Türkiye’de İslamcılığın tarihsel gelişimi üzerine

Türkiye’de İslamcılığın tarihsel gelişimi üzerine

Cumhuriyet’in dayattığı Batılı resmi kadın modeline karşı, başörtülü kadın sivil toplumun asli unsuru olarak tanımlandı.

Türk siyasi tarihi üzerine çalışmalar yürüten Kutlu Kağan Dalkılıç, Türkiye’de İslamcı hareketin gelişimiyle değişen dinamikleri ele alıyor:

Türkiye’de İslamcılığın tarihsel gelişimi ve politik etkileri

Türkiye, modernleşme sürecinin sancılarıyla birlikte birçok ideolojik ve siyasi aktörü politik toplumsal hayatın merkezinde görmeye başladığımız bir siyasi geçmişe sahiptir. İslâmcılık, şüphesiz imparatorluktan cumhuriyete geçişte etkilerini artarak hissettiğimiz; modernleşme ile beraber ortaya çıkmış bir kavramdır. İslâmcılık akımı bahsedilen bu sancılı modernleşme geçmişimizin en önemli unsurlarından birisi olmasıyla karşımıza incelenmeye değer birçok sonuç çıkarıyor. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişle birlikte İslâmcılık, modern bir siyasal düşünce akımı ve şüphesiz bir “kurtuluş ideolojisi” olarak doğmuştur. Bu dönemde yalnızca İslâmcılık değil, imparatorluğun varlığının devamı için mücadele eden ve onun varlığını nasıl devam ettireceği sorusuna alternatif yanıtlarla ortaya çıkan belirli başlı ideolojiler de kendini gösteriyordu. Yusuf Akçura, bu anlamda, dönemin gazetelerinden “Türk” gazetesinde yayımlanan “Üç Tarz-ı Siyaset” makalesinde üç ana akımı ilk dile getiren yazar oldu. Osmanlıcılık yeni bir Osmanlı ulusu yaratmak, İslâmcılık ümmete dayanan bir ulus kurmak, Türkçülük ise Türk ırkından bir ulus devlet çıkarmak istiyordu. Böylelikle modern düşünce hayatında “İslâmcılık”tan ilk söz edenlerden biri yine Akçura oldu. Burada İslâmcılık temel olarak imparatorluğun çözülmekten kurtulması için öngörülen muhtemel üç çıkış yolundan biridir.

Türkiye ve Cumhuriyet İslâmcılığının son dönemlerine bakıldığında ‘demokrasi’, ‘hürriyet’ ve ‘sivil toplum’ kavramlarına ağırlık verdiği görülür.

İslâmcılık siyaseti Osmanlı Devleti’nin çözülme sürecini engellemek ve varlığını nasıl devam ettireceğinin sorusunu ve cevabının yönünü “ümmet” olarak belirlemiş bir siyaset biçimiydi. İç siyasetteki konumu itibarîyle İslâmcılık, Sultan II. Abdülhamit’in Panislâmist dış siyasetinin “ümmet odaklı” politikalarıyla arasına ciddi bir mesafe koyuyor ve dönemin Meşrutiyet yanlısı muhalefetinin bir ayağını oluşturuyordu. Buradaki tavrı ve temsilcilerinin fikri istikametinin; sanılanın aksine modern batılılaşmacı anlayış doğrultusunda şekillenen, müstebit bir yönetime direnen, Meşrutiyet ve şûradan yana bir tavır olduğunu görüyoruz. Türkiye İslâmcılığında yine bu “devleti kurtarma” tavrının uzantısı olarak, milliyetçiliğin aşırı olmayan pozisyonuyla sıkı sıkıya bir ilişki görmekle birlikte, devlet ve millet eksenli bir direniş ortaya çıkıyordu. İslâmcılık, Cumhuriyet öncesi dönemde modernleşmeci bir tavır göstermekle birlikte Batı’nın emperyalist tutumuna karşı dışsal, Batılılaşmanın yek vücut olarak kabulüne karşı içsel bir direniş noktası oluyordu. Tüm bu dışsal ve içsel olana karşı direniş; devlet ve kamu kurumlarının dizaynında siyaseti önceleyen bu anlayışı, örtülü bir milliyetçilik duygusunun beslediğini gösteriyordu. İslâmcılık için ümmet fikri diğer Müslüman unsurlarla bağ kurmak açısından evrensel; millilik fikri ise içeride huzuru sağlamak adına yerel bir motivasyon kaynağıydı.

İmparatorluktan cumhuriyete geçişle birlikte kurtuluş reçetesi Kemâlizm’in inkılâplarıdoğrultusunda şekillenmeye başlamıştı. Bu reçete, Türk milliyetçiliğinin modern şekliyle ulus devlete kavuşması, agresif laiklik ile belirlenen dinin devletten ayrılmasından ziyade dinin devletin belirlediği ana eksende kontrol edilmesi ve hatta sivil toplumda gündelik hayatın içinde bireylerin vicdanını kontrol ve tayin edecek bir yapıya dönüşmesi, Batıcılık ve Batılı kamusal hukukun sert bir iktibasla gerçekleşmesi, sekülerleşme ile ulus devletin tamamlanmasıydı. İslâmcılık bu Tek parti döneminde ağır bir baskı ve yaptırımla karşılaşmış ve ideolojik pozisyonu hiç şüphesiz kesintiye uğramıştı. Çok partili dönemin başlangıcına kadar bu durum böyle devam etmiş; milli ve mukaddes değerlerin ve akabinde bunu taşıyan kurumların kamuda hâkim olması arzusu yani “yeni kurtuluş reçeteleri” hiç tartışılamamıştı. Çok partili hayata geçişle birlikte Cumhuriyet’in kurtuluş reçetesi de tartışmaya açılacak ve bu tartışmada İslâmcılık yeniden bir direniş noktasını temsil etmeye başlayacaktı.

Cumhuriyet dönemi İslâmcılığının fikri ve ideolojik arka planını şekillendiren bu yeni kurtuluş reçetesi tartışmalarının ana etmeni Cumhuriyet’in revizyonu düşüncesidir. Bu tartışmaların salt İslâmcı çevrelerde şekillendiğini söyleyemeyiz; zira muhafazakâr söylem etrafında şekillenen bu revizyon düşüncesine İslâmcılığın hem eklenmesinden hem de bu tartışmaya farklı bir boyut kazandırdığından söz etmek daha olanaklı görünüyor. Merkez sağ ve muhafazakâr düşünce ile birlikte başlarda ayrımı güç olan İslâmcı düşüncenin, dini sembollerle ve taşralı esnaf hareketleriyle desteklenen alternatif bir milli kimlik ve milliyetçilik üreterek, seküler modern ulus devletin travmalarını aşmak adına bir revizyon düşüncesi, meselenin hatlarını iyiden iyiye belirginleştiriyordu. Nuray Mert, bu yeni siyasi anlayışın etkilerini tarif ederken hem ulus devlet krizi, ulusal kimliğe sadakati dini unsurlarla pekiştirerek aşılmış diyecek hem de ulus devletin inşâ ettiği ulusal kimliğin dindarlaştırdığından söz edecektir. Bu durum, İslâmcılığın harici bir politikanın unsuru olarak ulus devletin dışına itilmesini önleyecek; dahilî bir politik ideolojik örgünün ulus devleti biçimlendirme çabasına dönüşecektir.

Türkiye İslâmcılığının siyasi temsili olarak ortaya çıkan “Milli Görüş” hareketi gerek isminden gerekse kuruluş felsefesindeki “adil düzen” kavramından anlaşılacağı üzere, Meşrutiyet yıllarındaki gibi bir kurtuluş reçetesi hedeflemiştir. Devlet artık Batı’nın ağır yenilgilerinden İslâmi temalı bir reçeteyle kurtulacak ancak bu tema yalnızca sosyal yaşantı düzeyinde kendini gösterecektir. Zira “adil düzen” ekseriyetle modernist unsurları kullanacak; bunun en esaslı göstergesi iktisadî terimlerin ve iktisat odaklı bir kalkınmanın reçetenin esas unsuru olmasıdır. Milli Görüş hareketinin ördüğü politik dil; tıpkı yüz yıl öncesi gibi Batı karşısındaki mağlûbiyeti bitirmek, makûs talihimize son vermektir. Bu anlamda İslâmcılığın temel motivasyonu olan Müslümanların mevcut hâline tepki, esaslı bir siyasi hamleyle yepyeni Müslümanlar yaratacaktır. Burada İslâm’ın ve Batı’nın İslâmcı siyasette nasıl yorumlandığına dair en güzel örnek İsmail Kara’dan gelecektir: “Bir Batı’ya ulaşmak için yani ilim, teknik ve medeniyet sahibi olana; bir başka Batı’dan yani sömürgeci, ahlâksız, kâfir olandan kurtulmak gerekecektir. Bu zaferi elde etmek için bir İslâm’a varmak lazımdır ki gerçek olan ahlâklı, çalışan, üreten ancak odur; bir İslâm’dan kurtulmak gerekir ki bu tarihi, bid’atlarla dolu gelenekçi, atıl ve uyutulmuş olandır.”

İslâmcılığın siyasi motivasyonunu özetleyen bu alıntı, modernist unsurları kullanan ve modernizmin ürünü olan ancak modernizmin kirli yüzüne karşı, İslâm’ı yeniden politika araçlı dirilişe sevk eden ve geleneğin ağır yüküyle kavgalı bir anlayışı önümüze koyacaktır. Âkif’in meşhur dizeleri bu durumu özetler gibidir: “Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı/ Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâmı.”

Türkiye İslâmcılığında milliyetçiliğin örtülü kaynaklarını gerek imparatorluğun çözülme safhasındaki “devleti kurtarma” çabasından gerekse aktüel politik temsildeki “Milli Görüş” hareketinin içerisindeki “Osmanlı” ruhundan olmakla duyulan memnuniyetten görebiliriz. Milli Görüş hareketinin geleceği kurmak isterken geçmişteki bu şanlı İslâmi temsilin yegâne sahibi olan “Osmanlılığa” öykünmesi tesadüf değildir. Politik dilin ve ideolojik ağın içerisindeki zımnî milliyetçiliği anlamamız için bu ruhun ne derece önem taşıdığını incelememiz yeterli olacaktır. Milli Görüş teşkilatlarındaki en önemli organizasyonlardan biri şüphesiz “fetih” kutlamalarıdır. Osmanlılık, hem sivil sosyal hayatın teşekkülündeki medeniyet, millet ve cemaat örnekleriyle öne çıkarılırken, bir yönüyle de Cumhuriyet’in seküler Batıcı ve seçkinci kültür devrimine karşı sığınılacak en önemli kaledir. Cumhuriyet’in muhafazakâr mütedeyyin çevrelere kapattığı politika, bürokrasi ve güvenlik; Türkiye İslâmcılığında ve “Milli Görüş” hareketinde bir mazlum ve mağdur hissi yaratmış, geleceği yeniden yaratırken geçmişe duyulan özlem, bu retrospektif bakışı hareketin temel şiarı hâline getirmiştir. Cumhuriyet İslâmcılığının fikri önderlerinden olan Necip Fazıl’ın: “ Öz yurdunda garipsin öz yurdunda parya”dizeleriyle bu anlayış özdeşleşmiştir. Yasin Aktay, bu geçmişteki Osmanlı ruhuna olan öykünmeyi, Cumhuriyet seçkinciliğine karşı bir tür muhayyel Osmanlı seçkinciliği yaratma arzusu taşıyan diaspora duygusu olduğunu yazmıştır. Bu durum Türkiye İslâmcılığının ekseriyetle radikal terör örgütlerinden uzak durmasına da büyük bir katkı sağlamıştır.

Türkiye ve Cumhuriyet İslâmcılığının son dönemlerine bakıldığında “demokrasi”, “hürriyet” ve “sivil toplum” kavramlarına ağırlık verdiği görülür. Meşrutiyet geçmişinden yola çıkarak bu akımın demokrasiyle uzlaşısı olağan bir gelişmedir ancak süreç içerisinde mütedeyyin çevrelerin demokrasinin ve özgürlüklerin hep dışında kalması, bu hareketin “demokrasiyi daha çok İslâmi çevreler için bir hak arayışı”, hürriyet kavramını da “dindarlara kamusal alanda hürriyet” için telaffuz ettiklerini anlamak adına zor değildir. Son dönemlerde İslâmcılık içerisinde öne çıkan “kadın” vurgusu da bunun şüphesiz en önemli sembolüdür. Kadın ve bilhassa başörtülü kadın kamusal alanda direnişin ve özgürlük, hürriyet, adalet gibi kavramların temsilcisi olagelmiştir. Cumhuriyet’in dayattığı Batılı resmi kadın modeline karşı, başörtülü kadın sivil toplumun asli unsuru olarak tanımlandı. Sivil toplum da benzer biçimde Batılı topluma karşı milletin öz değerlerini ifade eden bir anlama büründü. Böylelikle hem sivil toplum İslâmcılığa entegre edildi hem de İslâmcılık sivilleşti. Türkiye İslâmcılığı, sonuç olarak, bir yanıyla İslâm coğrafyalarının modernleşme karşısında verdiği tepkinin ürünü olmasıyla evrensel ancak bundan daha fazlası Osmanlı son dönemindeki “devleti kurtarma” çabasıyla ve Cumhuriyet içerisindeki milli manevi politik revizyon çabasıyla yereldir.

KARAR

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal