19 Mayıs 1913
16 Taleb-i ulûmdan Edhem Rûhi, Talebe-i Ulumun Feryadları, Sebbilürreşad, cilt 10, sayı 246, tarih 16 Mayıs 1329 – 29 Mayıs 1913
17 Görmek İstemeyenlerin Nazar-ı İnsafına, Sebbilürreşad, cilt 10, sayı 242, tarih 18 Nisan 1329 – 1 Mayıs 1913
18 Raşid Aşki, Talebe-i Ulum Feryadları, Hayrü’l-Kelam, cilt 1, sayı 13, tarih 30 Kanunusani 1329 – 12 Şubat 1914
19 Mehmet İpşirli, Mustafa Hayri Efendi, DİA, cilt 17, sayfa 63
20 Abdülkadir Altınsu, Osmanlı Şeyhülislamları, sayfa 245, Ayyıldız Matbaası, Ankara 1972
21 Medresetül Vaizin Nizamname ve Talimatnamesi, Matbaa-i Amire, İstanbul, 1329
22 Ders Vekalet-i Celilesi’nin Mühim Bir Teşebbüsü: Medresetü’l Mütehassısin, Sebbilürreşad, cilt 11, sayı 286, sayfa 418, tarih 20 Şubat 1329 – 5 Mart 1914
23 Ders Vekalet-i Celilesi’nin Faaliyeti, Medresetü’l Mütehassısin, Nizâmnâmesi, Sebbilürreşad, cilt 12, sayı 287, sayfa 11, tarih 27 Şubat 1329 – 12 Mart 1914
24 A. Faik, Islah-ı Medaris Münasebetiyle, Hayrü’l-Kelam, cilt 1, sayı 3, tarih 21 Teşrinisani 1329 – Aralık 1913; Mahmud Ramiz, Islah-ı Medaris Müjdeleri, Hayrü’l-Kelam, cilt 1, sayı 6, 12 Kanunuevvel 1329 – 25 Aralık 1913; Hasan Sabri, Islah-ı Medaris Hakkında Birkaç Söz, Hayrü’l-Kelam, cilt 1, sayı 11, tarih 16 Kanunusani 1329 – 29 Ocak 1914
25 Ömer Fevzi, Islah-ı Medaris, Beyanülhak, cilt I, sayı 12, tarih 8 Kanun-ı evvel 1324 – 21 Aralık 1908
26 Mutalaa-i Mahsusa: Islah-ı Tedaris Hakkında, Cemiyet-i İlmiye-i İslamiye, Beyanülhak, cilt I, sayı 13, tarih 15 Kanun-i evvel 1324 – 28 Aralık 1908
27 Mustafa Sabri, Menakıbımız Misalimiz, Beyanülhak, sayı 30, tarih 21 Haziran 1909
28 Ahmed Şirani, Mersiye-i Medaris: Şeyhülislam İbrahim Haydari Efendi Hazretlerine, İtisam, cilt II, sayı 68, tarih 18 Mart 1336 – 18 Mart 1920
29 Abdülvehhab, Milletin En Büyük İhtiyacı: Munkarız Olan Medreselerin İhyası [-I], Sebbilürreşad, cilt XIX, sayı 476-480, tarih 15 Nisan 1337 – 15 Nisan 1921; Medreseler Ne İdi, Ne Oldu?, Sebbilürreşad, Cilt 24-XXIV, sayı 603-604, tarih 5 Haziran 1340 – 5 Haziran 1924; Medreseler Tahrip Ediliyor, Sebbilürreşad, cilt: XXIV, sayı 610, tarih 31 Temmuz 1340 – 31 Temmuz 1924); Medreseler Satılıyor, Sebbilürreşad, cilt XXIV, sayı 618, 25 Eylül 1340 – 25 Eylül 1924); Medreseler Satılabilir mi?, Sebbilürreşad, cilt XXIV, sayı 620, tarih 9 Teşrin-i Evvel 1340 – 25 Ekim 1924
30 Sarıklılara Karşı Ustalıklı Hücumlar, Sebbilürreşad, cilt XXIV, sayı 610, tarih 31 Temmuz 1340 – 31 Temmuz 1924
31 Beyanat-ı Meşihat-Penahi Etrafında, Sebbilürreşad, cilt 16, sayı 406-7, tarih 17 Nisan 1335 – 19 Nisan 1919
32 Ahmed Şirani, Mağdurlar Hala Mağdur ve Mütena’imler Hala Mütena’im!, İtisam, cilt I, sayı 11, tarih 06 Şubat 1335 – 6 Şubat 1919
Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *