Tesadüf değil Tevafuk ya da Tahakkuk

Tesadüf değil Tevafuk ya da Tahakkuk

gördüğümüz olayların çoğunun arkasında bilerek veya bilmeden yapılan planlar ve hesaplar vardır. Allah’ın da hesabı vardır tabi ki lakin iyi insanların bir planı yoksa şayet ya da iyiler, kötülerin planlarını anlamak için gayret göstermiyorlarsa; Allah’ın planı, iyilerin lehine olmayacaktır.

Her zaman olduğu gibi son zamanlarda da bazı olaylarda sap ve saman birbirine karıştırılıyor. Aslında yapılan bir başka hata ise olaylara romantik ve fantastik bakmak. Olayları duygusal ya da sanal şeylere bağlıyoruz.” diyor Milli Gazete’den Turgut Akyüz. Önceki gün yayınlanan Tesadüf Yoktur; Tevafuk ya da Tahakkuk Vardır başlıklı yazısında Akyüz, “Acaba gerçekten de olaylar böyle rastlantı ya da duygusal sebeplerle mi gerçekleşiyor?” sorusunun cevabını şöyle veriyor:

1. Öncelikli olarak bilmek gerekiyor ki tabiatta olduğu gibi maddi ve manevi alanda da sünnettullah caridir. Yani olayların bir hikmeti ve kaidesi vardır. Rastgele ya da ansızın ortaya çıkmış olay yoktur.

2. Sünettullahın en temel ilkesi, vesile veya sebeplerdir. Yani Allah, bir şeyi murat ettiği zaman, sebeplerini hazırlar ve yürürlüğe koyar. Bu durumda bütün olayların bir sebep sonuç zinciri içinde yaratıldığını söylemek yerinde olacaktır. Aksi halde hikmet olmayacağı gibi insanın bilgi sahibi olması da mümkün olmayacaktır.

3. Kaza dediğimiz olay da birden ortaya çıkan bir durum değildir. Kaza, çözülmeyen veya gözden kaçırılan birden fazla ihmalin bir araya gelmesi iledir. Yani tek bir ihmal ya da bir anlık yanlış tutum, kazaya neden olmaz.

4. Mahalle kavgalarında bile çoğu zaman kasıt ve plan vardır. Yani birbirini tanıyan insanlar, genelde, öyle birden kavga etmezler. Bütün bu olaylarda muhakkak önceden biriken sebepler vardır. Aile meselelerinde de pilavdan çıkan kavgaların asıl nedeni hiçbir zaman pilav değildir. Pilav, önceden biriken enerjinin açığa çıkma sebebidir diyebiliriz.

5. Ecdat, bu tür bahanelerin aslında kasıtlı ve planlı olduğunu; “gözünün üstünde kaşın var” ifadesi ile dile getirmiştir.

6. Siyaset ve siyasete konu olan başta ekonomi olmak üzere diğer alanlar söz konusu olduğunda mesele daha da planlı ve sistemli bir hal almaktadır. Birinci Dünya Savaşı’nın asıl nedeni, prensin öldürülmesi değildir. Prens, burada, sadece bir kıvılcımdan ibarettir. Mesele daha büyük ve daha planlıdır aslında ve yıllardır biriken olayların bir sonucudur. İkinci Dünya Savaşı için de aynı şey geçerlidir. Mesele Hitler meselesinden çok Birinci Dünya Savaşı’ndan kesin sonuçların alınamaması ve adaletsiz olan anlaşmalardır. Aslında mesele daha da başka ve daha mühimdir.

7. Günümüz dünyasında yaşanan olaylarda da durum farklı değildir. Toplum; siyasi, dini, ekonomik ve diğer alanlarda, meseleyi daima somut ve gündelik olaylara bağlamaktadır. Siyasetçi ve ekonomist olmamakla beraber, 2001 krizinin asıl nedeninin kitapçık fırlatmak olmadığını anlayabilecek kadar izan sahibi olmak zor değildir.

8. Aslında gündelik hayatımızda da durum böyle değil midir? Bize hakaret edenle barışırız. Kavga ettiğimiz kişiyle dost oluruz. Ama mesele menfaatimiz olduğunda kimseyi tanımayız. Mesele yanlışlarımızın dile getirilmesi olduğunda kimseye müsamaha göstermeyiz.

***

Şimdi biz bütün bunları niye anlatıyoruz?

Günlük hayattaki kavga ve anlaşmazlıklarımızın nedeni duygusal veya sözlü şeyler değildir demek istiyoruz. Aslında mesele, menfaat çatışmaları ve dünya görüşlerinin uyuşmamasıdır. Bu yüzden özellikle bize yanlış yaptığımızı söyleyenlerle uzlaşmayız.

Dünya çapındaki olaylarda da durum böyledir. Bir plan vardır. Bu planı satranç gibi düşünürsek, olaylar aslında birer hamleden ibarettir.

Yoksa dünya çapındaki olaylarda basit bir sözden hatta ağır bir hakaretten dolayı ciddi siyasi ve ekonomik değişiklikler olmaz.

Yani özetle arkadaki büyük planı görmek gerektiğini söylüyoruz.

***

Mesele ülkemiz olduğunda sorulması gereken asıl soru; bütün bu olaylardan sonra ne olacağı, bizden ne talep edileceği ve başımıza hangi çorapların örüleceğidir.

Köşemiz siyaset köşesi olmasa da vatan hatta hakların ve mukaddesatın müdafaası söz konusu olduğunda mücadele etmek, bir hak ve görev olmaktadır.

Böyle durumlarda da kimseden emir ve/veya izin beklemeye gerek yoktur.

Yani gördüğümüz olayların çoğunun arkasında bilerek veya bilmeden yapılan planlar ve hesaplar vardır.

Allah’ın da hesabı vardır tabi ki lakin iyi insanların bir planı yoksa şayet ya da iyiler, kötülerin planlarını anlamak için gayret göstermiyorlarsa; Allah’ın planı, iyilerin lehine olmayacaktır.

Yani ilahi adalet tecelli ettiğinde ihmalkârların da aleyhine olacaktır.

***

Az çok siyasetten anlayan ve feraset sahibi birilerinin, ülkemizdeki kriz ve darbelerden sonra başımıza neler geldiğini alt alta sıralamasını ve bugün yaşadığımız olayların sonucunda ne olabileceğine dair bazı ipuçları vermesini istirham ederek yazımızı bitiriyoruz.

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal