Biz bu filmi daha önce görmüştük…

Biz bu filmi daha önce görmüştük…

“İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığı seçiminin yenilenmesine karar verilmesini, bugüne kadar hiçbir aklı selim izah edemedi. Meğer ülkede bu işler böyle yürüyormuş.”

Biz bu filmi daha önce görmüştük…

Türkiye Cumhuriyeti tarihi çifte standartlar, hedefe ulaşmak için her yolu mubah sayan sayısız siyasal dalaverelerle doludur. Bilhassa 28 Şubat süreci denilen dönemde, ‘derin devlet’ adı verilen, görünmez iktidara atfedilen marifetler hala hafızalardadır. O dönemde bütün haklar güçlü olanda toplandığı için, demokrasi sık sık kendi rutini dışına çıkıyordu. Teoriye göre liberal demokratik kültür sadece sayısal çoğunluğun değil, bir tek kişi bile olsa, azınlıkların görüşlerini de nazarı itibara almak durumundaydı. Bir kişi sırf ‘azınlık’ diye, siyasal ve ideolojik varlığı görmezden gelinemez, hayat hakkı yadsınamazdı. ‘Muhtar bile olamaz’ sözüyle -şayet bu sözün arkasında da bir ‘komplo’ teorisi aramak gerekmezse- kendisine bütün siyasal etkinlikler memnu sayılan, şu anda rejimin, rakımı en yüksek tepesinde oturan kişiydi. Rejimin kara listeye aldığı kimselerin halkın gönlünde büyümesi riskine karşı, en küçük bir siyasi cazibesi bile bulunmasın diye her fırsatta kötülenir, en masum söz ve davranışlarının arkasında bile bir ‘hinlik’ aranırdı. Aslında böyle yapmakla, tam da kara listeye aldıkları kişiyi büyütmüş oluyorlardı.

Zaman ırmağı aktı, roller değişti, oyunun kartları yeniden karıldı. 28 Şubat döneminin sakıncalı piyadeleri on yedi yıldır Türkiye’de kimin sakıncalı, kimin sakıncasız piyade olduğuna karar verme mevkiine yükseldiler. Şimdi oyunun rejisinde onlar bulunuyorlar. Sistemin ana karakterinde bir değişme olmamıştır: Sistem yine, iktidar gücünü elinde tutanlara, bu gücü -kırmızı çizgilere riayet şartıyla- tepe tepe kullanma hakkını, analarının ak sütü gibi helal kılmakta; hasbel kader iktidar gücüne uzak kalmış bulunanlara ise kendi doğal haklarını bile haram kılmaktadır. (Tıpkı Celaleddin Rumî’nin, Şems’e şarabı helal, kinaye yoluyla Şems’in neden içki içtiğini sorgulayan kişiye de arpa ekmeğini bile haram kılması gibi).

Evet, sistem bir kere daha, kara listeye aldıklarına muhtar olmayı dahi çok görmektedir. Çünkü küçümsemektedir onları. Rejidekiler, ülkeyi sadece biz yönetiriz, aksi takdirde ‘bekâ’ sorunu zuhur eder havasıyla uçmaktadırlar. İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığı seçiminin yenilenmesine karar verilmesini, bugüne kadar hiçbir aklı selim izah edemedi. Meğer ülkede bu işler böyle yürüyormuş. Gücü elinde bulunduran, allem edip, kallem edip, kendi kişisel arzularını bekâ meselesi olarak kabul ettirebiliyormuş. Seçim kampanyasında mubah sayılan ‘her yol’ cümlesinden olarak, muhalefet partisinin adayı alabildiğine kösteklendi. Bu şahıs muhtar bile olamazdı, zaten Pontus’tu, rejimin hoşuna gidecek hiçbir doğrusu yoktu… Şayet seçilse bile, devletin valisine hakaret ettiği için, yargının vereceği kararı Cumhurbaşkanı bile bilemezdi(!) ama kesin olan bir şey var ki, yargının vereceği karar gereği görevden el çektirilirdi! O da yetmedi, şu söylendi: 23 Haziran Pazar günü İstanbul halkı sandıkta ya iktidar partisinin adayını ya da Sisi’yi oylayacaktı! Sisi, yani Mısır’ın darbe ile iktidarı ele geçirmiş, eli kanlı diktatörü. Demek mesele bu derece ciddiydi.

İktidar Partisi ve liderinin onca Makyavelizmi hiçbir işe yaramamış, bilakis kendi kazdığı kuyuya düşerek, İstanbul belediye başkanlığını kaybetmiş, Sisi’ye benzettiği rakibini tebrik etmek zorunda kalmıştır.

İstanbul belediye seçiminin iptali ve 23 Haziran’da yenilenmesine kadar olan dönem, toplumun bazı kesimlerince 17 yıllık Ak Parti iktidarı ve 24 yıllık Recep Tayyip Erdoğan rüzgârı açısından bir kırılma noktası olarak algılandığı için ısı ayarı yüksek eleştiriler gelmeye başlamıştır. Genellikle bu eleştiriler, Erdoğan’ın geçmişteki rakiplerine benzediği, otoriterleştiği, yapıcı uyarılara kulak vermediği, çevresindekileri küstürdüğü yönündedir. İktibas olarak bizim eleştirilerimiz ise daha ilkeli, köklü ve hayra yöneliktir. Bizler zaten bu sistemin bu haliyle hiçbir yerinden bir hayır çıkmayacağını düşünüyor, sistem içi yöntemlerle sistemin değişmeyeceğini iddia ediyoruz. Namazımızı, ibadetlerimizi, yaşamamızı ve ölümümüzü olduğu gibi, siyasetimizi de tamamen Allah’a has kılmadıkça, bundan sonra gelecek partilerin de akıbeti Ak Parti gibi olacaktır. 

Bu arada, Ak Parti ve liderine eleştiriler artarken, Ekrem İmamoğlu da en azından bazı kesimler tarafından parlatılmaya başlanmıştır. Yakın zamanda İmamoğlu muhafazakâr kesimlerin bile ‘yeni kurtarıcısı’ haline gelirse şaşmamak gerekir. İnsanları ve olayları itidal ve suhulet içerisinde, adalet ölçülerine göre tartmayı bir türlü öğrenememekteyiz.

Sonuç olarak gördük ki, yakın geçmişte kendileri mağdur edilenler, bugün mağdur edici olmaktan hiç çekinmemektedirler. Acaba bu durum rejimin fabrika ayarlarından mı kaynaklanmakta yoksa tamamen gücü ele geçirme felsefesiyle mi alakalıdır? Oysa gücün kontrollü ve yerli yerince kullanılması pekâlâ mümkündür. Güç zehirlenmesi, kaçınılması mümkün olmayan bir kader değildir. Şu hâlde mesele, gücü eline geçirdiği için şımaran, mahkemenin kendilerine mülk olduğu zehabına kapılanların aymazlığıyla alakalı olsa gerektir. İktidarın, onu ele geçiren herkesi şımartacağı ve tağutlaştıracağı, gücün doğasında böyle bir vasfın olduğu gibi yorumlar doğru değildir. Çünkü böyle bir iddia Allah’ın muradına aykırı olur. Allah yeryüzünde salih kulların egemen olmasını irade buyurmaktadır. Kur’an, Allah kendilerine iktidar nasip ettiği taktirde, namazı kılacak, zekâtı verecek, marufu emredip münkerden nehyedecek mümin kulların varlığından bahsetmektedir. Allah’ın, Mekke’yi fetheden Rasulüne, Rabbine hamd edip, tesbih etmesini, günahlarının bağışlanmasını dilemesini emretmesi, iktidar gücünün cazibesine kapılmaya karşı ne gibi tedbirler alınacağına dair çok güçlü dersler içermektedir. Türkiye’de rejimin fabrika ayarları ile iktidar Partisinin kuruluş ve siyaset felsefesi örtüştüğü için, geçmişteki ve hali hazırdaki diğer partilerin konumuna gelmiş olması çoklarınca şaşırtıcı bulunmaktadır.

Mensubu olduğumuz toplum, kendisinin tek reçetesi olan İslam’ın hayata ve siyasete hâkim olmasına kafa yormaktan ziyade, bâtıl ideolojilerden ideoloji beğenmekte, bir batıldan usanınca diğer batıla teveccüh etmektedir. Bu anlamıyla her bir seçim, ülke insanını, İslam’ın bir siyaset referansı olarak iyice unutulduğu, hayatı belirleyici olarak İslam’ın gündemden tamamen çıkartıldığı bir zihinsel dönüşüme ikna etmede daha etkin bir rol oynamaktadır. Oysa ‘ben müslümanlardanım’ diyen insanlar seçimlerini İslam’dan yana yapmalı, İslam’ın kayıtsız şartsız, pazarlıksız yaşam tarzı kabul edilmesinden yana irade ve inisiyatif ortaya koymalıdırlar. Çünkü Allah bu Dini biz insanlar için seçmiş, ondan razı olmuş, onu kemale erdirmiş ve kemal-i hâl ile son elçisi vasıtasıyla bizlere duyurmuştur.

MUHAMMED MURSİ’NİN ÖLDÜRÜLMESİ 

2012 yılı Haziran’ında, İhvanı Müslimin’in adayı olarak Mısır’da Cumhurbaşkanı seçilen Muhammed Mursi, yedi sene sonra, seçildiği günün yıldönümünde, darbe ile iktidardan uzaklaştırılmasından ise altı sene sonra mahkeme salonunda, duruşma esnasında hayatını kaybetmiş bulunmaktadır. Mahkeme heyetinin ve diğer tutuklu İhvan üyelerinin gözü önünde yirmi dakika kadar can çekiştiği halde, yönetimin özel emrine binaen olsa gerek, müdahale edilmemiş, ölmesi istenmiştir. Abdülfettah Sisi, 2012 yılı Ağustos ayında Mursi tarafından genel kurmay başkanlığına atanmıştı. On bir ay sonra, kendisini o göreve atayan Cumhurbaşkanına darbe yaparak, Muhammed Mursi’yi hapsetmiş ve idamla yargılanmasını gerektiren suçlar isnat etmişti.

Muhammed Mursi, maruz bırakıldığı sistematik işkence neticesinde, zaten her günü bir ölüm gibi geçen zindan hayatından 17 Haziran günü kurtulmuş oldu.

Abdülfettah Sisi başkanlığındaki Mısır rejimi tevarüs ettiği binlerce yıllık Firavunî kin ve düşmanlığın yeni bir dışavurumu olarak Muhammed Mursi’yi ölüme gönderdi. Yakın siyasal tarihi Türkiye’ye çok benzeyen Mısır henüz ‘normalleşme’ sürecine giremedi. İhvan’ın ve Muhammed Mursi’nin siyasal çizgisini tasvip etmesek de, maruz kaldığı muameleyi hiçbir şekilde benimsemediğimizi burada belirtmek isteriz. Muhammed Mursi’nin öldürülmesini asla onaylayamayız. Sisi’nin başkanı olduğu şebeke Muhammed Mursi’yi İslami açıdan yanlış buldukları siyasal yöntemleri nedeniyle değil, kurulu düzenlerinin hiçbir şekilde değişmesini arzu etmedikleri ve Sisi’yi iktidara getiren küresel patronların çıkarları öyle icap ettiği için katletmişlerdir. Sisi, uzak geçmişte Firavunlar, yakın geçmişte ise Cemal Abdünnasır, Enver Sedat, Hüsnü Mübarek gibi, ibret alması gereken birçok selefe sahip olduğu halde, bu ibreti almamış görünmektedir. Mısır’ın başına gelecek en büyük felaketlerden biri olan Sisi de selefleri gibi hiçbir zaman hayırla anılmayacaktır.

İhvan-ı Müslimîn küfre ve şirke karşı duruşunu düzeltmeli, akidesini demokratik pisliklerden arındırmalı, ulusalcı/millici söylemlerin çeldirici tuzağına düşmekten sarfı nazar etmelidir. Ölüm bir gerçektir ve öldürülmek muhtemeldir. Ama hiç değilse müminler, usûl ve füruu ile bütünüyle Allah’ın rızasına uygun, nebevî yöntem üzerinde iken ölüm meleği ile buluşmalıdırlar.

Bu cümleden olarak ülkemizde 17 yıllık Ak Parti iktidarı döneminde siyasi-itikadî duruş ve duyarlılıkları kaybolan insanlarımıza çağrıda bulunmak, küçük dünyevî hesapların peşinde koşmaktansa, Allah’ı razı edecek, müminlerin şiarı olan, İslamî yöntemlere revan olmalarını, İslam’ın hükümlerini her şeyin üstünde tutmalarını salık veriyoruz. Ak Parti hükümetleri liberal demokrat siyaset biçimini muhafazakâr kesimler için mubah, hatta ‘görev’ haline getirdi. Ama düşünülmelidir ki, başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı yapmış insanlara bile bu siyaset tarzının hayrı dokunmamış, birbirlerini ötekileştirmenin önüne geçememiştir. Öyleyse insanımız bu çıkmaz sokaktan dönmeli, Kur’an’ın nebevî-tevhidî-siyasî uyarı ve öğütlerini yeniden düşünmeli, Rasulullah Muhammed (sav)’in Kur’an’la birebir örtüşen siyasal çizgisini kendisine üsve edinmelidir. “Ak Parti siyaseti mi daha doğru, CHP siyaseti mi daha doğru?” değil, sadece ve sadece Allah’ın belirlediği, Muhammed (sav)’in tatbik ettiği siyaset tarzı doğrudur.

İKTİBAS

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal